Sundance Film Festivali’nde en çok merak edilen 10 film

Salı, 27 Ocak 2015 11:59

Yeni yılın ilk büyük çaplı uluslararası film festivali olan Sundance, bu yıl da sinema severleri yepyeni filmlerle buluşturmaya hazırlanıyor. 1981 yılında Hollywood’un efsanevi yıldızlarından Robert Redford tarafından kurulan Sundance Enstitü bünyesinde gerçekleştirilen Sundance Film Festivali, dünyanın en önemli film festivalleri arasında yer alıyor. John Cooper’ın festival direktörlüğünü yürüttüğü, Amerika Birleşik Devletleri’nin Utah eyaletinde düzenlenen festival, 22 Ocak – 1 Şubat 2015 tarihleri arasında gerçekleşecek. Bu yıl 29.’su düzenlenen festivale 12 bin 700 film başvurusu içinden seçilerek 12 film arasına giren Sarmaşık, ‘En İyi Uluslararası Film’ kategorisinde yarışacak. Senaristliğini, yönetmenliğini ve yapımcılığını Tolga Karaçelik’in üstlendiği Sarmaşık böylece bugüne kadar festivale kabul edilen ikinci Türk filmi oldu. 2012’de Raşit Çelikezer’in yönettiği “Can” festivalden Jüri Özel Ödülü dâhil iki ödülle dönmüştü. Fazla uzatmaya gerek yok. İşte bu yıl festival öncesi en çok merak uyandıran on film.

Hazırlayan: ALİ ARIKAN

The End of the Tour

Jason Segel ve Jesse Eisenberg, büyük bütçeli projeler arasında lütfederek oynadıkları inanılmaz ilgi çekici bir projeyle festivale geliyorlar. Pandispanya suratlı Shailene Woodley’nin çok beğenilen “The Spectacular Now” filminin yönetmeni James Ponsoldt’un yeni filmi, Gen X’in en önemli yazarlarından rahmetli David Foster Wallace’ın başyapıtı Infinite Jest’in yayımlanmasından sonra yine bizim neslin büyük yazarlarından ve DFW’ın arkadaşı David Lipsky’nin yazarla geçirdiği beş günü anlatıyor. Jazon Segel’ı ilk defa bu kadar zor bir projede izleyeceğiz.

Nasty Baby

Saturday Night Live’ın efsanevi oyuncularından Kristen Wiig’in bir önceki bağımsız filmi “Skeleton Twins” geçen senenin iyi filmlerinden biriydi. Bu sefer Bill Hader gibi başka bir SNL efsanesiyle karşılıklı oynamıyor ama filmin yönetmeni Şilili yetenek Sebastian Silva. Silva’nın önceki filmlerinden özellikle Dado’nın ne kadar güzel olduğunu hatırlatmama gerek yok sanırım.

People, Places, Things

Flight of the Conchords adlı komedi folk grubundan tanınan Yeni Zelandalı Jemaine Clement’ın filmi, bu sefer biraz daha “ciddi komedi” tarzında gibi. Yakın zamanda boşanmış bir babayı oynayan Clement’ın küçük çocuğunun velayetini almaya çalışmasını anlatan filmde Regina Hall ve Jessica Williams da rol alıyor. Clement’ın geçen seneki festivaldeki absürt korku filmi “What We Do In the Shadows” geçen yılın en komik filmlerindendi. Bulursanız kesin izleyin. (Jemaine Clement, festivalde ayrıca Jared Hess’in Don Verdean filminde de başrolde)

D-TRAINThe D Train

Jack Black, 2000’li yılların başında feci komik olup da sonrasında garip bir şekilde bu yeteneğini kaybeden ilginç bir aktör. Fakat gözünde o eski muzırlığı halen var (bakınız üç sene önce Richard Linklater’ın süper filmi Bernie’deki performansı). Bu yeni film de tam Black’in kabiliyetlerine uyacak bir yapıt gibi görünüyor. Lisede tam anlamıyla inek olan karakteri, lisesinin 20. yıl mezuniyet partisini organize etme görevini alıyor. Arkadaşlarına sürpriz yapmak için de Los Angeles’a, eski okul arkadaşları olan Hollywood’un en büyük yıldızlarından birini bulmaya gidiyor.

Last Days in the Desert

Rodrigo Garcia’nın yönettiği ve tüm zamanların en iyi görüntü yönetmenlerinden Emmanuel Lubezki’nin çektiği filmin çok ilginç bir konusu var. İsa Peygamber’in çölde kendi kendini Şeytan’a karşı sınamak için geçirdiği 40 günlük sürgünün son günlerini anlatan filmde hem İsa’yı hem de Şeytan’ı Ewan MacGregor oynuyor.

The Nightmare

Rodney Ascher bir önceki filmi Room 237’da, Stanley Kubrick’in en çok tartışılan filmlerinden olan The Shining’in altında yatan gizli anlamları, tuhaf sembolleri ve şifreleri çözdüğünü iddia eden bir grup kaçıkla yaptığı röportajları, ilgi çekici görsel bir dilde sunuyordu. Yeni filmindeyse “karabasan” gördüğünü iddia eden insanlarla yaptığı röportajlarla bu garip uyku sorununun temeline inmeye çalışıyor.

I Smile Back

Amerika’nın en iyi komedyenlerinden Sarah Silverman’ın ilk dramatik rolü. Bu aslında biraz da Sundance klişesi. İsmail Dümbüllü kılıklı adamlar bu festivale gelip Chekhov oyununda boy gösterirler. Bu işin doğasında var. Josh Charles ve Chris Sarandon’ın da başrollerinde yer aldığı filmde Silverman, hayatından ve hayatın ona biçtiği rollerden bezmiş orta yaşlı, orta sınıf bir anneyi oynuyor. Bu da tipik bir Sundance klişesi gibi ama Silverman’ın bu rolde ne yapacağı büyük merak konusu.

knock-knockKnock Knock

Eli Roth, “işkence pornosu” diye tabir edilen kanların aktığı, kemiklerin kırıldığı, iç organların deşildiği korku filmlerinin on yılı aşkın süredir duayeni. Hatta bu türün modern halini onun icat ettiğini bile söyleyebiliriz. Bu yüzden yeni filmi, yönetmenin normal “modus operandi”sinin dışında kaldığı için şimdiden çok konuşuluyor. Başrolde Keabu Reeves, bir babalar günü ailesi sahildeyken evde kalan bir babayı oynuyor. Aniden kapısı çalıyor ve iki kız beliriyor. Ve gerilim başlıyor. Filmin daha çok psikolojik korkuya ağırlık verdiği söyleniyor.

Yazının devamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play