‘Sosyal medya profiliniz evcil hayvanlar gibi ilgi ister’

Perşembe, 9 Ekim 2014 16:12

Evet, Emre Tuncer’in yeni kitabının arka kapağında yazılı Tom Chatfield’in bu sözünde olduğu gibi, her gün profillerimize hiç de azımsanamayacak kadar vakit ayırıyoruz. Bu konuda herkesin kendine özgü -çoğu zaman da kimseyle paylaşmadığı- stratejileri var. Fakat amaçlarımızla yaptıklarımız uyuşuyor mu? Bilmediğimiz ya da fark edemediğimiz dinamikler var mı? Bu soruların cevaplarını ve daha birçok yararlı bilgiyi Emre Tuncer’in yeni kitabı ‘Sosyal Medya İmparatorluğu: Patron‘ kitabında bulabilirsiniz. Kitabı okuduktan sonra kendinizi sosyal medyaya daha hakim hissedecek, sosyal medyanın ‘Patron’u’ olacaksınız.

Hazırlayan: Ayşe Irmak Şen

Kitabınızdan önce biraz sizden bahsedelim. Sosyal medya sizin ilgi alanınız mı yoksa işiniz mi? Nasıl sosyal medya uzmanı oldunuz? 

Benim işim iletişim ve iletişimin temelindeki insan… İşte bu yüzden sosyal medya hem ilgi alanım hem de işimin büyük bir parçası. Hem sahayı hem medyayı hem de dijital ortamları aynı havuzda sentezliyorum ve bu yaklaşım başarılı sonuçların ortaya çıkması kolaylaşıyor. Eğer nasıl uzman olduğum konusuna gelirsek, bu sürecin uzun bir serüvenin sonucu olduğunu söylemek mümkün. Keza iletişim konusunda akademik bir bakış açısı elde edebileyim diye bir yıl boyunca iletişim fakültesindeki derslere gizli gizli girmişliğim bile var. Ayrıca hem bir bilgisayar mühendisi, hem de Best FM’de radyo Show programcısı olan biri olarak, aslında medyanın internet ile entegre olacağını öngörebiliyordum.

‘Popüler olmanıza gerek yok, sizin profillerinize baktığında insanlar kalitenizi görebilmeli,’ diyorsunuz. Bir sosyal medya profili insana ne gibi fırsatlar yaratabilir?

Aslında gerçek hayattaki gibi sosyal medyada da var olma anlayışı ve mücadelesi mevcut. Dış görünümümüz, kıyafetlerimiz, duruşumuz, konuşmalarımız nasıl bizim biz olmamızı sağlıyorsa; sosyal medyadaki paylaşımlarımız, beğenilerimiz, konuşmalarımız da aynı ölçüde bizim biz olmamızı sağlıyor. Yani herhangi biri sosyal medya profilinize giriş yaptığında, aslında sizin sosyal medya karakterinizle yüzleşiyor ve sizi öyle tanımlamaya başlıyor. Hatta detayları incelenerek gerçek karakterinizin analizinizi yapabilmek bile mümkün hale geliyor ki bir çok firma amatörce de olsa personellerinin sosyal medya profillerine göz atıyor. Ayrıca doğru tercihlerle oluşturacağınız sosyal medya karakteri, kendinizi en doğru şekilde ifade etmenizi sağlar. Söylemlerinizin yanlış anlaşılmasını engeller. Tabi aynı şekilde oluşturduğunuz sosyal medya karakteri ile profilinizi inceleyenleri istediğiniz gibi yönlendirebilirsiniz de. En basitinden sosyal medya fenomenlerinin oluşturulmuş karakterlerle yüzbinlerce insanın beğenisini kazanmasını gösterebiliriz. Burada Fenomenin kalitesi, oluşturmaya çalıştığı karakterin takipçilerindeki etkisi, karakterin tavırlarında dengeli olması ve kolay anlaşılır olması ile ölçülebilir. Yani kaliteden kasıt, geleneksel anlamda algıladığımız değil. Uzun lafın kısası, sosyal medya karakterinizi ne kadar doğru, kaliteli ve güzel bir çizgiye oturtursanız, iletişim kurduğunuz kişileri o kadar kolay etkilersiniz ki sosyal medya fırsatlar kapısıdır. Normalde ulaşamayacağınız kişilerin dikkatini çekme ve hatta onlarla iletişim kurma şansına sahipsiniz.

PatronkapakSizce Türkiye’de politikacılar sosyal medyayı etkin bir şekilde kullanabiliyor mu? Bu konuda eksiklikleri ve güçlü olduğu noktalar nelerdir?

Günümüzde siyaset, halen geleneksel yöntemler ile ilerliyor. Elbette dijital çalışmalar mevcut ancak, geleneksel yöntemlere daha çok güven duyuluyor. Bu durum yarınlarda farklı ilerlemek zorunda kalacak. Elbette geleneksel yöntemler de kullanılmaya devam edilecek; fakat sosyal medyanın önemi en üst düzeye çıkacak. Ülkemizdeki siyasetçilerin sosyal medya kullanımlarını şöyle bir gözden geçirdiğimizde karşımıza çok garip bir manzara çıkıyor. Öncelikli olarak söylenmesi gereken nokta şu: Normalde konuştukları dili sosyal medyada kullanmaya çalışıyorlar. Bu da onların sosyal medyada daha sert ve samimiyetsiz olarak nitelendirilmelerine sebep oluyor ki samimiyetin, insanların gönlünü kazanabilmek için en değerli silah olduğu yadsınamaz bir gerçek olmasına rağmen. Bunun yanında neredeyse hiçbirinde profesyonel kriz yönetimi mevcut değil ve sürekli olarak bu platformları tek taraflı iletişim amacıyla kullanıyorlar. Bu durum ise sosyal medyanın ruhuna uygun değil. Özellikle de seçim dönemlerine yaklaşıldığında, bu alanları aktif kullanma isteği siyasetçilerimizde beliriyor ve birçok kişi sırf seçimler için sosyal medyaya giriyor, girdi veya girecek. Başlıyorlar dijital siyasete. Sonrasında hızlı yükseliş arayışına düşüyorlar. Takipçi çektirmeler, beğeni satın almalar, paralı TT(gündem) organizasyonları vb. gibi uygulamalar birbirini özensiz bir şekilde takip ediyor. Ya da bilgi yaymak için TROL denilen ortam karıştırıcı hesapları kullanıyorlar. Hatta karalamaları bile bu yöntemle ilerletiyorlar ya da siyasi hesaplar aracılığıyla özel paylaşımlar yapılıyor. Bu sebeple belirli bir kısır döngüye ve sabit bir kitleye takılıp duruyorlar. Etkili olduklarını zannediyorlar ancak attıkları taş, ürküttükleri kurbağaya değmiyor. Sonucunda sosyal medyada istedikleri karşılığı bulamıyorlar.

Bazı durumlarda sosyal medya, toplu halde hareket etme psikolojisi yüzünden çok düşünmeden olaylar ya da kişiler hakkında uygunsuz yorumlar yapılmasına sebep oluyor. Bunun önüne nasıl geçilebilir?

Toplumsal olaylarda bir anda kaos ortamı oluşturuyoruz. Çünkü sosyal medyamız ne yazık ki kutuplaşmış durumda. Doğal olarak böyle bir iletişim ağından iletişimsizlik doğuyor. Tartışmaların her biri kavgaya dönüşüyor. Çözüm imkanları bile çözümsüzlüğe sıkışıyor. Çünkü herkes istediğini anlatıyor ve anlattığını destekleyen her bilgiyi doğru sayıyor. Hatta yalan olduğunu bildiği şeyleri bile kendi bilgisini kanıtlamak için doğru gibi gösterme çabasına girişiyor. Ülkemizdeki asıl sorun şu: fikir sahibi olmak için bilgi sahibi olmuyoruz. Sahip olduğumuz fikri savunmak için bilgi arıyoruz. En basitinden Gezi Parkı olaylarında böyle bir ortamın küçük bir örneğini test ettik. Bu tarz durumların önüne geçmek için adımlarımızı sonuçları düşünerek atmalıyız. Bir bilginin doğruluğunun altına imzamızı atamayacaksak, yaymamalıyız. Ek olarak güvenilir haber kaynaklarımızı önceden belirlemeli ve olası kriz anlarında haberleri teyit etmeliyiz.


Ekşisözlük gibi Türkiye’ye özgü, geniş kitleye hitap eden sosyal medya platformları yaratılabilir mi? Yoksa giderek Twitter, Facebook gibi uluslararası websitelerine mi entegre olacağız?

Ekşi Sözlük belirttiğiniz gibi Türkiye’ye özgü ve internet kullanım alışkanlıklarının ortaya çıkarıp popüler hale getirdiği bir platform. Ancak Google, Facebook ve Twitter kullanım alışkanlıklarını değiştirdiği için çok değerli. İstedikleri yaklaşımı kullanıcılara enjekte edebiliyorlar. İhtiyaçlara çok çabuk cevap veriyorlar ve her biri alanında tekelleşme eğilimi içinde. Ek olarak birbirlerinin rekabet alanlarını kısıtlıyorlar. Twitter, Vine ile birlikte kısa video pazarına açılırken; Facebook, Instagram ile pazarda pay peşine koşuyor. Hatta Google’ın Google PLUS ile Facebook’a rakip olduğu gibi, yarınlarda Facebook bir Firefox gibi, Chrome gibi,  browserlaşacak ve internete açılan pencere haline gelecek. Özellikle paranın gelebileceği her kapıyı başkalarına kapatıp, sadece kendilerine açma eğilimi içindeler. Ki ülkemizde de öyle evrensel bir proje çıkmış olsa, çok büyümeden bir büyük tarafından satın alınarak yutulur diye düşünmeden edemiyorum.

Devamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play