Tam Teşekküllü Huzursuz: Behzat Z.

Pazartesi, 27 Mayıs 2013 08:00

behzat-c-diziBehzat Ç. yayın hayatına son verdi, seyircileri şimdiden onu özlemeye başladı. Sokağın bizdeki anlamıyla oynayıp, aramızdan usulca çekildi.

Erken bir özlem değil üstelik. Hakkını veren bir işe, hakkını veren bir seyirci… İyi işler karşılığını buluyor artık. Behzat Ç. daha yayındayken bile unutulmazlar arasına girmişti. Amirim yayından ufak ufak kalktı.

Ekşi Sözlük ne demiş diye merak ettim: “hayata karşı işlenen suçlar uzmanı. cinayet büroda başkomiser. yazarın anlatımıyla; ‘yeni müktesebata’ uyum sağlayamamış, lambur lumbur, ‘dişli’ bir başkomiser. müzik dinlemez, polis telsizi dinler. kitap okumaz, gazeteye spor sayfasından başlar. herhangi bir siyasi görüşü yok. ‘içimizden birinin’ üçüncü sayfa haberlerine yansımış hali gibi, adı bile tam değil. 1. amatör’de duran toplara iyi vuran bir stoperken, topçuluğu bırakıp başkalarını tekmelemeye başlamış.”

Hayat Behzat’a sanki polis olmaktan başka bir ihtimal vermemiş gibi duruyor. Sahiciliği orada sanırım. “Kavga ve sofra teklif istemez,” derler, Behzat da teklifsiz.

Hilesiz bir yalnızlık yaşıyor. Zayıflıkları olan, aslında utangaç, bu yüzden kadınlarla anlaşamayan biri. Beceriksiz. Onun gerçeği de kendi içinde. Behzat’ın yalnızlığına bugüne kadarki hiçbir polisiyede rastlanmamıştır. Çünkü hiçbiri öteki, anti kahraman, kurtarıcı olmayan bir karakter olmayı göze almadı.

Çoklu okumalara açık bir diziydi. Bir kere baştan söylemeli “politik polisiye”ydi. Örneğin, Hrant Dink Suikastı, Cumartesi Anneleri, Trans Cinayetleri, Anadilde Eğitim, Beş Adam Tek Mekan, Lezbiyen Çiftin Hikâyesi… Birçok dizinin göremediği konuları işlediler her hafta. Dokundular tabulara ve yer yerinden oynamadı!? Seyircisi onu hiç yalnız bırakmadı. Kısa bir anekdot aktarayım. “Askerden dönmüş; birbirinden habersiz iki ayrı insan, kendisini şu cümleyle karşılıyorlar: “Abi bir şey kaçırmadın, bir tek ‘Behzat Ç.’ diye bir dizi başladı işte… Hemen ona başla!”* Bu kadar sevilmek herkese nasip olmaz.

“Kaybetme Bilgisi” genlerimize işlemiş. Toplumların suça batmış yüzleridir polisiyeler. Toplumun dibidirler. Birçok konuda ilkleri getirdiler ekrana; uyduruk evler, sürekli içilen geceler, Behzat dışında da boyutlu ve sempatik, gerçek karakterler… Sigaranın dumanı, biranın köpüğü, rakının kokusu bile geçiyordu seyirciye. Bira şişelerini biri indirip diğeri kaldırıyordu. İçinde yaşadıkları buruşuk karanlık onları ayan beyan ediyordu.

Gündüz, yok hükmünde davranılan polisler, gece şişeden içiyorlar. Dikine içen adamlara dönüşüyorlar. Hep “vur emri” geliyor telsizden, belki de hiç “sev emri” gelmediği için böyledirler. İnsan en çok kendine benzemeli, Behzat aynen öyle. Tersine bir komiserin hüzünlü sonu. Polis benzerliği, hüzün benzerliği beni ona bağladı.

Televizyonda özgürce her istediğimizi yazıp çekemiyoruz. Bedelleri ağır.

Ankara’nın yıllar süren taşralılığına, bir kan taşı sürüp durdurdu desem, çok mu olur Behzat için!? Televizyon seyrettikçe kendi fikrinizin önemi kalmıyor. Behzat bunu kırdı. Daha ne olsun. Bir maçoyu sevdirdiler hepimize. Yontma Taş Devri’nde yaşıyor olsaydık, Behzat’ı yontmak yine zor olurdu.

Cinayet her yerde çıkar. Behzat Komiser her yerde çıkmaz. Hakkını vermek bana düşer. Bir gün bir polisi bu kadar yakından tanıyıp seveceğim aklıma gelmezdi.

Cinayet büroyu bize sevdirdiler. Polisin insan tarafları en detaylı burada işlendi. Üstelik bıçak sırtı bir süreçten geçerken. Polis bizden biri oldu. Behzat Ç. sona erdi ama, karizması devam edecek. Yayın hayatı son buldu, Ankara’dan aldığı rüzgâr sürecek.

Polis imajını değiştiren, onları bizden yapan bir diziydi. Polisin iç dünyası, üniformasız hâlini ele alması, işte bakın nelere mal oluyor. Derin devletler ve polisleri… Kendini yok etmeye çalışan, bu umutsuz komiseri seviyoruz. Çaresizliğini seviyoruz. Kendine ait adalet duygusunu seviyoruz.

Yakası açılmadık küfürler de dilimizin bir parçası. Hâlâ rahatsız olanlar çoğunlukta. Türkçe neşeli bir dildir, argosundan da koparılamaz. Argosuz dil, kurur. Anlam arayışları dili zenginleştirir. Takmışız bir argoya, o arada ne anlamlar kayıyor da ruhumuz duymuyor!? Sokakta ve gece geçen dizinin dili de gecenin dili olacaktı elbette. Böyle bir eseri dilden vurmaya çalışmak çok kötücüllük olurdu, oldu. Epey arıza, ağzı bozuk, çaktırmadan da modası geçmiş bir romantikse karakteriniz, o da bu dili konuşur. Ne var bunda!?

Emniyet Teşkilatı’ndaki ‘derin’ yapılanmayı şeffaflaştırmaya uğraştırdılar. Kusursuz cinayetler peşinde değillerdi. Harun’un yeni yetmeliğini seviyorduk. Pavyondaki acemiliklerini, gece ve gündüz gibi keskin iki ayrı hayatı yaşayışlarını. Cahilin cesuru makbuldür. Sonuna kadar insan oluşlarını sevdik. Aşktan ve şişeden sarhoş Harun’un, tek başına sarhoşlayıp telsizden geçtiği en yanık, arabesk mesaj: “Seviyorum merkez!!!” Merkezin cevabıyla kalıcılaştı. “Anlaşılmadı merkez!..” Aşk anlaşılmadıktan sonra anlaşılacak bir şey yok aslında.

Aşk deyince unutulmaz diyalogları anmadan geçmeyelim. “Bahar, “Mutsuz oluruz” dediğinde Behzat, “Mutsuz olalım, hep mutlu olunacak diye bir kural yok ki biz de mutsuz olalım” demişti. Bölümler geçti, bu kez “Benden bir bok olmaz, biz seninle hep kavga ederiz, mutsuz oluruz” diyen Behzat’a savcı Esra’dan tokat gibi bir yanıt geldi: “Biz de mutsuz olalım, ne var? Biz de mutsuz oluruz! Ben seninle mutsuzluğa da varım.”*

Çekilmesi lazım geldi aramızdan. Polisiyesi gittikçe zayıflamıştı, ama biz yine de Behzat’ı, Harun’u, Hayalet’i ve Akbaba’yı çok özleyeceğiz… Eserin yaratıcısı Emrah Serbes ve senaristi Ercan Mehmet Erdem başta olmak üzere tüm ekibe, bu efsane için teşekkür ederiz.

Cinayet müstakil midir? Katili bulunca cinayeti çözmüş mü oluyoruz? Vicdan mı insanın içindedir, insan mı vicdanın? Aramızdan ayrılırken, cevapsız gibi görünen bu soruları bize bıraktılar.

Ankara’nın göbeği, biter biter Behzat Ç.’nin gülleri biter…

Tarhan Gürhan