“Türkü Caz Patlıyor!” Cazı Türkiye’ye sevdiren Jülide Özçelik Dipnot’a anlattı

Pazartesi, 16 Eylül 2013 13:12

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Dipnot/Özel-Son zamanlarda Birsen Tezer, Jülide Özçelik, Elif Çağlar, Ceylan Ertem, Sibel Köse ve daha sayamadığımız birçok isim ile caz dinler olduk hem de bu ülkede “Caz yapma!” diye bir deyim olmasına rağmen.

Siyahların müziği olarak bilinen caz, ilk olarak Afrika’dan getirilen kölelerin Amerika’nın güneyindeki pamuk tarlalarında ve demiryollarında çalışırken söyledikleri şarkılardan doğdu. Doğaçlama-atışma olarak söylenen bu şarkılar genellikle kötü koşullarda çalışmak zorunda kalan kölelerin duygularını dile getiriyor ve belirli bir çalışma temposu sağlıyordu.

Halktan doğan bu müzik türünün Türkiye’deki algısı ise bambaşka: “Halka hitap etmeyen”, “Zenginlerin müziği”, “Müzikal mastürbasyon”…

Bu algının son yıllardaki değişimi ise görülmeye değer. Televizyonlarda görmediğimiz, hatta klipleri olmayan şarkıları ezbere bildiğimiz, konserlerine gitmek için gün saydığımız birçok caz kadın vokalisti kulaklarımızda güzel bir tat bırakmaya başladı ve caz müziğini kalbur üstü kesimden halka açtı. Anlamadığımız şey ise biz mi caz dinlemek için kıvama geldik yoksa onlar mı fark yarattı?
Biz de bu soru üzerinden yola çıkarak Jülide Özçelik, ile caz müziği ve hayatları üzerine, Türkiye toplumundaki caz algısına, son zamanlarda caz müziğine olan ilgiyi, bir caz sanatçısının ne okuyup ne dinlediği üzerine konuştuk;

Siz kimsiniz? Biz neden özellikle son bir yıldır adınızı bu kadar çok duyuyor, şarkılarınızı bu kadar çok dinliyoruz? Biz mi geç keşfettik yoksa…

1975 İstanbul doğumluyum, ailemden herhangi birinin müzik geçmişi yok. Bu yüzden müzikle ilgilenmeye liseden sonra başlayabildim. Önce Müjdat Gezen Sanat Merkezi daha sonra da Bilgi Üniversitesi müzik bölümünde tam burslu olarak okudum ve mezun oldum.

İlk albümüm Jazz İstanbul Volume 1 2008 yılının 1 Ocak günü çıktı. Aslında albümü 2006′da kaydetmiştik ancak görüştüğümüz firmalar bizi uzun süre bekletti. Biz de o sıralarda Kadıköy Müzik Yapım olmuştuk ve albümü kendimiz çıkartalım diye düşündüm. Öyle de oldu ve albüm kendi firmamızdan çıktı. Herhangi bir promosyon çalışması olmadı ve özellikle de geride durmaya özen gösterdim. Önemli olan yaptığınız her neyse, ‘Ruhu’dur. Eskiler radyo dinlerlerdi. Eseri seslendiren kişi; güzel mi, çirkin mi, esmer mi, kumral mı herkes kendi hayalini kurardı. Bu günlerde güzellik, sahne şovu gibi etkenler var. Benim istediğim; sadece şarkı söyleyerek var olabilmek. Çünkü genel piyasa şartlarına uygun gitmiyorum…. Bu yüzden ağır ve emin adımlarla yürüyüp kalıcı işler yapabilmek benim için çok önemli. Bu yüzden de geç fark etmiş olabilirsiniz beni.

Neşet Ertaş’ın artık klasikleşen ‘Yalan Dünya’sını hala bilmeyen vardıysa, onlar da sizin sayenizde artık öğrenmiş oldular. Siz bu kadar klasikleşmiş bir parçayı bambaşka bir formatta söylemeye çekinmediniz mi? Üstelik bu kadar birbirine zıt tarzlarda. Biri halk müziği, biri caz…

Yalan Dünya Neşet Ertaş’ın en sevdiğim eseridir. Repertuvar seçerken özellikle bize ait, bu topraklara ait eserler olmasına dikkat ettim. Riskli bir hareket tabi, çünkü ustaların fanatik denebilecek düzeyde hayranları var ve onlara göre bu eserler dokunulmaz ama ustalarımızın eserlerinin özünde de sonsuz bir hoşgörü var, felsefesini anlamak ve bilmek lazım. Saygı ve hoşgörüyü elden bırakmamak en önemli nokta. Ben elimden geldiğince eserlerin ruhunu korumaya dikkat ediyorum. Birileri mutlaka eleştirmek için eleştirir. O zaman hiç bir şey yapmamanız lazım bu hayatta. Doğru olduğunu düşündüğüm hiçbir şeyde geri adım atmam. Bu eserleri tamamen saygı ve sevgimden söylüyorum.

Biraz daha farklı bir müzikal altyapı kullanıldı ve dinleyenler de sevdiler. Böyle dinlemek isteyen de bir çok insan var. Farklılıklara saygıyla yaklaşmalıyız. Biz kimseye bu müzikleri dayatmıyoruz ama bir mağazaya, bir markete girdiğinizde, bir minibüse bindiğinizde sürekli aynı müziklere zorla maruz bırakılıyorsunuz..

Benim için müzik; İyi ve kötü müzik olarak ikiye ayrılıyor. Tür olarak kategorize etmem.

Sayenizde caz dinlemeyenler de caz dinler oldu. Türkiye’de caz sıradan halkın değil de daha eğitimli, daha zengin, daha entelektüel bir kesimin müziğiymiş gibi düşünülürdü. Herkes dinlemezdi yani. Siz ‘caz yapmaktan’ korkmadınız mı? Bu kadar ilgi çekeceğini düşünmüş müydünüz?

Bilgi Üniversite’sinde Caz ağırlıklı bir eğitim aldık ancak, hiçbir zaman kısıtlanmadık. Klasik Türk Müziği derslerimiz de oldu, Hint Müziği’ni de işledik. Dolayısıyla bu farklı bakış açıları beni çok besledi diyebilirim. Ne yapmak istediğime karar vermemi sağladı.

İnsanlara yıllardır bu tutuyor, bu satıyor diye diye hep aynı müzikler sunuldu. Sorgulamayan bireyler kendilerine layık görülen bu müzikleri dinledi. Bizim gibilere şans verilmedi. Ancak sosyal paylaşım ağları sayesinde bizlere sesimizi duyurabileceğimiz bir mecra açıldı.

Daha önce de söylediğim gibi ben müziği iyi ve kötü olarak ayırıyorum. İnsanlar hiç dinlemedikleri bir müzikten tabi ki korkarlar. Caz; New Orleans’ta kölelerin özgürlük arayışından doğmuş bir müzik türü. Nasıl olmuş da zengin kesimin dinlediği bir tür haline gelmiş bu da ayrı bir çelişki ve inceleme konusu…

Ben yola caz yapayım diye çıkmadım, caz şarkıcısıyım gibi bir söylemim de olmadı. Bu toprağın renklerini, seslerini seven ve saygı duyan biri olarak kendi durduğum yerden baktım sadece… İnsanların sevmesi ve dinlemesi de benim için büyük bir mutluluk.

“Babaanneme bile caz dinletebilen kişi”, “Türkülerimizi diri tutan kadın”, “İnsanın ruhunu dinlendiren nadir seslerden biri”, “Kış kıyamette sığınılabilecek huzurlu bir limandır sesi” Bunlar sosyal medyada bulduğum yorumlardan sadece birkaçı. Bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz? Nasıl başardınız bunu?

Müzikaliteden ödün vermeden popüler olmadan da birçok insana ulaşabileceğime inanıyordum. Ben varsam benim gibi düşünen birileri de mutlaka vardır. Herkes iyi müzikler dinlesin istiyordum, anlaşılamayacak bir durum yok ki, insanlar herhangi bir müzikten neden korksun? Klasik müzikten de korkuyorlar, sorarım size sokaktan rastgele birkaç kişiyi çevirin kaç tanesi konsere gitmiştir hayatında? Bakın caz ya da klasik müzik demiyorum. İnsanların iyi müziklerle buluşmasını sağlamak birçok bakımdan önemli. Ben zengin fakir, eğitimli eğitimsiz diye ayırmıyorum. Her zümreye ulaşmamız lazım müziklerimizle. Bunu başarabildiysek ne mutlu bize. Müzik insanın ruhuna iyi gelir, bir nevi terapidir. İnsanlar müziği gönül kapılarından içeri alırlar. Bu bağlamda önemlidir ama farkındalığı olana…

Caz sanatçısı deyince genelde pek çoğumuzun gözünde, “entelektüel” bir karakter canlanıyor. Sizce bu neden kaynaklanıyor? En sevdiğiniz kitaplar, mekanlar, filmler nelerdir merak ediyorum?

İnsanlar doğdukları andan itibaren kiloları ve boyları itibarı ile kıyaslanmaya başlarlar. Müzik tarzları da bu daha üstündür, şu daha basittir şeklinde kıyaslanmıştır. Benim için iyi ve kötü müzik vardır, müzik dinlerken kriterim budur. Ancak hiçbir tür bana göre diğerinden üstün değildir. Hepsi insandan gelir, insan duygusu çıkışlıdır, içinde insan emeği ve dokunuşu vardır. Bazı insanlar çok ısrarcı davranmış olacaklar ki caz daha üstündür gibi intiba uyanmış ama bunu hiç doğru bulmuyorum. Bu açıkçası; eğitimsiz kesime siz ne anlarsınız demektir. Eğitim de takdir edersiniz ki ülkemizde ve dünyada genellikle maddi imkan meselesine tabidir. Birçok okuyamayan ve oyun çağında sadece karın tokluğuna çalışmak zorunda kalan çocuklar var. İnsanları ötekileştirmeden anlamaya çalışmak ve onlara yeni çalışmalar sunmak benim için önemli. Şu üç günlük dünyada hoş bir seda olarak kalabilmektir tüm gayretim.

Genellikle psikoloji kitaplarını okumayı seviyorum. Yeşim Türköz’ün ‘Büyü Dükkanı’, Yıldız Burkovik’in ”Korkacak ne var?” adlı kitaplarını çok severim. Ahmet Uluçay’ın ”Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak ‘ ve Cemal Şan’ın ‘Dilber’in Sekiz Günü’ filmlerini çok beğenirim. Mekan olarak Şile feneri ve çevresini çok severim. Pazara gitmeyi tezgah karıştırmaya ve sebze meyve seçmeye bayılırım. Konserlere gitmeyi çok severim. Özellikle salon konserleri daha da ilgimi çeker.

Son olarak hazır Türkiye’de caz müzik sizin sayenizde gelişim içindeyken alternatif caz yapan gruplara, kişilere önerileriniz neler olur?

Müzikle uğraşan herkesin öncelikle kendi gibi olması çok önemli. Mutlaka etkilendiğimiz müzisyenler olacaktır ancak kendi stilimizi bulmamız lazım. Farklı stillerde müzik dinlemenin de müzisyenliğe katkısı olduğuna inanıyorum. İyi müziklerle dolu bir hayat dilerim.

Çağla Gillis

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ