Steve Jobs Gibi Düşünmek- 2

Salı, 25 Ağustos 2015 12:38

Geçen hafta, Daniel Smith’in, “Steve Jobs Gibi Düşünmek” (How to Think Like Steve Jobs) kitabı eşliğinde Steve Jobs’un başarısının altında yatan faktörleri paylaşmaya başlamıştım. Yazarın, “evrende iz bırakmaya çalışan ve bunu defalarca başaran” biri olarak nitelendirdiği Steve Jobs’un başarı formülü en basit ifadeyle şu şekilde özetlenebilir: Teknolojiyi basitlik odağıyla, kullanıcı deneyimi doğrultusunda geliştir; inovasyonu her zaman işinin temelinde tut; birlikte çalıştığın insanları iyi seç ve takım çalışmasına inan; ihtiyacını hissettiğin ve kendi günlük yaşamında kullanacağın ürünleri tasarla ve geliştir… Yazması ve söylemesi bu kadar kolay olsa da, asıl zor olan ve belki de Steve Jobs’un rekabette kopyalanamamasının ve dehasını ortaya çıkarmasının sebebi, bu formülü gerçekleştirmek için gerekli olan her şeyi, örnek bir yönetim ile ve süreklilik arz edecek şekilde icra etmesiydi. Gelin isterseniz, Steve Jobs’un söylemleri doğrultusunda, bu formülün bileşenlerini inceleyelim:

Teknolojide Basitlik:

Steve Jobs’un tüm işlerinin temelinde, basitlik anlayışı hakimdi. Daha, 1977’de Apple’ın, Leonarda Da Vinci’ye ait “basitlik en sofistike noktadır” sözünü, slogan olarak kullanması, organizasyon kültürüne bu anlayışın o zamanlardan itibaren yerleştirilmeye çalışıldığını gösteriyor. Bugün, Apple’ın en temel rekabet avantajı yakaladığı noktaların başında yer alan “kullanım kolaylığı”, Apple’in müşterileri ile sağlam bir bağ kurmasının da altında yatan etkenlerden birini oluşturuyor.

Steve Jobs’un uzmanlığı, doğası gereği sürekli karmaşık problemlerle uğraşan teknoloji sektöründeki karmaşıklığı alıp iyice öğrenmeye, sonra da insanlar için basitleştirip güzel bir şekle dönüştürerek satmaya dayanıyordu. Steve Jobs, farklı teknolojileri, bir makinenin dişlileri gibi, bütünü oluşturacak şekilde parçalar halinde birleştirerek, ortaya “unique”(benzersiz) bir ürün çıkarma konusunda eşsiz bir deneyime sahipti.

Steve Jobs’un basitlik arayışı, kullanıcı deneyimi ile başlamaya dayanıyordu. Bununla ilgili olarak “önce kullanıcı deneyimi ile başlayıp, sonrasında teknoloji ile çalışmayı ilerletmelisiniz – diğer türlü değil…” sözü, günümüzde de kullanıcı deneyiminin önemini belirtme anlamında en çok kullanılan cümlelerden biri haline gelmiş durumda.

Her Alanda, Her An İnovasyon:

Turkcell’de çalıştığım dönemde CEO olan ve benim de yakın çalışma imkanına sahip olduğum, Süreyya Ciliv, Steve Jobs’un Apple’a tekrar dönmeden önce gerçekleştirdiği bir röportajdaki inovasyon vurgusunu sıkça örnek gösterir ve şirketin tüm bölümlerini inovasyon ile fark yaratmaya teşvik ederdi. Süreyya Bey’in strateji toplantıları dahil pek çok kez paylaştığı bu videoda, Steve Jobs, Apple’a gerekli olan ilacı şu şekilde ifade ediyor: “Apple’a gereken tedavi şu, zor durumundan inovasyon yoluyla çıkmaktır.”

Apple’s Treatment: Innovation

Öte yandan, Steve Jobs gerçek inovasyonun ancak odaklanma ile gerçekleşebileceğini ve odaklanmanın da “gerekli durumlarda hayır diyebilmek” olduğunu özümsemişti: “Yaptığımız kadar yapmadıklarımızla da gurur duyuyorum. İnovasyon 1.000 şeye hayır demektir.”

Focusing is about saying no:

İnovasyonu yaptığı her işin temelinde tutan bir lider olarak, inovasyonun sancılı bir süreç olduğunu, hatta bazı anlarda hayal kırıklıkları yaratabileceğini de biliyordu: “Bazen inovasyon hata getirir. Bu durumda izlenecek en iyi yol, hataları çabucak kabul edip diğer inovasyonları geliştirmeye koyulmaktır” diyerek inovasyon sürecinde hataların hızla farkına varıp, bunlardan ders çıkarmanın önemini belirtmekte. Silikon Vadisi iş yapış tarzının en önemli parametrelerinden olan “hız” da Steve Jobs’un sürekli olarak üzerinde durduğu bir kavramdı: “Gerçek sanatçılar işi çıkarır. Sonuçta malı teslim edemeyeceksen inovasyona vakit ayırmanın bir anlamı kalmaz”.

İyi Bir Takımın Önemi:

Jobs’a göre harika işler “insaların önünü açan bir çevrede çalışan ve ortak bir vizyonu paylaşan yetenekli kişilerin oluşturduğu bir ekipten çıkıyordu.” Steve Jobs, inovasyonun ve başarının tek kişi ile gerçekleşmeyeceğini, sürdürülebilirlik için takım olgusunun ne kadar kritik olduğunu özümsemişti. Takım oluştururken de heterojenlik ilkesini benimseyerek, işe olan yeteneklerinin yanında, farklı hobileri ve ilgi alanları olan kişilerden ekipler yarattı (müzisyenler, sanatçılar, tarihçiler, vb).

Takım çalışmasına verdiği önemi anlatırken, kendisinin de hayranı olduğu Beatles’ı sıkça örnek gösteriyor: “İş yapış modelim Beatles modelidir. Birbirlerinin olumsuz eğilimlerini kontrol altında tutan dört adam vardı. Birbirlerini dengelediler ve toplamları parçaların toplamından daha büyük oldu. İş hayatını işte böyle görüyorum: işteki büyük başarılar hiçbir zaman bir kişi tarafından yapılmaz, bir grup insan tarafından yapılır.”

Steve Jobs’un, hep en iyiler ile çalışmaya özen gösterdiğini de anlıyoruz. Bu konuda da günümüz işe alım profesyonellerinin ya da organizasyon oluştururken nitelikten ziyade görüntüye önem veren yöneticilerin çıkarması gereken oldukça önemli dersler var. Şu iki alıntının çok önemli olduğunu düşünüyorum: ”Şunu öğrendim ki belli şeyleri yapmada inanılmaz derecede iyi insanlar var ve bunlardan birinin yerine 50 vasat insan koysan aynı işi görmez…”. “A sınıf yöneticiler A sınıfları işe alır, B sınıflar C sınıfları…” Anlayana çok şey ifade ediyor!..

Hazırlayan: ERGİ ŞENER

Yazının devamı ve Dipnot Tablet’in 231. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play