Türkiye’nin en iyi sinema eleştirmeni Ali Arıkan Hobbit filmini yazdı

Pazar, 16 Aralık 2012 11:35

Tabana Kuvvet – Hobbit: Beklenmedik Yolculuk

Geçmiş zaman olur ki… Eskiyi altın çağ olarak varsaymak belki de insanlık tarihi kadar eskidir. Romalılarda da vardı bu olgu; Eski Yunan’da da vardı, Sümerlerde de. Aynı şekilde ilerlemenin, doğrudan doğruya gelişme anlamına gelmediği, hatta daha önce olmayan ve baş edilmesi çok zor sorunlar yaratabileceği anafikri de edebiyatta sık görülen bir konu olmuştur. Bu akım, özellikle yirminci yüzyılın ilk yarısı İngiliz edebiyatında epey yaygındır. G.K. Chesterton, Hilaire Belloc, Dorothy L. Sayers ve C.S. Lewis gibi yazarlar, modern dünyaya her zaman şüpheyle yaklaşmıştır. Fakat bunların arasında, ilerlemeyi en keskin gözle eleştiren şüphesiz J.R.R. Tolkien olmuştur.

Tolkien’in eskiye duyduğu özlem ve “otur oturduğun yerde” felsefesi, aslında hem Yüzüklerin Efendisi hem de Hobbit’in temel temalarından “maceranın kapının dışında olmasıyla” çakışır. Bu paradoks, yazarın teknolojiye olan septik yaklaşımına rağmen, kitaplarının teknoloji belli bir yere gelmeden sinemaya uyarlanamamış olmasının da altını çizer elbette. Hoş Tolkien kitaplarının filme uyarlanmasına hiçbir zaman hoş gözle bakmamıştı ve Tolkien’in ailesinin, filmlerin yapımcısı Warner Bros’la arasındaki davalar bu sitemkâr yaklaşımın devam ettiğini de gösteriyor. Her şeye rağmen, filmlerin yapımının teknolojinin gelişmesiyle doğru orantılı olduğu kesin.

Peter Jackson’ın 2000’lerin başında yaptığı Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin sinema tarihinin büyük başarılarından biri olduğu kesin. Jackson’ın filmleri, daha önce ne gişede ne de eleştirmenler kanadında bir türlü tutmayan fantezi türünün sinemada bir yer edinmesini sağladı. Ton olarak aşırı ciddi ve gereksizce uzun bulmama rağmen, özellikle ilk filmi severim. En fazla da hobbitlerin köyünde geçen sahnelere bayılırım. Hem bu sebepten hem de kitabını Yüzüklerin Efendisi’ne tercih etmemden dolayı, Hobbit’in filminin yapılacağını duyduğumda sevinmiştim. Fakat yavaş bir okurun bile üç saatte bitirebileceği kısacık bir kitaptan Jackson’ın üçleme çıkaracağını söylemesi ister istemez hevesimi kırdı (kıyaslamak gerekirse, yine üç tane filme uyarlanan Yüzüklerin Efendisinin kitabı üç aşağı beş yukarı bir milyon sayfa kadardır). Ondan da öte, Jackson’ın filmi zorla çektiği gibi bir his de uyanmıştı içimde. Neyse ki film, korktuğum kadar kötü değil. Ama şaheser de değil. Sadece iyi.

Yüzüklerin Efendisinden altmış yıl önce geçen Hobbit’te, önceki üçlemeden tanıdığımız ve bu kez Martin Freeman tarafından canlandırılan hobbit Bilbo Baggins’in, Gandalf (yine Sir Ian McKellen) ve 13 cüceyle birlikte, cücelerin Smaug adında bir ejderha tarafından istila edilmiş imparatorluklarını yeniden ele geçirmeye çalışma maceralarını izliyoruz. Yolda başlarına gelmedik kalmıyor; devler, cinler, periler, gulyabaniler… Önlerine bir sürü engel çıkıyor ama grup, inadım inat maceralarını sürdürüyor. Hikayenin kenarlarındaysa, Orta Dünya’ya çökmeye başlayan bir karanlığın izlerini sürüyoruz. Yani fantezi türünden ve özellikle Tolkien’den beklediğimiz tüm seslere şahit oluyoruz.

Dediğim gibi uzun bir film bu, ama izlerken uzunluğunu hissettirmiyor. Fakat asıl sorun film bitip de “üç saattir ne oldu” diye düşününce ortaya çıkıyor. O kadar maceraya rağmen, ortasında kesilmiş bir hikayeyi izlemiş gibi hissediyor insan kendini. Bunun sebebi de, başı sonu belli, kısa bir çocuk romanının, gereksiz şekilde, sakız gibi uzatılmasından kaynaklanıyor.

Ama eğlenerek izliyor insan. Özellikle Martin Freeman ve Sir Ian McKellen’ın oyunculukları, filmin şen şakrak havasına mükemmel uyuyor. Aynı şekilde, Sylvester McCoy’un oyandığı orman büyücüsü ve “mantar bağımlısı” Radagast da öne çıkıyor. Cücelerdeyse karakter hak getire. Richard Armitage’ın oynadığı grubun lideri Thorin Meşekalkan (bu isimlere de bayılıyorum ama ana hep Beylikdüzü’nü hatırlatıyor) dışında diğer cüceler birbirleriyle çakışıyor. Bırakın isimlerini, yüzlerini bile hatırlamakta güçlük çekiyorum.

Efektler ve görseller, önceki filmlere göre daha ihtişamlı. Bazen mantıksız (grup bir sahnede yemyeşil ormanlarda fink atıyor, hemen sonrasında karlı bir dağ geçidini aşmaya çalışıyor) ama insan izlemeye doyamıyor. Gollum’un (Andy Serkis) animasyonu da önceki üçlemeye göre çok daha iyi: Bilbo’yla arasındaki bilmece müsabakası herhalde Hobbit’in en eğlenceli sahnesi.

 YAZININ TAMAMI DİPNOT TABLET 91.SAYIDA 

Tags