Türkiye’nin Dijital Fotoğrafı

Pazar, 15 Haziran 2014 11:00

Dünya döndükçe dijital koşarak ilerlemeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde yapılan Digital Age Summit Konferansı’nın da ana konusu dijitalin artık geleneksel medyanın bir yansıması değil, ana akımın kendisi haline gelmesiydi. Türkiye’nin dijital fotoğrafınının nasıl gözüktüğünü Digital Age Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan ve Web Psikoloğu Nathalie Nahai ile konuştuk.

 

Pelin Özkan – Digital Age Dergisi Genel Yayın Yönetmeni

Türkiye’nin bu dijital fotoğrafını nasıl buluyorsunuz?

Türkiye olarak potansiyel açısından oldukça ilerideyiz. Türkiye, dünyadaki ve kendi bölgesindeki dijital dönüşüme öncü olabilecek bir potansiyele sahip. Örneğin, online kullanımda ve engagement’ta Avrupa’da ikinci ülkeyiz. Benzer şekilde, mobil internet kullanımı ve mobil cihazlarda Türkiye’de çok gelişti. Bu anlamda biraz ABD’ye benziyoruz. Bizde mobil cihazlar Avrupa’ya kıyasla daha hızlı kullanılmaya başlandı. Dolayısıyla mobil cihazlarla birlikte oradaki teknolojileri ve hayatı kolaylaştıran uygulamaları da kullanıyorsunuz. İnternet penetrasyonunda da dünyada ilk beş ülke arasında yer alıyoruz. Potansiyeli çok yüksek bir ülke olduğumuz için çok daha iyi değerler ve dünya markaları yaratılabileceğini düşünüyorum. Bunun içinde o alanda yatırım yapacak girişimcilerin kendilerini daha rahat hissetmelerine ihtiyaç var. Bu nedenle biz de bu yıl zirvemizin konusunu Dijital Demokrasi olarak belirledik.

Türkiye’den sosyal medya ya da dijital medya alanında başarılı örnekler verebilir misiniz?

Son yıllarda reklamcılık ve yaratıcılık yarışmaları da yaptığımız için sosyal ve dijital medyayı daha yakından izleme imkanı buluyoruz. Dijital ortamda proje uygulamanın maliyeti geleneksel medyadan çok daha düşük tabi. Öncelikle onu vurgulamak gerekiyor. Geleneksel medya için yaratılandan çok daha fazla iyi proje dijital için üretilmeye başlandı. Ajanslar, sosyal medya ya da dijital ortamlar için fikirler geliştiriyor, ondan sonra reklam verenler aynı fikri televizyona taşıyorlar. Bu çok net. Yani hem ajanların uzmanlık alanları arasındaki çizgiler, hem de mecralar arasındaki çizgiler buharlaşmaya başladı. Bu tür örneklerde en başarılı marka Coca-Cola. Ayrıca, Coca-Cola’nın ulusal bir ajansla çalışıyorken, ajansın yarattığı projelerin çok etkili olması üzerine aynı ajanstan Coca-Cola’nın operasyonlarını sürdürdüğü 90 ülkeye hizmet almaya başladı. Daha sonra da ajansın bir kısım hissesi uluslararası bir network tarafından satın alındı. Yani bu anlamda çok fazla başarılı örnek var. Artık dijital, geleneksel mecraları da yönlendiriyor, zaten öyle olması da gerekiyor. Aslında dijitali geleneksel mecraların rakibi olarak görmemek gerekiyor. Tam tersi onları tamamlayan bir mecra olarak düşünmek gerekiyor. Dijital, her mecranın içinde var olabileceği, sinerji yaratabileceği bir ortam. O açıdan da birbirini tetikliyor, biri olmadan diğeri olamıyor. Televizyon ya da gazete haberlerine baktığınızda, genelde artık sosyal medyadan beslendiklerini görüyorsunuz. Çünkü doğası gereği haber önce oraya düşüyor. Ama sosyal medya ya da dijitale baktığınızda, neredeyse yüzde 50’den fazla bir oranla, televizyonlardaki ya da gazetedeki bir haberin konuşulduğuna tanık oluyorsunuz. Yani artık o kadar çok iç içe geçti ki, ayırmak çok zorlaştı.

 

Natali NataiNathalie Nahai – Web Psikoloğu

Sosyal medyada özgürlük kavramı çok tartışmalı bir konu. Web psikoloğu olarak siz bunun bir sınırı olması gerektiğini düşünüyor musunuz?

Bu tamamen özgürlüğün tanımına bağlı ve bence özgürlük kavramı üzerinde kültürün ve insanların onu algılama yaklaşımı ve kültürünün de çok büyük bir etkisi var. Örneğin Twitter’a baktığımızda oldukça düz bir alan imkanı veriyor. Bana tweet atarsan ben de sana yanıt veriyorum, ya da ben FBI Davranış Bilimci Uzmanına tweet attım ve ona ulaşabiliyorum, umarım o da bana yanıt verecek. Dolayısıyla sosyal medya ve internet aradaki çok sayıda hiyerarşiyi ortadan kaldırıyor. Prof. Geert Hofstede çok zengin ve güçlü insanlarla çok fakir ve güçsüz insanlar arasındaki mesafe hakkında önemli çalışmalar yapan bir uzman. Tarihi olarak insanlar arasında hiyerarşinin çok güçlü olduğu bir ülkede yaşıyorsanız, Prof. Hofstede’in tanımladığı bu yapılar çok güçlü hale geliyor ve eninde sonunda o toplumda mutlaka sorunlar yaşanıyor. Prensipte gençler genelde yeni oluşumları daha iyi önce öğrenip benimsedikleri için Twitter’ı da nasıl kullanacaklarını daha iyi biliyorlar. Bu açıdan sosyal medya platformlarını ilk kullananlar gençler oluyor. Bu gençler internette daha farklı bir sosyal yapının olduğunu gördüler ve bu yapıyı destekleyen fikre alışmış durumdalar. Burada farklı bir çeşit iletişim söz konusu. Farklı ilişkiler kurabiliyorsunuz ya da farklı hareketler, sosyal kampanyalar yürütebiliyorsunuz. Örneğin bu farklılaşmayı İran’da Yeşil Bahar dediğimiz seçim öncesi dönemde gördük. Vatandaşlar gazetecilik yaptılar ve seslerini duyurmak isteyenler bu harekete internette öncülük etti. Bu yüzden özgürlükten bahsederken asıl mesele, tarih boyunca yaşadığımız mevcut hiyerarşik toplum yapısı dahilinde bir özgürlük mü yoksa bu platformları benimseyen, farklı bir şey isteyen ve genellikle şu an içinde bulunduğumuz hiyerarşik yapılara tamamen ters, gençlerin sahiplendiği bir özgürlük mü? Bu açıdan internetteki platformları suçlamak anlamlı gelmiyor. Onlar sadece mevcut iletişim ve hiyerarşik yapılara alternatif bir fırsat sunuyorlar. Özgürlük de kimin özgürlüğünden bahsettiğimize göre değişiyor elbette. Yönetici sınıfın özgürlüğü mü yoksa farklı bir toplum yapısı özlemindeki insanların özgürlüğü mü? Bu sebeple sınırı koyarken hangi taraftan baktığınız çok önemli.

Hazırlayan: Fuat Kahraman

Dipnot Tablet dopdolu ve yepyeni sayısı ile yayında. Yazının tamamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

Get-it-on-Google-Play