YENİ HAYAT Cüneyt Özdemir Londra’dan yazıyor

Perşembe, 20 Eylül 2012 12:22

Dipnot Tablet’in Başyazarı Cüneyt Özdemir 5N1K’nın neden Londra’ya taşındığını kaleme aldı.

Londra’dan merhaba.

Bundan tam 19 yıl önce hayatımda ilk kez bu şehre adım attığımda dizlerimin bağı çözülmüştü. Nasıl çözülmesin British Council bursu ile 6 aylığına hayatımda ilk kez yurtdışında başka bir şehre yaşamaya geliyordum.. Hayatımda metroya binmemiştim. Başka birinin evinde kalmamıştım. Başıma neler geleceğini bilmiyordum.

İki ay Londra’nın dışında Colchester adında bir kasabada pansiyoncu bir İngiliz ailenin yanında kalmıştım. Sonrasında Londra’ya gelip kendimi şehrin en çılgın ve underground kalabalığının içinde bulmuştum. İsterseniz o çılgın ortamı sizlere şöyle tarif edeyim; Portobello Road’un paralelinde bir sokakta içi tamamen Tibet’teki bir köy evi gibi dekore edilmiş bir evin sadece bir odasını tutmuştum. Ev sahibi zenci kadının Portobello’da bir dükkanı vardı. Sevgilisi gece klüplerinde body guard idi. En yakın arkadaşları mahallenin kuaförü, karşı barın garsonu ve ilerideki çamaşırcı kızdan oluşuyordu. Tıpkı İhsan Oktay Anar romanlarında yaratılan atmosferler gibi bir anda kendimi Londra yeraltı hayatının ortasında bulmuştum. Ha bu arada Osmanlı Veliahtından bir mimar ve Cici Kızlar’ın elemanlarından biri de kankamdı.

İtiraf edeyim üniversiteden mezun benim gibi bir genç iletişimci için hayli renkli günlerdi.

Sanki içimde bir yerlerde yeni bir göz açıldı. Hayata bambaşka bir açıdan bakmaya başladım.

Bu yüzden bütün genç arkadaşlarıma bir süre yurtdışında yaşamalarını tavsiye ederim.

Aradan geçti 19 yıl.

Yine Londra’dayım. Yıllar önce eğitimini aldığım işi yapıyorum. Bu sefer bir öğrenci olarak değil, şehrin meydanlarından birindeki stüdyodan hergün Türkiye’ye yayın yapan bir televizyon programcısı olarak. İnsanlık için küçük benim adıma ise bir metafor olarak bile olsa büyük bir adım.

İlk yayına çıktığım gün sosyal medyada en çok aldığım mesaj ‘Ne işi var Cüneyt’in Londra’da?’ oldu.

Böylesine olumsuz bir yaklaşım sanırım en çok bizim gibi dünyaya gözlerini kulaklarını kapatmış ülkelere dair bir hastalık gibi…

Buraya gelmemin bir kaç nedeni var.

İlk olarak 13 yıldır aynı programı benzer bir formatta yayınlamaktan biraz yorulmuştum. Ancak program iyi de gidiyordu. Daha da geliştirmek bana iyi fikir gibi geldi.

İkincisi tebdil-i mekanda ferahlık vardır.
Üçüncüsü herşeyin bir sebebi var. Bazen biz sebebi tam olarak göremiyoruz ancak nedenini bir kaç yıl sonra anlayabiliyoruz. İçimden bir ses böyle bir şey var diyor. Neden olmasın!

Dördüncüsü eşim çocuğum ve ben bu tür maceralara atılmayı seviyoruz. Son üç yılda üç ev değiştirmiş bir çekirdek aileden bahsediyoruz. Hatta şöyle söyleyeyim bizim oğlan doğmadan önceki yıl tam 48 haftasonunu İstanbul dışında geçirmişiz. Bilmem anlatabiliyor muyum?

Beşincisi ve en önemli nedenlerden biri ise sevgili eşime gelen iş tekliflerini değerlendirirken onun önünü açmak istedim.

Bizim coğrafyamızda hayatlar hep erkeklerin kariyerleri üzerine kuruluyor.Hep kadınlar fedakarlık yapıyor. Oysa ben aşk uğruna terk edilmeyecek kariyer, vaz geçilmeyecek hayatlar olduğuna inanmıyorum. Kadınlar ne kadar başarılı olurlarsa olsunlar hep bu erkek hegemonyasının gölgesinde kalıyorlar. Oysa ben biz erkeklerin de gerektiği zaman kendi kariyerlerini eşlerinin kariyer planları yönünde değiştirmesi gerektiğine inanıyorum. Bu Londra adımını atarken bu yüzden kendime güvenim tam, içimse rahattı.

Evet bir süre sizlere buranın havasını suyunu anlatacağım…

Umarım başınızı ağrıtmam…

Hepinize Londra’dan iyi haftalar…