Sosyal Ortamlardaki “Mükemmel” İnsanlar

Pazar, 17 Şubat 2013 12:05

Portrait of business colleagues holding each other and laughingDipnot Tablet Yazarı Oğuzcan Dilmener bu haftaki yazısında sosyal ortamlardaki paylaşılan fotoğrafları değerlendirdi.

Bu hafta düşünüyordum ne yazsam diye.. Biraz müzik dinleyip Internet’ e bakınayım nasıl olsa bulurum dedim, sonra Facebook’ a girdim, denk geldiğim iki tane paylaşımdan sonra konum kendini belli etti: Terş Köşe’ de bu hafta yine eleştiri var..

Ben biraz geri kafalı adamımdır, bazen arkadaşlarımın takılmadığı, çok normal karşıladığı şeylere takılırım, anlam veremem. Gerçi çoğu arkadaşım bu konuda benimle hemfikir fakat yine de eminim bana katılmayan bir sürü insan da olacaktır.. Neyse konumuza gelirsek.. Bir şey uzun süredir beni düşündürüyor: Bazı insanlar, nedense, kendilerini olduklarından farklı tanıtmayı çok seviyorlar sosyal alemlerde. O kadar çok farlı örneğine rastlıyorum ki bunun, eleştirmeden geçemeyeceğim sanırım. Örneğin, dikkat ediyorum, öyle fotoğraflar paylaşanlar var ki.. Benim yıllardır tanıdığım, kendi halinde biri fakat resimlerine bir bakıyorum, ya arkadaş bu insan her gece dışarılarda mı? O bar senin bu bar benim geziyor her gece gibi görünüyor.. “Ya gezersin, gezmezsin, bu sosyal ağındaki insanları ne kadar ilgilendirir ki?” diye sormayacağım kesinlikle, çünkü bu durumda sosyal paylaşım sitelerinin varlığını da sorgulamış olurum bir bakıma, o zaman ben neden kullanıyorum bunu diye bana sorarlar.. Öyle bir niyetim yok, ben de Facebook kullanıcısıyım, ben de birçok sosyal ortamda aktif durumdayım. Benim ekleştirdiğim nokta biraz farklı: Arkadaş sen niçin insanlara kendini farklı tanıtma gereği duyarsın? Tabi ki gece gezmeleri sadece küçük bir örnek, bunun milyon tane farklı örneği mevcut. Daha önce hiç dinlemediği grupların, şarkıcıların şarkılarını sırf popülerler diye paylaşmak.. Başka insanlardan duyduğu olayları, fikirleri daha ne olduklarını tam olarak bilmeden, körü körüne destekliyor görünmek.. Hayatında sadece bir kez yapmış olduğu bir şeyde kendini uzmanmış gibi göstermek.. Karakteri zayıf bir insan olup da kendini “düzgün” bir insan gibi göstermek.. Örnekler istemediğimiz kadar mevcut. Ben bu durumu biraz şuna benzetiyorum: Üniversite ortamına giren insanlar, kendilerini olduklarından farklı tanıtabilirler bazen fakat bu kişileri daha öncesinden, örneğin liseden beri tanıyan birileri onları gördüğünde, çok komik gelir durum onlara.. Çünkü onların gerçekte ne olduklarını bilirler.. Sosyal ortamlarda da böyle gerçek hayatlarından farklı, “mükemmel” bir tablo çizme gereği duyan insanlar var.. Profillerine bakıldığında her şey dört dörtlük görünsün isterler.. İyi güzel hoş da, hiç kimsenin hayatı mükemmel değildir ki.. Bizi biz yapan, kusurlarımız, yanlışlarımız, farklılıklarımız değil midir? Bir de şu var tabi: Hadi sen insanlara kendini sosyal ortamlardan farklı tanıttın, bunu yapma sebeplerinden biri de onları önemsiyor olman, e sen bu önemsediğin insanlarla elbet bir gün tanışacaksın. Tanışmaktan kastım yüzyüze görüşmek tabi. Bu insanlarla konuşurken, senin er ya da geç ne olduğunu, nasıl biri olduğunu anlamayacaklar mı? Bu insanlar gerçekten düşündüğün kadar keriz olabilirler mi?

Bunun bir de farklı bir boyutu var ki beni çileden çıkarıyor resmen. Günlük hayatta biri geliyor, başka biri hakkında size konuşmaya başlıyor, diyor ki, “Ben şunu sevmiyorum, karakteri şöyle, orada buna böyle yapmıştı, hayatta aynı ortama girmem, benim öyle insanla işim olmaz..” Sonra bunu diyen insan, Facebook’ ta bir bakmışsınız ki bu sevmediği kişiyle aynı fotoğrafta, e yüzüne bakıyorsunuz, gayet mutlu. Haydaa.. “Bir resimdir, çekmiştir biri, ortamı germek istememiştir o da falan” diyorsunuz, e sonra bir bakıyorsunuz, ya kardeşim hadi bir resimde olur tamam da, her resimde de mi beraber olur bunlar? E altına bakıyorsun, “like” lamış fotoğrafı. Yahu sen uyuz olduğun insanla aynı karede çıkmışsın, bunun nesini sevdin? Sonra yorumlara bakıyorsunuz altında, birbirlerine gülücükler, efendim tekrar gidelim de, çok eğlenmiştik de, yok kanka şöylesin, kardeşim adamın dibisin.. Ya bırak allah aşkına.. Gerçi bana bakmamak lazım, bana kalsa en başta o adamın sizin “arkadaş listeniz”in içinde olmaması lazım da.. İşte dediğim gibi, ben bu devirde değil de bir yüz öncesinde falan yaşamalıymışım..

Oğuzcan Dilmener