Siyaset ve seçimlerin damga vurduğu filmler

Salı, 9 Haziran 2015 10:42

Siyaset ve sanat her zaman kol kola gider. İkisi birbirini tamamlar çoğu zaman. Son yıllarda bu daha da belirginleşmeye başladı. Normal yollardan siyaset yorumu yapamayanlar veya tekdüze analizlerden bezenler, siyaseti sanatlarının tam ortasına koymaya başladılar. Aynı şekilde, yakın zamana kadar uçuk bir postmodern uğraş olarak görülse de artık her türlü sanat eseri siyasi ve sosyolojik bağlamda incelenir oldu. Tabii bunun ne kadarı doğru ne kadarı Y Nesli’nin uyduruk ilgi alanlarına kredibilite kazandırma çabaları; yorum size kalmış.

Sinema da siyasetten haliyle nasibini alan bir sanat dalı… Aslında ilk günlerinden beri sinema, siyasetle et ve tırnak gibi olmuştur. En basit algılanabilecek bir filmde bile zamanın ruhunu hissetmek mümkün (bu her filmin önemli olduğu anlamına gelmez tabii). Daha önce de bu görüşümü paylaşmıştım ama hatırlatmakta yarar var. Siyasi görüşü olmayan film eleştirmeni olamaz (hatta iyi bir film izleyicisi bile olamaz). Bu, taraf olmayan bertaraf olur gibi yanlış bir aforizma değil. Çünkü siyasi görüş, sadece siyah ve beyaz arasında bir seçim demek değil ne de olsa. Bazen taraf olmamak da bir tür taraftarlık olur. İşte bu alengirli konuyu da sinema işlemeyi çok sever. Çünkü sinema aslında modern zamanların Olimpos’udur. Bize yeni bir tanrılar panteonu sunar. Bu durumda, bizleri yönetenleri bu elekten geçirerek yorumlamak da sinema için oldum olası çok çekici gelmiştir. Ben de bu hafta seçimlerde son kulvara girerken sinemadaki siyaset ve seçim filmlerinden bir seçki yapayım dedim.

Election1Election (Seçimler) (1999)

Okulun en başarılı öğretmeni Jim McAllister, her sene en iyi öğretmen ödülünü alan ve her öğrenci tarafından sevilen bir öğretmendir. Tracy Flick ise okulun güzel, popüler ve hırslı öğrencisidir. Son hedefi ise öğrenci başkanı olmaktır. Bunun için de herhangi bir rakibi olmamasına rağmen son sürat daha fazla başarı kazanmak için seçim çalışmalarına başlar. Ancak Jim McAllister, hırs küpü ve süper antipatik Tracy’nin başarı saplantısı sebebiyle ona başka seçenekler olduğunu da göstermek için karşısına bir rakip çıkartır. Okulun popüler olmasa bile kişiliği ile takdir toplayan öğrencilerinden birini seçimlere aday gösteren Jim, bu sayede ortaya çıkan çekişmenin sonuçlarının hiç de düşündüğü gibi olmayacağını anladığında ise artık çok geçtir.

Alexander Payne’in ikinci filmiydi bu ve ondan beri pek çok başarılı işe imza atsa da hiçbiri Seçimler kadar mükemmel olamadı. Bu arada Matthew Broderick’in oynadığı Jim McAllister’ı, Ferris Bueller’ın büyümüş hali olarak düşünürseniz film daha da ilginç bir hal alıyor.

The Ides of MarchThe Ides of March (Zirveye Giden Yol) (2011)

ABD’de Demokrat partinin başkan adayını belirleme sürecindeyiz. Ohio eyalet seçimlerine girerken, Demokrat parti adaylığı Pennsylvania valisi Mike Morris ve Arkansas senatörü Ted Pullman arasında gidip geliyor. Şansı daha iyi olan Morris’in iki anahtar adamı seçim kampanyasını götüren Paul Zara ve Zara’nın yardımcısı, genç ve idealist yetenek Stephen Meyers. Fakat onların karşısında da, yılların tilkisi ve Pullman’ın kampanya menejeri Tom Duffy var. Morris, liberal; ama öyle böyle liberal değil. Dini sorulduğunda direkt cevap vermiyor; askerlikten gelse de savaş karşıtı ve savaşları sonlandırmak için başkan olursa sadece birkaç sene içinde arabaların sadece elektrikli motorlarla çalışacağını vaat ediyor; idam cezasını nasıl kaldıracağından bahsediyor. Gerçek hayatta bir demokrat başkan aday adayı Hristiyan olmadığını söylesin de göreyim onu; adaylığı beş dakika mı devam ediyor; üç dakika mı. Neyse, bu tanrı-vari liberal, Meyers’ın idolü. Ta ki, hiç beklenmedik bir seks skandalı kampanyayı içeriden patlama noktasına getirene kadar.

George Clooney’nin dördüncü yönetmenlik denemesi ABD başkanlık seçimi adaylık yarışıyla ilgili siyasi bir gerilimdi. Orijinal ismi The Ides of March’ı, Shakespeare’in “Julius Caesar” oyunundan alır ve Mart’ın 15’i anlamına gelir. Oyunda bir kâhin Caesar’a 15 Mart’tan sakınmasını salık verir; Caesar bunu sallamaz, ondan sonra da başında Cassius ve Brutus’un başını çektiği bir grup senatör tarafından suikasta kurban gider. Buradan da anlaşılabileceği gibi film, Amerikan siyaseti dışında, onur, bağlılık, güven gibi daha evrensel değerlerle de ilgilenir.

The CandidateThe Candidate (Aday) (1972)

Kaliforniyalı avukat Bill McKay, sıradan insanların hakları için uğraşan bir hukukçudur. Karizması ve bu yeteneği bölgenin Demokrat Parti ekibince fark edilir ve bölgeden senato adayı olması için teklif götürülür. Israrlar karşısında McKay teklifi kabul eder üstelik işleri kendi bildiği yöntemlerle, kendi prensipleriyle çizecektir. Ama bir kez yarışa ve rekabeti de girince işin renginin ne kadar değişeceğini tahmin bile edemez. Yönetmenliğini Michael Ritchie’nin senaristliğini ise Jeremy Larner’ın üstlendiği filmin başrolünde Robert Redford tüm zamanların en iyi performanslarından birini sergiler.

Hazırlayan: ALİ ARIKAN

Yazının devamı ve Dipnot Tablet’in 220. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

Get-it-on-Google-Play