SURİYE ÇIKMAZI Cüneyt Özdemir yazdı

Cumartesi, 31 Ağustos 2013 13:03

21163591Dünyanın bir kısmının gündeminde Suriye’ye müdahale etmek ya da etmemek konusu hararetle tartışılıyor. Analistler, parlamentolar, diplomatlar Suriye’ye müdahale için gerekli zeminin oluşup oluşmadığına karar vermeye çabalıyorlar. Bu tartışmaya insani yönden giren de var, sadece kendi koltuğunu korumak ya da verdiği sözün altında kalmamak için saldırı düşünen, kendi kamuoyunu tatmin etmek için dünyanın öbür tarafında bir ülkeye saldırmayı hesaplayan da var. Kimi parlamentolar İngiltere’de olduğu gibi ‘henüz yeterli zemin oluşmadı’ diyor. Kimileri Fransa’da olduğu gibi ‘Biz zaten bu işin içinde yokuz’ diye ilan ediyor. Kimileri ise ABD’de olduğu gibi ‘ne halt yesek de karizmayı çizdirmeden bu işten sıyrılsak’ diye kara kara düşünüyor.

Ancak şurası kesin ki Suriye’ye bir müdahale olsa bile gelip geçici bir müdahale olacak.
Eğer Suriye bir çılgınlık yapıp komşu ülkelere saldırmazsa bir-iki günlük bombalama ve İsrail semalarında duyulacak bir-iki acil füze panik sireni ile bu işi atlatacağız.

Elbette bu iyi senaryo…

Kötü senaryo ise Türkiye, İran ve İsrail’in dahil olduğu çok büyük bir Ortadoğu savaşı… Bu, küçük de olsa ihtimaller arasında.

İsterseniz bu küçük ihtimali bir kenara bırakıp büyük ihtimal sonrasında olabileceklerden ve olması gerekenlerden bahsedelim.

Suriye bir zamanların Lübnan’ına dönüşmüş durumda. Henüz Şam’a kadar uzanmasa da ülkenin pek çok yerinde farklı görüşlerdeki gruplar hem Şam hükümeti ile hem de kendi aralarında savaşıyorlar.

Bu savaşların hemen yanıbaşında bekleyenlerden biri de ne yazık ki Türkiye.

Türkiye ilk günden bu yana Suriye’deki insani duruma dikkat çeken bir diplomatik harita izledi. Gelin görün ki dikkat çekmek ile kalmadı, hem lojistik hem de zaman zaman istihbarat olarak taraf oldu. Suriye’deki savaşın, teoride dışında dursa da pratikte dışında kalamadı. Bu bir siyasi tercihti.

Şu gelinen noktada bu tercihin yanlış olduğu ya da en azından uzun vaadede bir işe yaramadığı ortaya çıkıyor. Esad’ın bir kaç ay içinde devrileceği üzerine kurulan senaryo çöktü. Üstelik batılı ülkelerin de Suriye’ye olan ilgisinin beklentilerin çok altında olduğu görüldü.

Bu gelişmeler Suriye konusunda bugüne kadar diplomatik stratejisini Esad’ın devrilmesi üzerine kuran Türkiye’nin, paradigmasının çökmesi anlamına geliyor. Müdahale olsun ya da olmasın Türkiye’nin yeni oluşan bu statükoda yeni bir Suriye yol haritası çizmesi gerekecektir. Bu yol haritası artık savaştan değil, barıştan geçiyor olmalı.

Bugün dünya kamuoyu Suriye’de hiçbir kesime güvenmiyor ve desteklemiyorsa bu biraz da bugüne kadar Türkiye’nin izlediği aktif Suriye politikasının sonucudur.

Kimi askeri grupları desteklemesinin, El-Nusra gibi El-Kaide kökenli bir oluşumu hafife almasının bir ürünüdür.

Bugün batı dünyasının penceresinden baktığınızda Suriye’de mazlum insan hikayelerinden çok, mobil cihatçı tehlikesinin haber olduğunu görüyorsunuz. Ne mültecilerin ne sivillerin hikayeleri yer alıyor batı basınında. Bir yanda Esad, diğer yanda El-Nusra’nın başını çektiği büyük bir kaos.

Batının bu gönülsüzlüğü bizlere Türkiye’nin Suriye dış politikasını bir kez daha gözden geçirmesi gerektiğini gösteriyor. Biliyorum bunu şimdiden kabullenmek zor ancak önümüzdeki günlerde gelişmeler, bizlere Suriye’de işlerin daha da kötüye gitmesinden başka bir şey getirmeyecektir. Üstelik çok önemli bir tehlike daha var.

Bugün yarın Suriye’ye bir müdahale olsa bile sonrasında Türkiye ile Suriye’nin baş başa kalacağı kesin. Şu ana kadar uygulanan politikalar işe yaramadığına göre Türkiye’nin yeni bir diplomatik dili inşa etmesi ise kaçınılmaz.

Tek çıkış yolu hamaset yüklü ‘savaşa hayır’ retoriğinden değil yapıcı bir barış ve uzlaşma planından geçiyor.

Suriye’deki tıkanıklık ve kördüğümün çözümü ancak böylesine yeni bir diplomasi dil ile mümkün olabilir.

Yoksa uzun vaadede Suriye’de üzerine benzin döktüğümüz ateşin Türkiye’ye sıçraması kaçınılmazdır.

Bunu da tarihe bir not olarak düşelim.

Cüneyt Özdemir

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ