Seni Ben Affleck’lerin Olasın Diye mi Sevdim, Batman? Ali Arıkan yazdı

Pazar, 1 Eylül 2013 14:45

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Sinema dünyasında geçen haftanın en çok konuşulan olayı şüphesiz Christian Bale’den boşalan Batman rolünü iki Oscar’lı oyuncu ve yönetmen Ben Affleck’in oynayacağıydı. Haber duyulur duyulmaz Twitter’da 8.4 şiddetinde bir deprem yaşandı, dünyadaki pek çok Batman hayranına küçük çapta bir inme indi. Affleck’in rolün hakkını veremeyeceğinden tutun da, dudak ve alt çenesinin Bale’e oranla daha az görkemli olduğu konuşuldu. Suriye’de binlerce çocuk ölürken bu gibi şeylere nasıl kafayı takıyorsunuz gibi rölativist saçmalıklarla hiç işim olmaz. O fatalist mantıkla ilerlersek ölüm ilanlarından başka hiçbir şeye kafa yormamamız lazım. Ama Affleck’in Batman olmasına karşı gösterilen tepki de anlaşılır değildi. Eninde sonunda bir yarasa kostümü giyip adam döven üçüncü sınıf bir popüler kültür kahramanından söz ediyoruz. İngiliz Milli Tiyatrosu’nun Hamlet rolünü Ashton Kutcher’a vermesinden değil. Şahsen Batman hayranlarının ağlamaklı hallerine çok güldüm. Gülmeye de devam ediyorum.

Daha önce de yazmıştım ama tekrarlamakta fayda var. Batman’in “karanlık” bir karaktere dönüşmesi 1980’lerin ortasında gerçekleşti. Ondan önce Batman de aynı Superman ve Wonder Woman dahil diğer DC çizgi romanları karakterleri gibi daha eğlenceli bir kahramandı. Modern Batman deyince bir yazar var ki karakterin son yirmi beş senedir imajını genel anlamda onun bakış açısı belirlemiştir: Frank Miller. Miller’ın 1986’da yayınladığı “The Dark Knight Returns” distopik bir gelecekte, yıllardır emekliye ayrılmış bir Batman’in, işinin başına yeniden dönmesini anlatır. 1987’de yayınlanan dört bölümlük “Year One” ise, Bruce Wayne’in Batman olarak geçirdiği ilk senenin hikâyesidir.

“Sin City” ve “300” gibi filme de çekilmiş başka çizgi romanların da yazarı olan Miller’ı sevmem. Onun süper kahraman türüne ettiği karanlık, zorlu, acılarla yoğrulmuş tesir, hem türün kendisinin en büyük özelliği olan fanteziyi öldürür, hem de gereksizce komik kaçar. 1980’lerin sonunda başlayacak ve 1990’larda son hızla devam edecek (ve beni genel olarak Amerikan çizgi romanlarından soğutacak) şiddetli ve kasvetli süper kahraman furyasının babası Frank Miller’dır.

Bundan da öte, Frank Miller’ın kişisel siyasi görüşleri, Batman mitosunu rahatsız edici bir şekilde yorumlaması sonucunu doğurmuştur. Tüm süper kahramanlarda var olan ama Batman’de özellikle öne çıkan objektivist/liberteryen bakış açısı, Miller’ın yorumunda belki doğal ama yine de absürt sonucuna ulaşmış ve karakter tam anlamıyla faşist bir Übermensch’e dönüşmüştür.

Bu aşırı sağ ve tutucu görüş Christopher Nolan’ın Batman üçlemesinin siyasal ruhunda tam olarak yer edinmese de, yönetmenin Batman serisinin Grant Morrison’ın hiper-gerçekçiliğinden çok, Frank Miller’ın “gerçekçi” bakış açısını yansıtan Batman’ine daha yakın olduğu su götürmez. Miller’ın tersine Nolan’ın problemi, dünyaya at gözlükleriyle bakmak değil, bir çizgi roman kahramanından vatandaşlık dersi çıkartmaya çalışmak gibi saçma bir yaklaşım oldu.

Fakat Nolan’ın bu “sığ derinlik” anlayışını çizgi roman ve Batman seven çocuk akıllılar gerçek derinlik zannettiler. Çeteciliğin, suçun ve genel olarak sosyal sorunların, yarasa kostümü giymiş bir milyarderin kafadan çatlaklara dan dun girişmesiyle çözülebildiği bir film serisini ciddiye almak gafletine düştüler. Şiddete başvuran bir otorite modeli olmadan özgürlüğün de gelemeyeceğine inanan Nolan’ın ergen kafalı filmlerini fazlasıyla ciddiye aldılar.

Bu maalesef Batman karakterinin etrafında kurulan tarikatın doğasında var. Hayranları, “gerçek hayatta da olabilecek, süper gücü olmayan bir kahraman” olduğunu iddia etseler de Batman’in gerçekle uzaktan yakından bir alakası yok. Her annesi babası öldürülen geceleri suçlu avına mı çıkıyor yani? Sadece karakterin arabası, uçağı, yatı, şusu, busu için milyonlarca dolar harcamak lazım. Sonra “gerçekten olabilir.” Evet, yarın gerçekten uzaylılar Sultanahmet’e inip “Her yer Taksim, her yer direniş” diye de bağırabilirler. Ama teslim edersiniz ki bu gerçekten de az bir olasılık.

Ben Affleck’in Batman olmasına kızanlar aktörün daha önce yine Frank Miller’ın gereksizce karanlık bir kahramana dönüştürdüğü Daredevil karakterini canlandırdığını ve onu rezil ettiğini söylüyorlar. İyi de on küsur sene önceki Affleck’le şimdiki Affleck aynı mı? İki Oscar kazanmış, yüz hatları iyice yerine oturmuş, Terrence Malick filmlerinde oynayan bir Hollywood yıldızından bahsediyoruz burada.

Daha da ötesi, Affleck rolü bir sonraki Superman filminde oynayacak. Bu yaz gösterime giren Man of Steel Warner Bros’un istediği kadar başarılı olamadı, onlar da çizgiroman severlerin yıllardır hayalini kurduğu Batman-Superman kombinasyonunu perdeye taşımaya karar verdi. Yani Affleck’in oynayacağı Batman’i, Man of Steel’in evreni içinde düşünmek lazım. Superman dünyadaki en güçlü varlık ama daha tecrübesiz. Onun karşısına yıllardır bu işi yapan kırklı yaşlardaki bir Batman koyarak bir denge yaratmak iyi fikir. Zaten yönetmen Zack Snyder’ın da belirttiği gibi, filmin baz alacağı Frank Miller’ın çizgiromanı da bu mantık üstünden yürür. (Aynı şekilde, metinüstü bir anlayışla Ben Affleck’in yeni yetme Henry Cavill’e karşı oynayacak olması da hikayenin gerçek hayata yansıması adeta)

Yeni Batman Ben Affleck. Önümüzdeki beş, altı filmde de Batman olmaya devam edecek. Batman hayranlarının artık bunu kabul etmeleri lazım. Ve tabii artık biraz da büyümeleri ve böyle olaylara kafayı o kadar takmamaları.

Ali Arıkan

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ