“Yer altı edebiyatının yer üstü kralı”

Cumartesi, 16 Mart 2013 13:46
chuckpalahniuk

Ayrıntı Yayınları, “yer altı edebiyatının yer üstü kralı” olarak anılan Chuck Palahniuk’un Kurgudan da Garip’inin de yer aldığı 3 yeni kitabı Mart ayında okurla buluşturdu.

Yer altı edebiyatının büyük ismi Chukc Palahniuk’un, okurunu “herkesin sahnede çırılçıplak istediğiyle istediği biçimde sevişmekte özgür olduğu Montana’daki Taşak Festivali’ne”den başlayıp köşe bucak gezdirdiği romanı Kurgudan da Garip, okurunu sessizliği yazmaya tanıklık etmeye çağıran bir sahne denemesi olan Burcu Canar’ın Tuhaf adlı romanı ve Ömer F. Oyal’ın, bir tekke erbabının günlük yaşantısını anlattığı yeni romanı Ferahlık Anına Övgü, Ayrıntı Yayınları’ndan çıktı.

Kurgudan da Garip
Şurası gerçek ki Chuck Palahniuk, ister kafasının içinde ister hayatın içinde olsun, garip şeyler bulma konusunda inanılmaz becerikli bir yazar. Kurgudan da Garip adlı kitabında Chuck Palahniuk bizi herkesin sahnede çırılçıplak istediğiyle istediği biçimde sevişmekte özgür olduğu Montana’daki Taşak Festivali’ne, oradan kaşların yarıldığı dudakların patladığı Olimpiyat güreş seçmelerine, daha sonra da motor yağlarının yerlere aktığı, tekerleklerin havada uçuştuğu biçerdöver parçalama yarışmasına götürüyor.

Kendi hayatından örnekler veriyor ve bize bir arkadaşıyla Seattle sokaklarında köpek kılığında dolaşırken insanların nasıl tepki verdiğini anlatıyor.

Gittiğimiz her yerde ve tanık olduğumuz her olayda görüyoruz ki hayatın kendisi hakikaten kurgudan da garip. Chuck Palahniuk bu kitabında ilginç kişilere tutuyor bazen mikrofonu. Örneğin, adını dünyaca ünlü oyuncu Marilyn Monroe ve seri katil Charles Manson’dan alan ünlü şarkıcı Marilyn Manson’u konuşturuyor.

“Dünyayı değiştirebileceğinize inanacak kadar idealist olmanız bir bakıma devrimdir ama sonuçta kendinizden başka bir şeyi değiştiremeyeceğinizi anlarsınız… Başarısız olabilirim ve bu şey işe yaramayabilir ama en azından bu benim seçtiğim bir şey. Mecbur kaldığım için yaptığım bir şey değil.”

Chuck Palanniuk “neyi, niçin, nasıl” yazdığına da değindiği bu kitabında, kendi edepsiz, rahatsız edici, yer yer baştan çıkarıcı üslubundan ödün vermeden, kurgunun gerçeğe, gerçeğin kurguya ne denli yakın durduğunu ve bizzat hayatın kendisinin ne denli şaşırtıcı olabileceğini birbirinden ilginç hikayelerle gösteriyor okura. Kurgudan da Garip, yanıltmayan ama son derece şaşırtan bir kitap! (Tanıtım Bülteninden)

Ferahlık Anına Övgü
Hu sesi duvarları, camları titretiyor. Önce Efendi, arkasından herkes gürültüyle içine halkalar halinde halının üzerine çöküveriyor. Şeyh anlaşılmayan bir şeyler okumaya başlıyor. Mırıltılar. Ortalıkta gezdirilen buhurdanlıktan yayılan koku genzini yakıyor. Sıcak, ter ve buhardanlıktan çıkan duman sarmalanıp kalabalığın üzerinde geziniyor. (…) Başlar bir sağa bir sola dönüyor, sıcaklık artıyor. Oysa ki bu daha bir şey değil. Perdeler bir bir kalkıyor, sesler tizleşip yükseliyor. Esma tekrarlandıkça hava yoğunlaşıyor. Dizlerinin üzerine çökmüş gövdeler bir o yana bir bu yana çalkalanıyor. Kelimeler uykulu dalgalar gibi duvarlara çarpıp geri dönüyor. Kendini dalgaların üzerindeki bir kayıkta sanıyor Tamer. Kayık kah aşağı düşüyor kah dalganın tepesine tırmanıyor.

Ömer F. Oyal, yeni romanı Ferahlık Anına Övgü’de bir tekke erbabının gündelik yaşantısına götürüyor okurunu. Romanın kahramanı Tamer, Rönesans hayranı bir ressamdır. Ancak ne ressamlıkta umduğu başarıyı ne özel hayatında huzuru ve mutluluğu yakalayabilmiştir. Çevresinin, özellikle emekli albay babasının gözünde “kaybetmiş” biridir Tamer. Geçim sıkıntısı çektiği günlerde aldığı bir teklifi önce hakaret gibi algılayacak ancak yine de kabul edecektir.

Tamer’e verilen iş, Mukayeseli Tasavvuf İncelemeleri Vakfı’nın tezyinatını yapmak, bir duvara ayet işlemektir. Böylelikle Tamer’le birlikte bir tarikatın içinde, şeyhin huzurunda buluyoruz kendimizi. Yazar, objektif bir bakış açısıyla yaklaşıyor taraflara ve cevaplaması zor sorularla yüzleştiriyor onları.

Estetik kaygılar geleneksel sanatla çarpıştığında ne olur? Kullukta hep daha da derinleşen yetememe duygusu aşılabilir mi? Kişi neden suçluluk biriktirmek zorundadır? Tamer’in ve tarikatta tanıştığı Kerem’in çok farklı yollarda üstlendikleri suçların düğümü ferahlık anıyla çözülür mü? Ferahlık Anına Övgü Ömer F. Oyal’ın incelikli ve ironik anlatımıyla şekillenmiş hüzünlü ama hayatı ve bütün ağırlığına rağmen özgürlüğü savunan bir roman. Birbirinden tamamen farklı iki dünyanın ve iki zihniyetin karşılaşmasının hikayesi… (Tanıtım Bülteninden)

Tuhaf Alan
Tuhaf Alan, okurunu sessizliğe yazmaya tanıklık etmeye çağıran bir sahneleme denemesidir. Sessizlikle yola çıkan bu yazı, bilinmeyen kılıklara bürünürken yazı üzerinde yavaş yavaş sessizliği yitirmenin yolunu da gösterecektir.

Karşınızda Bakhtin olmayan bir karnaval, kelimeyi oyuna getiren bir yazım ve aktörler yerine filozoflar vardır. Sahneleme; yazının üzerinde Nietzsche’yi dipsiz kuyulara çıkaracak, Artaud ile metni yarıda kesecek; Deleuze’ü es geçecek, Heidegger’i elinde kitaplarıyla ortada bırakacak; Derrida’ya varmayı sürekli olarak erteleyecek ve Blanchot’yu her an uzaklaşmak üzere ziyaret edecektir. Böylesi bir yazımın buluşma yeri Beckett, “Derrida’nın yazılamayan”ı olarak kendini gösterirken Tuhaf Alan yolculuğu bir ileri bir geri giden bir yazıya yaklaşacaktır. Bir yazı düşünün; her türlü okumaya davet ederken “Tuhaf Alan sizin okuyacağınız gibi değildir” desin.

Bir sessizlik düşünün; yeni bir sessizlik değil diye yazıya çıksın. Bir iletişim düşünün, sahneye çekilsin. Bir sahne düşünün sahneleme diye sahne arkasında kayboluversin… Metnin sunuşunun yerine geçen üç perdelik bir oyunla, yazıya geçmenin sürekli hazırlığını gösteren bir akortla, giriş ve çıkışla işaretlenen bir alanla ve açıklama yapmamak üzere yazılmış bir sözlükle karşılaşmaya hazırsanız Tuhaf Alan için yazıdan şöyle bir geçen seyirciden fazlasısınız. Tuhaf Alan’da “Yazı demeye bin sahne isteyecek” Sessizlik sizi bekliyor, hoş geldiniz… (Tanıtım Bülteninden)