Twitter Yasağı Hukuki Mi?

Cumartesi, 29 Mart 2014 14:29

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’a dair değişiklikler içeren “torba yasa” Cumhurbaşkanı tarafından 18 Şubat 2014’te onaylandı ve 19 Şubat 2014’te Resmi Gazete’de yayımlanarak, yasal süreç içinde yasalaştı. Değişiklikler öncesinde dahi ilgili kanun, ifade özgürlüğü, özel hayatin gizliliği, basın özgürlüğü ve internet üzerinden bilgiye erişimi sınırlayan sorunlu bir internet rejimini içermekteydi. Getirilen yeni düzenlemeler ise internet ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı ve insan haklarını ihlal eden hükümleri ile daha da vahim sonuçlara yol açacak bir internet rejimi sunmaktadır.

Bu türden yasaklayıcı bir rejime karşı uluslararası platformdan da tepkiler gecikmemiştir. Merkezi Toronto’da bulunan International Freedom of Expression (IFEX) örgütü, Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası PEN Yazarlar Örgütü gibi birçok sivil toplum örgütlerinin yani sıra Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Avrupa Birliği ve Amerika’da getirilen değişikliklerin yaratacağı potansiyel durumu vurgulayarak Cumhurbaşkanı Gül’e yasa değişikliğini onaylamadan önce veto çağrısında bulunmuşlardır.

Değişiklik öncesindeki internet rejiminin uluslararası insan haklarına aykırı olduğu birçok kereler dile getirilmiştir. 5651 sayılı Kanunun erişim engellemeye dair hükümleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Aralık 2012’de vermiş olduğu kararla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne aykırı bulunmuştur. Mahkeme, Google Sites sitesine Türkiye’den erişimin engellenmesi ile, Sözleşme’nin 10. Maddesi ile korunan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme’ye göre bir bilgi erişim kaynağına erişimin engellenmesi ancak erişimin engellenmesinin kapsamını sıkı bir şekilde denetleyici yapıya sahip ve muhtemel kötüye kullanımlara karşı hukuki kontrol ve güvence sunan bir yasal çerçeve ile mümkündür. Ayrıca bu yasal çerçeve ifade özgürlüğüne ilişkin sınırlamaların uygulanması konusunda özel ve kesin kuralları sunmalıdır. Bu anlamda Mahkeme, tartışılan değişiklikler öncesi haliyle 5651 sayılı Kanun ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar ermiştir. Hiç şüphesiz ki, bu karar ile birlikte Türkiye’de internet ve ifade özgürlüğüne dair yeni düzenlemeler getirilmesi gerektiği bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Ne yazık ki ihlal kararına konu olan kanundaki yasak ve kısıtlamalara yenilerini katan ve bu anlamda kanunun insan haklarını ihlal edici özelliğini pekiştiren bir değişiklik demokratik ve insan haklarına dayalı bir toplumda olması gerekenin aksi bir düzenlemedir.

Değişiklikler ile internet yer sağlayıcılarına internet kullanıcılarının aktivitelerinin verilerini iki yıla kadar saklanması yükümlülüğü getirilmektedir. Bu yükümlülük akıllara kişisel verilerin korunmasını ve Türk hukuk düzeninde bunun halen daha sağlanamamış olduğunu getirmektedir.

Yeni düzenleme ile saklanması yükümlülüğü getirilen internet trafiği verilerinin saklanmasına ilişkin kanunlar, Avrupa Birliği ülkelerinde kişisel verilerin korunması kanunları ile ilişkilidir. Türkiye’de ise kişisel verilerin korunması ise tam bir muammadır. 12 Eylül 2010 yılında halkoylaması ile Anayasa’nın çeşitli maddelerinde değişiklik yapılması onaylanmış ve bu çerçevede Anayasanın “Özel Hayatin Gizliliği” başlıklı 20. maddesine kişisel verilerin korunması ile ilgili hüküm eklenmistir. Ancak kişisel verilerin yasal usullere göre işlenebilmesine dair ayrıntıları içeren bir kanun halen daha kabul edilmemiştir. Bu anlamda, kişisel veri olarak nitelendirilebilecek internet trafiği verilerinin toplanması, saklanması, aktarılması ve hatta bu verilerin sahiplerinin bilgilendirilmesi, itiraz hakki gibi genel ilkelere yönelik bir yasal düzenlemenin yokluğunda getirilen düzenleme hiç şüphesiz birçok sorunu beraberinde getirecektir.

Yeni düzenleme ayni zamanda hukuk devleti ve kanunilik ilkesine aykırı hükümler içermektedir. Anayasa’nın 13. Maddesine göre temel hak ve özgürlükler ancak yasa ile sınırlandırılabilir. Yasa kavramı yalnızca şekli anlamda, yani Anayasa ve İçtüzükte öngörüldüğü şekilde bir yasanın çıkarılması olmayıp bu şekli yasanın aynı zamanda belirli maddi nitelikleri de taşıması gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına göre, yasanın şekli nitelikleri taşımasının yanında maddi nitelikleri de sağlaması acısından öngörülebilir ve ulaşılabilir olması gerekmektedir. Bu anlamda yasanın öngörülebilir olması, bireylerin yasanın getirdiği düzenlemeleri öngörebilmesi ve buna göre davranışlarını düzenlemesini mümkün kılmalıdır. Ne yazık ki yeni yasa değişikliği getirilen hükümler bu nitelikleri sağlamaktan uzaktadır. Örnek vermek gerekirse düzenleme ile içerik sağlayıcılarına Telekomünikasyon İletişim Başkanlığınca talep edilen bilgileri teslim etmeleri yükümlülüğü getirilmiştir. Ancak burada hangi bilgilerin, hangi koşullarda istenebileceğine yer verilmemiştir. Bu anlamda Başkanlık, istediği her türlü bilgiyi gerekçe göstermeden yer sağlayıcılardan isteyebilecektir. Hiç kuşku yoktur ki böylesi bir düzenleme Başkanlıkça keyfi önlemlerin alınmasının yolunu açmaktadır. Oysaki temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren yasal düzenlemenin keyfi uygulamaları önleyecek nitelikte kesinliği ve açıklığı sağlaması gerekmektedir.

TİB’in yetkilerini adeta sınırsız bir şekilde genişleten düzenleme ayrıca ifade özgürlüğü ve özel hayatın gizliliği hakkını ihlal edilen kişilere hiçbir hukuk yolu öngörmemektedir. İçerik ve yer sağlayıcılarına getirilen TIB’e bilgi verme yükümlülüğü, kullanıcıların bu bilgi akışına dair bilgilendirilmesine dair hiçbir düzenleme getirmemektedir. Yine ayni şekilde kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasında bulunan kişi mahkemeye başvurarak erişimin engellenmesi kararı aldığı takdirde, sitesine erişimi engellenen kişi bu süreçten haberdar edilmeyecektir. Oysaki hukukun üstünlüğü ve demokratik bir toplumun gereklilikleri temel insan hak ve özgürlüklerine yasa ile tanınmış ve temel insan hak ve özgürlüklerine sınırlama getiren yetkilerin kötüye kullanılmasına karşı bireylere hukuki güvencelerin sağlanmasını gerektirmektedir.

Değişiklik öncesindeki sistemde erişim engellense dahi bu yasaklar DNS ayarlarının değiştirilmesi gibi bir takım uygulamalar ile aşılabilmekteydi. Ancak yeni düzenleme URL adresi tabanlı erişim engellemesini getirmekte. Buna göre daha önce erişim engellemelerinin aşılması imkânı URL bazlı engellemeyle ortadan kaldırılmak istenmekte. Ayrıca bu engelleme sekli tüm içeriği gözetleme, kaydetme ve filtreleme gibi süreç gerektiren bir yöntem olup kişisel verilerin korunmasına yönelik ihlallere yol açacaktır.
Hiç şüphesiz ki yeni düzenleme bir anlamda gözetim toplumunu oluşturmaya yöneliktir. Bu anlamda internet kullanıcıların aktiviteleri keyfi bir şekilde denetlenmesi sağlanmaya çalışılmıştır. Zaten endişe verici olan basın özgürlüğü daha da kısıtlanacak, ifade özgürlüğü belki de bir ütopya haline gelecektir. Mevcut yasal boşluk nedeniyle düzenlemenin kişisel verilerin korunmasına dair getireceği ihlaller de eklendiğinde sonuç insan hakları açısından endişe verici bir hal almaktadır.

Av. Elif Mendos Kuşkonmaz 

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN