Suriye’de 70 günlük esaret

Çarşamba, 25 Şubat 2015 16:54

2012 yılında Kameraman Hamit Coşkun ve gazeteci Adem Özköse birlikte yola çıktılar. Belgesel çekmek amacıyla gittikleri Suriye’de kaçırıldılar ve tutuklandılar. Cezaevi günlerini, yaşadığı tecrübeleri, kısacası Suriye’de yaşadığı 70 günlük esaretini bir kitapta özetledi. Hamit Coşkun’un ilk kitabı ”Gez Göz Esaret” raflardaki yerini aldı.  ”Kitabımla, Suriye halkının çaresizliğini tekrar hatırlatmak istedim” diyen Hamit Coşkun ile Dipnot Tablet için konuştuk.

Hazırlayan: NAGİHAN GİRİT

Suriye’ye neden gittiniz?

Tarihteki zalimleri/zulümleri tel’in etmek kolaydı ama esas olan çağdaşı olduğumuz zulümlere isyan etmek ve mazlumlar için bir şeyler yapabilmekti. Suriye’de çocuklar ölüyordu ve yarın “Sen ne yaptın?” diye sorulduğunda verebilecek bir cevabım olmalıydı. Ben belgesel hazırlayabiliyordum ve mazlumun dünyasını anlatabilmek için Adem Özköse ile yollara düştük.

Kim tarafından tutuklandınız ve kaçırıldınız?

Bölgeden görüntüler almak ve içinde bulunduğumuz coğrafyayı daha iyi tanıyıp anlatabilmek için arabamızla yola çıktık. Ben kameramla çekime başladım. Kah rehberin anlattıklarını çekiyor kah Adem ağabeyden detaylar alıyordum. Rehberimiz bize bölgeyi anlatıyordu. 5-6 dakika sonra genel  Suriye görüntüleri çekmek için kameramı çevirdim ve kadraja 70-80 kişilik silahlı bir grup girdi. Ardından üzerimize birkaç el ateş edildi, durdurulduk, gözlerimiz bağlandı, ellerimiz kelepçelendi. Bizi kaçıranlar, Suriye halkının en çok korktuğu, en çok eziyet gördüğü, en çok nefret ettiği Şebbiha’lardı. Şebbiha, Arapça “Hayalet” demek. Bu silahlı teşkilat, resmi olmamakla beraber rejime bağlı olarak çalışıyor. Bizi kaçıranların kim olduklarını da Ahmet Özköse’den öğrendim. Hücreye girene kadar hep beraber olduğumuz için bana çeviri yapıyordu.

B8-lFKBIIAADnqgŞam’da casusluktan dolayı da suçlandınız. Neden böyle iddiada bulundular?

Gerekçeleri yoktu, başlarda  sadece belgesel ve haber yapmak için geldiğimize inanmak istemiyorlardı. Daha sonra Türkiye’nin birlik olarak bizim için yaptıkları, gazetecilerin açıklamaları ve hükümetimizin yoğun çalışmaları sonucunda da bize inandılar ama bütün bunlara rağmen yaptıkları açıklamalarda uzun süre bizi ellerinde alıkoyduklarını açıklamadılar.

Serbest bırakılmanız nasıl oldu?

Bir gün hiç beklemediğim bir anda hücremin kapısı açıldı ve banyo yapabileceğim söylendi. 1-2 dakikalık su ile buluşmamdan sonra aynı hızla banyodan çıkmamı söylediler. Aradan geçen uzun günler sonunda, ilk defa girdiğimiz yerden gün ışığına çıktık ve haftalar sonrasında Adem ağabeyi gördüm. Sonra bizi İHH Başkanı Bülent Yıldırım ve İranlı birkaç yetkilinin olduğu bir odaya aldılar. Orada çıkmak için her şeyin hazır olduğunu ve yakında vatanımıza dönebileceğimiz söylendi. O görüşmeden bir hafta sonra İranlı yetkililer bizi alıp Tahran’a götürdü ve orada bizi Hakan Albayrak, Bülent Yıldırım, Eyüp Gökhan Özekin ve ağabeyim Mustafa Yahya Coşkun karşıladı. Gün sonunda özgür olarak vatanımıza dönmüştük.

Bu süreçte İran’ın rolü tam olarak neydi?

Türkiye bir savaş suçlusu haline gelen ve kendi halkına ölüm yağdıran Esed’le resmi olarak görüşmüyordu. Bununla birlikte hükümet mensupları kullanabildikleri bütün kanalları kullanmış, deneyebildikleri tüm yolları denemişler. Hatta öyle ki sorguda bir gün bana ‘’Bu Ahmet Davutoğlu senin akraban mı niye her gün bizi arayıp duruyor’’ dediler. O an anladım ki Türkiye bizim için uğraşıyordu. Ben de bu cümleden aldığım cesaretle  ‘‘Türkiye Cumhuriyeti bütün vatandaşları için böyle uğraşır’’ dedim. Kurtarılmamıza esas kapı aralayan şey ise Türkiye’nin İHH ile yürüttüğü insani diplomasi süreciydi. Burada İHH da İran ile görüşmelerde bulunmuş, insani diplomasi çerçevesinde İranlıların Esed Rejimi üzerindeki nüfuzu ile sorunu çözmüşler.

Söyleşinin devamı için:

Dipnot Tablet’in 205. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play