Sinemanın En Kötü Trendi: 3 Boyut! Ali Arıkan yazdı

Pazartesi, 12 Ağustos 2013 10:15

Kevin MazurTürk halkı olarak teknolojik yeniliklere anında atlıyoruz. İnternetin ülkemize girmesiyle yaygınlaşması bir oldu; 1980’lerdeki amatör telsiz furyasında olduğu gibi “arkadaş” arama aracı haline geldi. Herkesin elinde bir cep telefonu var, altı-yedi ayda bir yeni model alıyor insanlar. Dünyadaki Facebook kullanıcıları sıralamasında dördüncüyüz, hoş onu da “çok güzel çıkmışsınnnnn :) ))” veya “ay çok şekerrrr bir şarkııı” gibi felsefi paylaşımlar için kullanıyoruz. Son model LED televizyonlar alıyoruz, onlarda kötü bir kopyanın feci bir kopyası korsan DVD’leri izliyoruz. Yani kaliteden çok teknolojinin varlığı bize yetiyor.

Türk’ün teknoloji aşkı sinemada da son yıllarda 3D yani 3 boyutlu filmlerle vücut buluyor. İnsanlarımızın bu dandik teknolojiye olan ilgileriyle, sinema bilgileri ve sevgileri zıt ilerliyor. Bir insan 3D teknolojini ne kadar severse, sinemadan da o kadar anlamıyor demektir. Bunu bu kadar açık ve net söyleyebilirim.

Neden sevmiyorum 3 boyutlu filmleri? Çünkü bu teknik bir oyun, bilet fiyatını artırmak için kullanılan bir para tuzağı, sinema sanatına hiçbir katkısı olmayan bir dolandırıcılık. Ek bir boyut otomatikman değer kazandırsaydı, sayfaları açtığınızda fırlayan ağaçlı, böcekli çocuk kitapları (“pop-up books” denir bunlara İngilizce’de), edebiyatın en önemli seviyesi olarak kabul edilirdi.

Üç boyut bir filmi daha “gerçekçi” yapmıyor. Zaten fantezi ve rüyaları gözler önüne süren sinemanın daha “gerçekçi” olmasını istemek, bir tablodan Kalamış’ı söylemesini beklemek gibi bir şey. Yani saçmalık. 3 boyut teknolojisi filmlere görsel anlamda hiçbir şey katmıyor. Perspektif denen bir şey var, gözlerimiz bu perspektifi seçiyor ve beynimiz de alan derinliğini buna göre yorumluyor. Avatar’daki ucubelerin bize doğru uçtuğunu anlamak için 3 boyuta gerek yok.

Bu teknoloji ucuz bir hokkabazlık. 1950’lerden beri var, son yıllarda başına ağabeydik gubidik sıfatlar getirilse de (stereoscopic 3D, mesela, ki bu da gereksiz bir tekrar aslında çünkü tüm 3D stereoskopik olur), teknoloji aynı. Tek varoluş sebebi, insanların yüzlerine yüzlerine bir objenin gelmesini sağlamak. Yani sanat değil bu, bir sirk gösterisi adeta.

Şimdiye kadar izlediğim 3 boyutlu filmlerden sadece bir tanesinde bu teknolojinin gerçekten işe yaradığına şahit oldum. İstanbul Film Festivali’nde Werner Herzog’un “Cave of Forgotten Dreams” adlı, Fransa’nın güneyinde bulunan Chauvet Mağarası’ndaki mağara resimleriyle ilgili belgeseli 3D’yi çok iyi kullanıyor. Fakat burada da kamera hareketin arkasında duruyor, önünde değil. Yani yüzümüze gelmiyor, derinlik veriyor. Çünkü bazı resimlerde, duvarlar geriye doğru giriyor, ve yaratılan efekte, mesela, bir aslanın, geri plandaki iki mandaya karşı kurduğu pusuyu gösteriyor. Bu film, kaideyi bozmayan bir istisna ve 3D’nin daha çok interaktif müzelerde daha başarılı olacağının ispatı.

Onun dışında hiçbir 3D filmden sonra, “film aslında işe yaramaz ama ekstra boyut kalitesini artırmış” demedim. Zaten 3D film deyince iki farklı türden bahsediyoruz. Bir tanesi, mesela Toy Story 3 gibi, baştan 3D olarak planlanan ve 3D kameralarıyla çekilenler. İkincisiyse, “Clash of The Titans” veya Harry Potter serisinin son filminin ikinci bölümü gibi, normal kameralarla çekilip, 3D’ye dönüştürülenler (“post-conversion”). Hani en azından birincisi planlı, programlı. İkincisi iyice rezil, filme bir şey katmayı bırakın, iyi filmi kötü hale getiriyor.

O yedi-buçuk kiloluk gölükleri takıp izlemek çok rahatsız edici bir deneyim. Hem burun hem de baş ağrısı yapıyorlar. Bunun yanında, özellikle karartılmış lensleriyle, filmi de karanlıklaştırıyorlar. Bir dahaki sefere 3 boyutlu bir film izlerken, gözlüklerinizi bir çıkartın. Ekrandaki parlaklık ve renkler filmin asıl seviyesi. Yani 3D ayrıca bir filmin sinematografisini de bozuyor.

3D teknolojisini Hollywood stüdyoları neden bu kadar destekliyor peki? Cevabı para. Üç boyutlu filmlerin bilet fiyatları tüm dünyada %20-40 daha fazla. Yani 3D (en azından teoride) bir filmin gişe başarısını çok etkileyebiliyor. Ayrıca, 3D korsana karşı da bir silah. Evde izlenecek korsan filmin orijinal 3D’sinde daha farklı bir deneyim yaşanabileceği iddia ediliyor. Tabii bu hastalığın sebebiyle değil semptomlarıyla mücadele eden bir yaklaşım.

Son olarak, 3D’nin bir filmin kalitesini artırdığını düşünenlere bir sorum var. Neden sadece ekstra bir boyutta duruyoruz ki? Başka şeyler de ekleyelim, daha da iyi olsun filmler. Denizde mi geçiyor film? Sağdan soldan görevliler su sıksın üzerimize. Karate filmi mi izliyoruz. Arada biri gelip arkadan bassın sumsuğu DAN! diye, ağzımızı yüzümüzü dağıtsın. Erotik bir film mi izliyoruz? İşte, anlayın artık…

Ali Arıkan

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ

Tags