The Hobbit’in oyuncuları ve yönetmeni ilk kez Dipnot’a konuştu!

Pazartesi, 17 Aralık 2012 09:48

Dipnot Tablet bir ilke imza atarak, merakla beklenen film The Hobbit’in oyuncuları ve yönetmeni ile bir röportaj gerçekleştirdi. İşte Tablet Yazarı İldem Wilson’ın o röportajı;

The Hobbit filminin basın toplantısı Londra’nın en şık ve en ünlü oteli Claridges de gerçekleşti. Pırıl pırıl güneşli ama buz gibi soğuk bir Aralık sabahı basın toplantısının yapılacağı otele doğru hızlı hızlı yürürken ve sorucağım sorular kafamda dönüp dururken, bir gün önce izlemiş olduğum ve beni çok eğlendiren The Hobbit filmindeki favori karakterim Gandalf’ın oyuncusu Sir Ian McKellen’dan biraz korktuğumu farkettim. Muhtemelen dünyanın en iyi konuşan aktörlerindan birinin karşına geçip çene yapmaya çalışmak bırakın beni, çetin ceviz gazeteci Jeremy Paxman’ın bile eminim bir iki kere yutkunmasına yol açabilir.

Heyecan, sevinç ve biraz da endişe içinde bekleme odasınaki yerimi aldım. İlk sohbetim Hobbit’in ta kendisi, Martin Freeman’laydı:

İldem Wilson: Size ilk sormak istediğim soru şu. Ben filmde Bilbo Baggins’in daha çok izleyiciyi temsil eden bir karakter olduğunu düşündüm. Bilbo Baggins’in kendisinin de “Ben bir kahraman değilim” demesi ve diğer kahramanlar kadar fantastic bir karakteri olmaması acaba sizin kendinize has, insancıl oyunculuğunuzdan mı geliyor, yoksa Bilbo Baggins özellikle zaten böyle mi temsil edilmek istendi?

Martin Freeman: Bence bu hem hesaplanmadan doğal olarak benden geliyor. Hem de bir şekilde, özellikle böyle. Çünkü Bilbo kitabın açılışında ilk karşımıza çıkan karakter ve okuyucunun da hikayede ilk tanıştığı karakter. Bu yüzden okuyucuya açılan bir yol gibi. Tolkien tarafından özellikle belirlenmiş bir durum bu. Ve aynı zamanda yönetmen Peter Jackson’un da bilinçli olarak yaptığı bir seçim. Çünkü Peter bir oyuncu olarak benim bunu filme taşıyabileceğimi düşündü. Ama ben tabi kafamda “ben izleyiciyi oyanamalıyım diye düşünmedim. Bu benim oyunculuğa genel yaklaşımım. Kimi oynarsam, insancıl olarak oynamak isterim. Hitleri bile oynasa bir aktör, onu insacıl olarak oynaması gerekir. Çünkü kime sabah uyanıp. “Ne kötü kalpliyim heyhat!” demiyor. Herkes elinden geldiğince iyi olmaya çalışıyor. Ve Bilbo da buna dahil. Bu yüzden evet, filmde bu özellikle yapılıyor, ama ben bütün gün kafamda böyle olacağım diye düşünmüyorum.

Martin Freeman gerçekten de oynadığı karakterlerin temel özelliği olan o insancıl ve samimi tavrı, kendi kişiliğinde de taşıyor gibi.

Diğer odada beni Sir Ian McKellen bekliyor. Hemen derin bir nefes alıp, karşısına oturuyorum ve ilk sorumu yöneltiyorum:

İldem Wilson: Bir karakter olarak Gandalf’ı nasıl tanımlarsınız?

Sir Ian McKellen: Yüzüklerin efendisinde iki Gandalf var. Biri Balrog’u yendikten sonra ölen Gandalf. Ve sonra Beyaz Gandalf olarak yeniden hayata dönen Gandalf var, Orta dünya problemini çözecek komutan olan Gandalf bu. Hobbit’de biz Gri Gandalfa geri dönüyoruz. Sivri şapkalı, uzun sakallı olan Gandalf’a. Ve bu çok daha insancıl bir karakter. Sanki gerçekten tanışabileceğimiz birisi gibi. Biraz daha babacan bir figür. Çok uzun yıllar yaşamış, 7,000 yıl kadar. Tabi bir oyuncu olarak bunu düşünemezssiz, yani sadece uzun yaşamış ve çok şey görmüş olarak düşünürsünüz. Ama tavırlarında müthiş bir çeşitlilik var. Herşeyi kontrol etmeyi seviyor. Bir yerlere bakıyo, ne oluyor orda diyor…hmmm emin değil bazen ama kafayı çalıştırıyor, çok zeki çünkü. Ama aynı zamanda eğlenmeyi de seviyor. Piposunu tüttürüyor, içki içiyor, eğleniyor, Hobbit’lerle şakalaşıyor. Hobbit’deki Gandalf’da bu özellikler daha fazla. O yüzden Hobbit, Yüzüklerin Efendisine nazaran daha hafif ve daha maceralı bir hikaye.

Ian McKellen çok güçlü bir oyuncu. Böyle bir oyuncudan bekledigim gibi kibirli ve zor çıkmadı, ama yine de itiraf edeyim kolay lokma da değildi.

Şimdi, 3’lemenin belki de en ilginç ve tanımlanması zor karakteri Gollum’u oynayan Andy Serkis ile Gollum’u konuşma zamanı:

İldem Wilson: İnsanın kendini böylesine ürkütücü ve tüyler ürperten bir karakter, bir imaj içerisinde görmesi nasıl bir şey. Çünkü filmden sonra, dün gece, o yüz ifadelerini ben aklımdan çıkartamadım. Sizin için nasıl bir duyguydu?

Andy Serkis: Aktör olmak bu zaten, öyle değil mi? Kendini ilginç karakterler içinde görmek. Ve gerçeketen Gollum kadar harika bir karakter düşünemiyorum. Psikolojik ve duygusal olarak o kadar çeşitli ve karmaşık ki. Bir sahne içerisinde saf ve masumdan, katile dönüşmesi harika. Ve hatta bazen ona açıyoruz bile. Çünkü o yüzük Gollum’a sahip olmuş ve onu ele geçirmiş bir bağımlılık halini almış. Bunların hepsini görüyorsunuz ve bunlar bir oyuncu için gerçekten muhteşem özellikler. Bütün bu yelpaze Gollüm’u çok karmaşık bir karakter yapıyor.

Thorin etkileyici bir karakter. Filmlerde ve hikayelerde güç, cesaret, asalet ve liderlik gibi özellikler taşıyan karakterlerin fiziksel olarak da devasa olmasına alışığız. Ama Thorin bir “dwarf” yani cüce. Richard Armitage’a bu paradoksun bir oyuncuya getirdiği muhtemel zorlukları soruyorum:

Richard Armitage: Evet, bu sanıyorum yönetmen Peter Jackson’un muhakkak yapmak istediği bir şeydi. Bilgisayar cüceleri resim içerisinde küçültürken, cücelerin fiziksel gücünü yok etmemek ve Tolkien’in anlattığı gibi muhteşem savaşçılar olarak göstermek önemliydi. Bu tabiki bir paradoks, çünkü Tolkien onları savaşçı bir ulus olarak anlatıyor. Çok gururlular, kendilerine devasa anıtlar inşaa ediyorlar. Onları küçük insanlara çevirmek zordu. Ama biz oyuncular olarak çekimlerde doğal halimizden çok daha büyük hale getirildik. Ben filmde, aslında olduğumdan çok daha uzun ve geniştim. İşte bu onların haşmetini ve asaletini göstemede çok yardımcı oldu. Ben bu resimden çok keyif adlim. Ve tabi ki kendimizi böyle küçültülmüş görmek de çok ilginçti. Ama bence haklısın, kesinlikle haşmetimizi koruyabildik.

Richard Armitage, tıpkı Thorin gibi. Mahçup, sakin tavırına rağmen, gözlerinde inkar edilemez bir hipnoz gücü var. Röportaj bittiğinde gerçekten birinin parmağını şıklatmasını bekledim.

Son olarak filmin yönetmeni Peter Jackson ile tanışıyorum. Film ve Tolkien’in yazdığı hikaye hakkında özellikle Türkiye’de ilginç yorumlarla karşılaştım. Açıkçası benim de hiç aklımdan geçmeyen şeyler değildi. Doğu-batı çatışmasının, hatta haçlı seferlerinin hikayenin alt yapısını oluşturması konusunda acaba yönetmen ne düşünüyordu? Filmde ve hikayede tarihi ve kültürel referanslar var mıydı?

Peter Jackson: Bizim bildiğimiz dünya ile ilgili herhangi bir kültürel ya da tarihi referans olduğunu düşünmüyorum. Ama ne ilginçtir ki Tolkien yazdıklarına hiç bir zaman fantazi adını vermedi. Hayattayken verdiği röportajlarda, Orta Dünya bizim dünyamızın 7 ya da 8,000 yıl önceki hali demişti. Yazılı tarih başlamadan öncesi unutulmuş bir zamandır demişti. Ve ben bu yaklaşımı herzaman çok sevmişimdir. Yani filmdeki olayları fantaziden çok, tarihsel bir gerçeklik olarak almak. Yapımda, tasarımda, kostümlerde, silahlarda ve hatta oyuncuların da gerçekliğinde bu vardı.

Filmi izlerken de sürekli, “Vay anasını, bunu yapmak kim bilir ne kadar sürmüştür?” diye kafamdan defalarca geçirdiğimden, Peter Jackson’a teknik açıdan böylesine kompleks bir filmin ne kadar bir zaman içinde biteceğini tahmin etmeye nereden başlanır diye sormazsam olmazdı:

Peter Jackson: Bunu yapmak zorundasınız. Film üzerinde daha çalışmaya başlamadan premier gününü biliyorduk. O tarih iki yıl önceden olduğu yere kilitlenmiştir. Ve biz bu filmi premier’den bir gün önce bitirdik! Bu yüzden zamanlamamız çok iyiydi. Yani sanırım bu deneyim ile ilgili. Ben senaryo ile oturduğumda, onu bölümlere ayırıp, büyük ölçüde tam olarak ne kadar süreceğini tahmin ediyorum. Yani buna zamanla alışılıyor. Bazı sahnelerin çekimi 1 gün sürüyor. Bazıları 3 gün sürüyor. Bazı günler 3 sahne 1 günde çekiliyor. Ne olduğuna ve kaç deneme olduğuna bağlı. Yani bu bir tür el cabuluğu, ve yapması çok karmaşık birşey.

Röportajları tamamlayıp Claridge’s’in göz kamaştıran lüksünden istemeye istemeye ayrılırken basın toplantısı organizasyonunun elime tutuşturduğu kutudaki, Çin malı Hobbit eşantiyonlarına bakıyorum. Tüm aşırı ticariliğini kabul ederek, yine de filmin tasarım, yaratıcılık ve oyunculuk açısından böyle başarılı olmasının, belki biraz da o ticariliğin temelindeki profesyonellikten geldiğini düşünüyorum. Sanırım o çok sevdiğim toplumsal gerçekçi filmlere geri dönmeden önce şu Hobbit’i bir defa (iki defa) daha izlesem fena olmaz.

İldem Wilson

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ

Tags