Yol Ayrımı: Bir Modern Zaman Ütopyası

Cuma, 1 Aralık 2017 10:44

Hazırlayan: Gözde Güven

Yüzünü hangi yana dönse hep aynı şeyi görüyordu. Bisiklet… Ah bir binebilseydi! Fotoğrafçı “gülümseyin” diye seslendi “kurumuş bir ağaç gibi” önünde dikilen adama. Ama o bilmiyordu ki nasıl tebessüm edeceğini… “Duy sesimizi” diye feryat etti işçi Emine. Duyamazdı. Çünkü merhametli olma lüksü yoktu. Koca bir imparatorluğun patronu Mazhar Bey’in buzdan yüreğini eritebilmek o kadar kolay mıydı?

Muhsin Bey, Eşkıya, Gönül Yarası… Türk sinemasının ölümsüzleşen filmlerinin yaratıcısı Yavuz Turgul, Av Mevsimi’nden 7 yıl sonra Yol Ayrımı ile beyazperdeye döndü. Pek tabii Şener Şen ile birlikte…

Film, trafik kazasında ölümden dönen bir iş adamının dönüşüm hikayesini konu alıyor. Babasından devraldığı tekstil şirketini büyütmek uğruna kirli yollara sapan, ticari ahlakı hiçe sayan Mazhar Kozanlı, ‘sistem’in yetiştirdiği hırslı ve acımasız bir patron. Yemeğinden çıkan taş yüzünden emektar çalışanını harcayabilecek kadar… Ona biçilen aile babası rolünü “elalem”e karşı yıllardır başarıyla oynasa da eşine olan sevgisizliği, çocuklarına ve torunlarına karşı ilgisizliği davranışlarıyla onu ele veriyor. İdeallerinden vazgeçip aile şirketinde kendilerini babalarına beğendirmek için özveriyle çalışan Defne ve Barlas en ufak bir hatada ya da yerine getirilmeyen bir talimatta delici bakışların, sakin ama keskin azarların hedefi oluyor.

Mazhar Bey’in vicdani duygulardan arınmış kirli ruhunun derinlerinde bir anne figürü saklı. Firdevs Kozanlı, (Çiğdem Onat) bu tekstil imparatorluğunu yıllarca eşinin gölgesinde yönetmiş, hala kendini tahtın gerçek sahibi gören, güçlü, otoriter bir ‘sistem’ kadını. Annesi ile sürekli bir çatışma halinde olan Mazhar Bey’e göre Firdevs Hanım, patronun gölgesindeki akıllı kadın rolünü oynamaktan hiç bıkmıyor. Oğlunun “iyiliği” için, oğluna karşı başlattığı savaşın ailede açacağı yaraları göremiyor. Çünkü aslolan ‘düzen’i korumaksa, bu uğurda karşınıza çıkan engelleri -oğlunuz da olsa- yok etmek mübah değil mi?

yol ayrımı 2

Peki ya karşı kıyıdakiler? Asgari ücretin bile altında çalıştırılan, alın terine el konulan, sesleri çıkınca da sistemin dışına itilen işçiler… Emine (Nihal Yalçın) işte onlardan biri… Sanayi Devrimi’nde İngiltere’deki ‘makine kırıcılar’ın filmdeki uzantısı. Uğradığı haksızlığa karşı susmuyor, korkusuzca haykırıyor patronunun yüzüne. Yardım dilenmiyor, merhamet beklemiyor, adil bir düzen istiyor sadece. Karşısında gördüğü ise koca bir duvar…

“Bu imparatorluğu sen kurmadın ki sen dağıtasın…”

Gün geliyor, o duvar yıkılıyor. “Yeni hayat”ın kapıları açılıyor. Mazhar Bey geçirdiği trafik kazası sonrası -birden- hayatının günahlar ve yalanlarla kuşatıldığını fark ediyor. Çocukluk özlemini, bilinçaltında yitirdiği insani duygularını hatırlıyor. Doğanın mucizevi gücünü ilk kez gözlemliyor, çalışanlarına ilk kez hal hatır soruyor, yüzüne bile bakmadığı Emine’nin peşine düşüp hatasını telafi etmeye çalışıyor. “Proje” olarak gördüğü aile hayatını terk ediyor. Ve sonunda eşini ve çocuklarını çok kızdıracak bir karar alıyor. Ama en çok da annesi Firdevs hanımı… Bu aile savaşını kim kazanacak? Düzen mi, vicdan mı?

“Ben nasıl aşık olunur bilmem ki!”

Filmin en dinamik, en renkli karakteri Mazhar Bey’in Mekteb-i Sultânî’den okul arkadaşı ‘kavanoz’ lakaplı Altan… “Birinin derdi rakamlar, ötekininse şiirler” olan bu birbirinden çok farklı iki eski dost, yıllar sonra Mazhar’ın yol ayrımında buluşuyor. Hayatın özünü yıllar önce keşfeden ve onu doyasıya tadan Altan, geç de olsa yeni hayatına uyanan Mazhar’ın yol göstericisi oluyor.

Usta oyuncu Rutkay Aziz’in canlandırdığı bu karakter aslında gerçek bir kişi. Şener Şen ile Yavuz Turgul’un ortak arkadaşı. ‘Kavanoz’un serüvenlerini filmleştirmek isteyen Turgul’un bu düşüncesi zamanla evrilmiş ve Altan karakteri Yol Ayrımı’na ilham kaynağı olmuş.
yol ayrımı 3

Yavuz Turgul, kaleminin gücüyle kameranın gücünü birleştiriyor. Hayatının en anlamlı, ailesi için ise en yıkıcı konuşmasına giderken Mazhar Bey’i sürekli arkasından takip ediyoruz. Yeri geliyor, geride bırakmaya çalıştığı yaşamı olup peşine takılıyor, yeri geliyor emekçilerin yumruğu oluyor, ona kuvvet veriyoruz.

“Bundan sonra şairleri dinle…”

Gülten Akın, Cevat Çapan, Jorge Luis Borges dizeleriyle yoğrulmuş senaryonun edebi dili usta oyunculuklarla birleşince 2,5 saat boyunca akıp gidiyor. Durağan bir öykü incelikle yerleştirilmiş dramatik anlarla tempo kazanıyor, filme ilgi hep diri tutuluyor. Ancak “seyirci her şeyi bilmeli” düşüncesiyle diyaloglara yedirilmeye çalışılan bilgilendirmeler bu zengin metni boğuyor. Seyircinin kişileri ve olayları yavaş yavaş kavramasına, anlamlandırmasına da fırsat verilmiyor. Sorgulatacağına didaktik bir üsluba bürünüyor. Öyle ki Mazhar Bey’in malum konuşmasında neler söyleyeceğini bile merak edemiyoruz çünkü tahmin etmekte hiç zorlanmıyoruz.

Yeri geliyor, hayatlarından ansızın çıkıp giden babalarına içlerini döken, tek dertlerinin para olmadığını bize hissettiren Defne ve Barlas ile empati kurmaya başlıyoruz. Çünkü onların da tıpkı babaları gibi çocukluk travmaları, yarım kalan hayalleri olduğunu öğreniyoruz. Ama baba duyduklarından hiç de etkilenmiyor, onlara bir özrü bile çok görüyor. Hatalarının bedelini yine çocukları ödüyor. İyi bir insan olmaya çabalayan Mazhar’ın eski hayatının kalıntısı olan bu bencil ve empatiden yoksun tavrı şaşırtıyor. Tam da bu noktada yönetmenin “ama doğru olan Mazhar’ın seçimi” müdahalesiyle karşı karşıya kalıyoruz.

“Kazanma hırsı masumiyetimizi yitirdi…”

Her ne kadar Yavuz Turgul; “Bu değişimler tıbbi anlamda da kanıtlanmış durumlar. Olay anında yaşananlara ve travma sonrası değişikliklere ilişkin konunun uzmanlarından, tıpçılardan bir hayli bilgi aldım” dese de, Mazhar Bey’in karakterindeki değişim, bir öncekinden eser kalmayacak derecede keskin oluyor. “Hayatında tek bir kişiye bile çıkarlarını hesaplamadan yardım etmeyen, çocuklarını kucağına dahi almayan, onlara hayal kurma fırsatı bile tanımayan” gücün ve paranın temsili bu adam bir anda yok oluveriyor. Ve bu değişim seyirciye de keskin bir geçiş ile aktarılıyor. Bu da hikayenin inandırıcılığını zedeliyor. Ütopya algısı doğuruyor.

Yüzü gülmeyen, rengi solmuş bir hayat yeniden yeşerebilir mi? Ölü bir vicdan yeniden diriltilebilir mi? Yavuz Turgul’a göre sistem sorunu çözülüp adil düzen geldiğinde bu sorular da olumlu yanıt bulacak. Yani insanlığı keşfetmek için illa travmatik bir kaza olmasına gerek kalmayacak.
yol ayrımı 4

Tags