Özür dileyen politikacı meğer makbul değilmiş

Güncelleme tarihi: 11 Ağu




İtiraf edeyim Londra'da evler kutu gibi. Küçük camlar, dar mekânlar ve korkunç bir dekorasyon! Kira fiyatlarına hiç girmiyorum. ••• Geçen gün Başbakan Yardımcısı basının karşısına çıktı “Sizlere seçim öncesi ‘Üniversite öğrenci harçlarını düşüreceğiz’ diye söz verdik ama tutamadık. Görünen o ki tutamayacağız da. O yüzden özür dilerim” dedi. Hemen paniğe kapılmayın olaylar Türkiye’de değil İngiltere’de gelişiyor. Başbakan Yardımcısı Nick Klegg’in bu özrünü izleyince “Vay anasına sayın seyirciler” dedim. Öyle ya bu sözleri duyduktan sonra “Adamlarda ne biçim politik bilinç ve demokrasi kültürü var” gibi şeyler söylemek geliyor insanın içinden değil mi? Değil. Zira Klegg’in bu özürden sonra yapılan araştırmada güven endeksinin dibini boyladığı görüldü. Financial Times’ın dün yayımladığı bir araştırmaya göre 2010 yılında %58 olan reytingi Eylül 2012’de yani özürden sonra eksi %61’e düşmüş. Az buz değil % 39’luk görkemli bir düşüşten bahsediyoruz. Üstelik Klegg’e güvenenlerin sayısı sadece %12 gözüküyor. Kuşkusuz bunda Liberal Parti başkanı olarak muhafazakârlarla aynı yatağa girmesinin yani koalisyonda yer almasının da rolü var. Son özür gösteriyor ki demokrasinin beşiğinde bile olsanız politikacının geri adım atanı makbul kabul edilmiyor. Oysa Klegg gelip biraz memleketimizdeki politikacıların yanında staj yapsaydı oylar nasıl %53’e çıkartılır ve korunur bal gibi öğrenebilirdi. Ne diyelim, “Yazıklar olsun böyle politikacıya!” Derdim büyük, Londra kazan ben kepçe günlerdir ev arıyorum. Günlerdir ev ararken şunu fark ettim: Dünyanın en gelişmiş şehirlerinden birinde yaşasanız da her şehrin bir yaşam kültürü var. İtiraf edeyim Londra’da evler kutu gibi. Küçük camlar, dar mekânlar ve korkunç bir dekorasyon! Kira fiyatlarına hiç girmiyorum. Lafı getirmek istediğim yer ise bunlar değil. Londra Belediyesi’nin ilginç bir uygulamasına hayran kaldım. Diyelim zengin bir Arap ‘körfez’den getirdiği paralarla bir semte gidip 5 milyon pounda bir ev alıyor, belediye hemen evinin yakınındaki kendisine ait binaya dar gelirli vatandaşları yerleştiriyor. Bir semtin zengin ya da fakir olarak gettolaşmasına engel olmaya çabalıyorlar. Aklıma bizim rantsal dönüşüm işlerimiz geldi. Hay Allah ‘kentsel dönüşüm’ diyecektim ağzımdan kaçtı. Londra’da her şey pahalı ama yemek ucuz. En lüks restorana da gitseniz sokaktan da alışveriş yapsanız İstanbul ile karşılaştırdığınızda (buna çok rahat Bodrum’u da ekleyebiliriz) ucuz kalıyor. Burada yemek neden ucuz diye sormayacağım benim merak ettiğim nasıl oluyor da İstanbul’da yiyecek içecek sektörü bu kadar pahalı olabiliyor? Şehit haberlerinden sonra konser iptal edilmesinden konserde şehitler için şarkı söylendiği bir aşamaya geldik. Ülkemize uzaktan bakınca üzerinde bir hüzün bulutu gözüküyor. Bunca acıyla her gün baş edebilmek çok zor. Bazen milletçe nasıl başa çıkabildiğimize hayret ediyorum. Türkiye’de yayın yapan bu kadar çok yerel kanal olduğunu anlamam için yurtdışına çıkıp yayınları uydu üzerinden seyretmem gerekiyormuş. Benim merak ettiğim bunca kanalı kim izliyor, nasıl para kazanıyorlar ve ayakta kalabiliyorlar. Bir de nedir bu bitmek bilmeyen halay çekme merakımız!



5 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör