Simbart Projects’in İkinci Tek Günlük Sergisi 13 Mayıs’ta Çukurcuma Hamamı’nda..

Cuma, 11 Mayıs 2018 10:39
Son zamanlarda adından sıkça söz ettiren Simbart Projects, sanatçıyı merkeze alan ve genç sanatçıları ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden kürate edilmiş içeriklerle ön plana çıkarmayı hedefleyen yenilikçi bir sanat projesi. Proje kapsamında her süreç, sanatçıya özgü, farklı mekanlarda, pazar günleri pop-up sergilerin düzenlenmesi ile başlayıyor ve sergisi gerçekleştirilen sanatçı ile ilgili sosyal medya üzerinden yapılacn iletişim ve paylaşımlar ile devam ediyor…
Projeler ile ilgili tüm bilgiler öncelikli olarak @simbart_projects instagram hesabı üzerinden duyuruluyor. Simbart’ın bir diğer amacı sosyal medyayı aktif kullanarak sanatın erişilebilirliğini ve etkileşimini arttırmak, aynı zamanda da izleyicinin deneyimini ön planda tutmak.
Simbart, ikinci projesinin başlangıcını 13 Mayıs Pazar günü, Mehmet Öğüt’ün “Anâsır-ı Erbaa” isimli tek günlük sergisiyle yapacak. Fırat Arapoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği sergi, Çukurcuma Hamam’ında düzenlenecek ve Pazar günü 11.00-20.00 saatleri arasında ziyaret edilebilecek.
Serginin küratörü Fırat Arapoğlu’nun gözünden  “Anâsır-ı Erbaa”…

Anâsır-ı Erbaa… Dünyanın temel öz’leri bağlamında ateş, su, hava ve toprağı ve tüm bu unsurların ilişkilerini ve karmaşıklığını tanımlamak için kullanılan bir terim. Mısır, Babil, Japon, Tibet, Hint ve Çin kültürlerine ve oradan antik Yunan ve Roma’ya uzanan bir coğrafi genişlikte, kısmi farklılıklar olsa da aynı terimle karşılaşılmaktadır. Antik Yunan Felsefesine bakıldığında Herakleitos’un, tüm bu unsurlar temelinde arkhe’yi (temel maddeyi) “ateş” olarak tariflediği ve ona göre, ateşin varlığın ilk temeli ve içinde bütün karşıtlıkları eriten bir birlik olduğu görülür. Ateş 400.000 yıl kadar önce, Homo Sapiens öncesinde insanlık tarafından kontrol altına alınmıştı ve kontrollü bir ateş, insanlık için dilediği zaman ışık yaratabilme anlamına gelerek, gece avlanmalarına yarıyor ve yırtıcılardan ve böceklerden korunmalarını sağlıyordu. Bu evrim sürecinin ekseninde ateşi elde etmenin temel maddelerinden birisi ise kibrit (kükürt anlamına gelen Arapça sözcük) olmuştur. Peki, kibrit kullanımıyla elde edilen ateşle, kağıt bir araya geldiğinde ne olur? Sadece bir yok oluştan mı bahsedebiliriz? Ateş sanatsal bir üretimin parçası nasıl olabilir? Mehmet Öğüt’ün Anâsır-ı Erbaa çalışmaları tüm parçalarıyla yaşam döngüsünün sorunsallaştırılmasından hareket ediyor. Üretimlerinde kullanılan kibritlerin kağıt üzerinde bıraktıkları izler, her bir uygulamada farklılaşıyor; birbirinin aynı gibi görülen izler olsa da. Her birinin bu ayrıcalıklığı, bir insanın yaşamı gibi, doğum ve ölüm dengesini içermekte ve bu daimi dönüşümü işaret eden bir an’ın gösterilmesiyle sonuçlanıyor. Yaşam, daimi bir akıştır; Herakleitos “Panta Rhei” (her şey akar) demiştir. Hegel de, her şeyin daimi bir akış halinde olduğunu belirterek “Mücadelenin her şeyin atasıdır” sözü ile bu daimi akışı diyalektik düşünce yapısını temellendirmek için örneklendirmiştir. Henri Bergson da evrimin daimi bir akış ve değişim süreci olduğunu belirtirken, bu öncüllerden hareket ediyordu.Anâsır-ı Erbaa, bu temeller üzerinden, insanın doğayla karşılıklı olma halini ele görselleştiriyor. Doğa izlerini kendi normlarıyla oluşturur, Mehmet Öğüt’ün çalışmalarında, bu izleri kendisi yapan, ama bir müdahale etme halinden ziyade, bunu bir tanıklık düzeyinde ele alan bir duruşta yaptığı görülüyor. Bu mümkün müdür? “Anâsır-ı Erbaa” bu sorgulamaların önünü açıyor.