Yer Yarıldı, İçine Girdik: Felaket Filmleri

Cuma, 5 Haziran 2015 10:32

Bu hafta vizyona girecek olan “San Andreas Fayı” tarihin gelmiş geçmiş en büyük depremini hayal ediyor: Nevada’daki Hoover Barajı yakınlarında, daha önce fark edilmemiş bir fay hattı boyunca meydana gelen sismik hareketler, sınırı aşarak California’nın San Andreas Fayı’nı da tetikleyince, Los Angeles’ın tamamını sallayan dev bir deprem meydana gelir. Ama her şey bununla bitmez. Şok dalgaları fay hattı boyunca ilerler ve San Fransisco’ya kadar kaos ve yıkım dalgası yaratır. Daha önce farkına varılmamış fay hattı nasıl olur diye sorabilirsiniz. Tatlı tabağındaki çatlak değil bu nitekim; yer kabuğunda koskoca bir yarık. Ama gözden kaçmış bir kere, ne yaparsınız.

Neyse… Dwayne Johnson (nam-ı diğer The Rock) afet sırasında çok kişisel bir görev üstlenmek zorunda kalan LAFD (Los Angeles İtfaiyesi) Araştırma Kurtarma helikopter pilotu Ray’i canlandırıyor. Ray her şey yerle bir olurken, hem ayrı yaşadığı eşini hem de kızını güvenli bir yere götürmeye ant içiyor. Sonra da macera başlıyor.

“San Andreas Fayı” felaket türünün en son örneği. Artık her yaz sezonunda en az birkaç tanesini izlediğimiz kafayı kıyametle bozmuş filmler, insanların çok ilkel korkularına hitap ediyor aslında. Doğaya karşı güçsüzüz. Bizden çok daha büyük, kontrol edemeyeceğimiz kuvvetler var bu alemde ve eğer bizi böcek gibi ezmeye kalkarlarsa bununla nasıl başa çıkarız? Daha da temelinde bu filmler hayatın kontrol edilemez olmasını çok daha büyük bir tuvale taşıyan hikâyeler. Zaten bundan dolayı da felaket filmlerinde yerin dibini ya da arşın tepesini boylayan karakterler, her zaman en benciller, en kötüler. Yani bu tür aslında kaosa bir düzen getirmeye çalışır. Verici insanlar, kendini toplumun iyiliği için feda etmeye hazır olanlar kurtulur: bencillerse yok olur. Tüm Hollywood filmleri gibi felaket filmleri de bize aslında güvence verir. O muazzam hengamenin ana fikri “iyi olan kurtulur”dur; dünya bitse de, iyilik yaparsanız sonunuz da iyi olacaktır. Gerçek hayat tabii böyle değil. Evren insanların kalplerinin ne kadar temiz olduğunu baz alarak onlar için özel bir kader belirlemiyor. Ama en azından felaket filmleri böyle bir hayale inanmamızı sağlıyor.

San Andreas Fayı2Aslında kıyamet-yaradılış ikilemi insanlık tarihi kadar eski. Uygarlığın en eski efsanelerinde, Gılgamış’tan tutun da Babil mitlerine kadar hepsinde, sel, felaket, ölüm ve sonradan gelen yeni uygarlık hikayeleri var. Bentler ve barajlarla suya hükmetmek insanlık tarihinin en önemli kilometre taşlarından olduğu için bunun öncesi ve sonrasını bir anlamda iki farklı dünya gibi sunmak çok mantıklı. Yani bu filmlerin temelinde Jungian bir bakış açısı var

Hazırlayan: ALİ ARIKAN

Yazının devamı ve Dipnot Tablet’in 219. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

Get-it-on-Google-Play