TİM Inovasyon Odaklı Mentorluk Çalıştayı’nın Ardından !

Pazartesi, 19 Eylül 2016 13:25

Hazırlayan : Ergi Şener

 

Günümüzde, inovasyon, kurumsal dünyada, tartışmasız olarak, en çok üzerinde durulan ve konuşulan “key word”lerden (anahtar sözcük) biri haline geldi. Son zamanlarda pek çok şirket kurum içi inovasyon kültürünü yerleştirmeye çalışırken, şirket değerleri arasına inovasyonu mutlaka ekliyor. Ancak, inovasyonun kağıt üzerinden gerçek hayata geçiş sürecinde, şirketlerin bir takım metodolojilere ve süreçlere de ihtiyaçları bulunuyor.

 

Bu doğrultuda, TİM (Türkiye İhracıtçılar Meclisi) ve Sabancı Universitesi, geçtiğimiz hafta “Türkiye’de kurumsal inovasyon stratejisi ve kültürü” oluşturmak adına oldukça önemli bir organizasyon gerçekleştirdi. 6 – 7 Eylül’de gerçekleştirilen ve 2015 yılı Girişimci ve Yenililikçi Üniversite Endeksi Sıralamasındaki ilk 50 üniversite içerisinden belirlenen 62 Mentör’ün davet edildiği bu etkinliğe ben de davet edildim ve 2 gün boyunca çalışmalara katıldım. Yakından izleme imkanım olan bu organizasyon, hem Üniversite – Sanayi İşbirliği’nin canlandırılması, hem de Türk firmalarının inovasyon kapasitesinin ve performansının “sistematik” ve “sürdürülebilir katma değer yaratır” hale getirilmesi açısından oldukça önemli bir kilometre taşını oluşturuyor.

 

Proje bünyesince, mentorlerin destek olacağı her bir firmanın, strateji ve yol haritasının çizilmesi ve geliştirilen kurumsal inovasyon sistemi ile gelişiminin izlenmesi hedefleniyor. Buna yönelik olarak ortak bir yöntem ve yol haritası geliştirmek adına gerçekleştirilen çalıştay kapsamında oldukça önemli fikir ve düşünceler de beyin fırtınaları ve grup çalışmaları sırasında paylaşıldı. Bu hafta, bu çalıştayda öne çıkan başlıkları paylaşmak istedim:

 

  • Ülkemizde herkes, tüm firmalar, inovasyonun kattığı değeri ve önemi kabullenmiş ve bu doğrultuda inovasyon politikaları oluşturmaya istekli durumda. Ancak, “inovasyonu nasıl yapmak gerekir” sorusunun cevabı tam olarak verilemiyor, bu alanda ortak bir dil ve algı birliği oluşturulamıyor; inovasyon şirketin tüm birimlerine yayılamıyor. İnovasyona yönelik yapılan yatırımlar sistematik ve bütünsel bir yaklaşımdan uzak oluyor. Hepsinden öte, inovasyonun ortak bir tanımında bile ne yazık ki kurum içi uzlaşma sağlanamıyor (bu duruma bizzat Turkcell’de çalıştığım dönemde, şahit olmuştum. Dönemin CEO’su Süreyya Bey, inovasyona çok önem veren, bu anlamda sürekli Apple’ın inovatif kültürünü örnek gösteren bir liderdi. Şirketin bir strateji toplantısında, farklı bölümlerden katılımcılara inovasyonun tanımını yapmalarını istemiş, bunları tek tek tartıştıktan sonra, herkesin benimsediği bir tanımı, şirket açısından bir referans olması adına açıklamıştı). Çalıştay kapsamında da, ortak tanımların oldukça önemli olduğu dile getirildi ve tanımlar özelinde detaylı bir sunum da gerçekleştirildi. Inovasyon tanımı olarak, OECD – Oslo Kılavuzu’nda yayınlanmış olan: “Yeni veya önemli derecede iyileştirilmiş bir ürün (mal veya hizmet), süreç, yeni bir pazarlama yöntemi ya da yeni bir organizasyonel yöntemin gerçekleştirilmesidir.” tanımının esas alınması kararlaştırıldı.
  • Inovasyonun ne olduğu kadar, “ne olmadığı”na yönelik farkındalık yaratmanın, kültür oluşturmak adına önemine de değinildi. Buna yönelik olarak örnekler vermek gerekirse, altta yer alan maddeler inovasyon sayılmamakta:
    • Yeni/yaratıcı bir fikir henüz hayata geçmemişse;
    • Fikri Mülkiyet Hakları alınmış, patentlenmiş bir icat, henüz hayata geçmemişse; son kullanıcıya ulaşarak değer yaratmamışsa;
    • Bir Ar-Ge projesi, henüz sonuçlanmamış ve uygulamaya geçerek değer yaratmamışsa;
    • Ek katma değer yaratmayan bir yenilikse
  • Inovasyonun başarılı olması için değer yaratması gerekiyor. Değer yaratmaktan kastedilen de inovasyonun hayata geçmesi, uygulanması ya da kullanıcılara ulaşması. Değer yaratacak şekilde inovasyon öğelerinin nasıl kullanılacağı da çalıştayda tartışılan konulardan biriydi. Bu konuda “Blue Ocean” (Mavi Okyanus) stratejisine bir gönderme yapıldı. Değer yaratmak adına, farklı olmak, farklı bir şeyler yapmak ve kırmızı okyanusta (rekabetin yoğun olduğu, oturmuş pazarlar için kullanılan bir benzetme) boğulmaktansa, herkesin olmadığı mavi okyanusta yeni pazarlar yaratmanın önemi vurgulandı.
  • Ülkemizde Ar-Ge ve inovasyon kavramları da oldukça karıştırılıyor. Inovasyon hala bir Ar-Ge faaliyeti olarak düşünülüyor. Gerçekte, Ar-Ge çalışmaları, inovasyon sürecindeki çalışmalardan, yöntemlerden bir tanesi, ancak Ar-Ge olmadan da inovasyon olabilir. Ar-Ge, temel olarak inovasyonu destekleyen bir katalizor görevinde. Bununla ilgili olarak Uludağ Üniversitesi’nden bir bayan profesorun futbola gönderme yaparak gerçekleştirdiği bir benzetme bence oldukça yerindeydi: “Bir futbol takımını düşünecek olursak, takımın atakları, pozisyon yaratmaları Ar-Ge, ancak inovasyon olması için “gol” olması gerekiyor…”
  • Inovasyon’da öne çıkmak adına, pek çok firma oldukça önemli miktarda yatırım yapıyor; özellikle inovasyon, danışmanlıklarla dışarıda aranıyor. Ancak, kurumların aldığı danışmanlık hizmetleri çoğunlukla şirketin ihtiyaçlarına, yerel koşullara, kültüre, ihtiyaçlara ve yetkinliklere uygun olmadığı için, gelip geçici çalışmalar olmanın ötesine geçemiyor ve şirkete uzun vadede katkı sağlamıyor. Bu nedenle, inovasyon kültürünü içselleştirerek, şirket değerleri ve DNA’sı doğrultusunda bir sistematik oluşturmak çok daha önemli hale geliyor.
  • Inovasyonun sistematik hale getirilmesi oldukça önemli. Buna yönelik Macar bir ekonomistten bir alıntı da paylaşıldı: “Firmalar iki sebeple batar, ya hiç yenilik yapmazlar, ya da tüm yenilikleri aynı anda yapmak isterler.”
  • Inovasyonu içselleştirmek ve sistematik hale getirmek için inovasyondan sorumlu bir birimin olması tavsiye ediliyor (Açıkçası bu benim kuşku ile yaklaştığım bir konuydu, hala da tam ikna olmuş değilim… Daha önceki yazılarımda belirttiğim üzere CIO (Chief Innovation Officer) gibi unvanları ya da inovasyondan sorumlu bölümlere hep mesafeli yaklaşmışımdır. Bana göre, bir şirkette CIO rolunu CEO’nun üstlenmesi gerekir, inovasyonun da her bölümün, her çalışanın işine entegre ettiği bir süreç olması gerekir. Ancak çalıştayda, inovasyondan sorumlu bir birimin önemli şu şekilde belirtildi: Inovasyon biriminin asli görevi, tüm inovasyonları hayata geçirmek değil; inovasyon için “facilitator” olmak, birimler arası koordinasyonu sağlamak, inovasyonun şirketin tüm birimlerince içselleştirilmesini sağlamak üzere çalışmalar gerçekleştirmek, inovasyon programlarını takip etmek ve kurum içinde bir nebze elçi görevini üstlenmek). İnovasyon birimi için oluşturulacak bölümün gönüllülük unsuru barındırması çok önemli. Bu birimde yer alacak olan çalışanların şirket süreçlerine hakim, “self motive” olabilen, takım çalışmasına yatkın, iletişim yetenekleri kuvvetli ve EQ’su yüksek olmasının önemli kriterler olduğu belirtildi. Ancak, tekrar belirtmekte yarar var, inovasyondan sorumlu bir birim ne kadar kritik olsa da, bu birimin başarılı olması, üst yönetim ve CEO seviyesinde destek görmesi ile doğrudan orantılı. Bu nedenle de CEO’nun asıl inovasyon lideri olması gerekmekte.
  • Öte yandan, kurum içi inovasyonu artırmaya yönelik olarak, çalışanlara “serbest zaman yaratma”, yaratıcı düşünceye teşvik etme gibi süreçlerin de tasarlanmasının öneminden bahsedildi.
  • Son olarak, projenin koordinasyonunu gerçekleştiren, TİM Genel Sekreter Yardımcısı Metin Tabalu’nun kapanış konuşmasındaki iş yönetimi konusunda dünyada ünlü bir guru olan Prof. Peter Drucker’dan bir alıntısı oldukça önemliydi: “Culture eats strategy for breakfast” (Kültür, stratejiyi kahvaltıda yer!) Yani, strateji ne olursa olsun, başarılı olması için kurum içi bir kültür yaratmanın önemini anlayıp, bu doğrultuda değişimi yönetmek gerekiyor…