Sen Neden Duruyorsun? Yola Çık!

Perşembe, 4 Aralık 2014 16:03

İki öğretmen, bir çocuk, bisikletler ve binlerce kilometre yol… İnci ve Soner Sarıhan alışılagelmiş seyahat normlarını 2005 yılında kırarak, doğa ve özgür olma tutkularının peşinden gitmeye karar verdiler. Bisikletleri ile toprak kokusunu çekerek, bir sonraki köşeyi dönmenin heyecanını yaşayarak 24 ülkeyi dolaştılar. Bu yolculuklara 2009 yılında oğulları Tibet Çınar da katıldı. Sekiz aylıkken yolculuğa başladı, 22 aylıkken bisikletle Orta Avrupa turu yaptı. Dünyanın en küçük gezgini unvanını alan Tibet Çınar’ın ağzından dinlediğimiz ‘Yolda Büyümek’ kitabı bu hafta Esen Kitap’tan çıktı. Doğayla barışıp, kendilerini rüzgarın kollarına bırakan Sarıhan ailesi ile hikayelerini, yolculuklarını ve minik gezgin Tibet Çınar’ı Dipnot Tablet için konuştuk.

Röportaj: RABİA ÇELİK 

Seyahat hikâyeniz alışılagelmiş seyahat normlarına pek uymuyor. Bu yolculuk hikâyesi nasıl başladı?

Zincirleri kırmak yerine aşındırarak başladık. Deniz, kum, güneş üçlemesinde geçen bir tatil anlayışından doğa, kamp ve bisiklet üçlemesine geçiş 2005 yılının Ağustos ayında gerçekleşti. Tencerede yavaş yavaş kaynayan kurbağa olmamak için ani bir karar ile İstanbul’dan bisikletler alınıp Denizli’ye gelindi. Bir hafta yakın tepelere antrenmanlar düzenlendi. Kendimizi hafife aldığımızı ve beklemeye gerek olmadığına kanaat getirdik ve nihayetinde kervan, Denizli’den Antalya’ya doğru kıyıdan kıyıdan yola koyuldu. Gerekli miktarda suyu taşımak için çözümleri, lastik patlayınca başa ne çoraplar örüldüğünü, kaba etin ne kadar hassas olabileceğini hep yolda bizzat yolda yaşayarak öğrendik, öğreniyoruz. Sonra Karadeniz turu, İran, Pakistan, Hindistan macerası, Avrupa turları  geldi. Gerçek yolculuk elbette içe doğru, kendi ruhunuza doğru sürdüğünüz egonuzla hesaplaştığınız yolculuktur. Yine de 24 ülke, on binlerce km. olduğunu söylemeden geçemeyeceğiz. Hikayeden romana terfi etmişizdir herhalde.

İlk pedala basmadan önce kim kimi ikna etti? İkinizden birinin tereddütleri var mıydı?

Üniversiteye kayıt olduğu ilk ay tanışmış, sosyal medyanın, cep telefonunun dahi olmadığı, ilk görüşte aşkın geçer akçe olduğu yılları yaşamış bir çiftiz. Birimizin diğerine istemediği bir şeyi yaptırması gibi bir olasılık hiç mümkün olmadı. En azından karşılıklı birkaç veto / bonus hakkımız olsa iyi olurdu. J İkimizde büyük bir heyecanla yola koyulmuştuk. Halen de deli cesareti ile devam ediyoruz. Tereddüt canavarını zindana hapsettik. Sonsuz evrende, güneşten dahi milyon kat küçük dünyacığımızın üzerinde tereddüt edecek kadar lüksümüz yok. Olmadı. Olmasın hiç.

Screen Shot 2014-12-04 at 15.37.23Birçok aile çocuklarıyla dışarı çıkmaya çekinirken, bisikletle ülkeleri dolaşmak cesaret gerektirmiyor mu?

Biz de çok korkuyoruz. Üşütür hasta olur, bizimki yemiyor, uyumuyor, durmuyor deyipdurugiller ama AVM AVM gezdirmekten çekinmeyengillerden olmaktan çok korkuyoruz.  Çocukların beyinleri şöyle dursun, kas hafızalarını dahi yok edip, takla atamaz, dans edemez sadece kafalarını bir yerden bir yere taşımak için var olan bir bedenleri varmış kadar vücutlarına yabancı halde yetiştirmek cesaret gerektiriyor asıl. İnci her zaman söyler, “Tibet Çınar’ın dizindeki yaraları seviyor en çok”, dizinden öpüyoruz biz oğlumuzu. “Terlersin, kirlenirsin” diye diye ruhunu, “test, sınav, kurs” diye diye beynini hadım etmeyeceğiz oğlumuzun kesin kararlıyız.

Bir de, biz öyle salla gitsin insanlar değiliz ki. Sözümüz meclisten dışarı bize “abi tehlikeli değil mi?” diye höyküren adamın, arabasında bebek koltuğu, evinde yangın söndürücü, duman detektörü yok, evinin deprem analizi yapılmamış. Biz hayatımızın dizginlerini kendi elimize aldığımızı ve kendi hatalarımızla başımıza gelecek riskleri minimize ettiğimizi umuyoruz. Çok tedbirli, tehlike analizi yapıp durup beynimizi hep çalıştıran, belki de tersinden anlamı ile “pimpirikli” ebeveynleriz aslında.

Biz doğa ile çatışmaya alışmış bir toplumuz maalesef. Dil kodlarımıza sızmış artık.  “Yağmur yağıyor off hava kötü, kar felaketi kapıda, kara kış geldi” diye konuşmamız bundan. Elbette, ne yağmurlu hava; kötü bir havadır, ne de kar yağışı; felakettir, ne de kış; kara bir olay. Fakat biz yağmurluk giyip, şemsiyesini alıp yağmurda zevkine yürüyen, toprak kokusunu duymak peşindeki kişilere “Delinin zoruna bak!” deriz. Asıl delinin zoruna bak eve hapsetmiş kendini demek lazım. Bir de “elalem ne der hapishaneleri” var ki, açık hava cezaevidir milyonlar için.

Cesaret, dizginleri ele almak ve hayat ne kadar tepinirse, etraftakiler ne kadar çekerse çeksin düşmemekte. Hayat bisiklete binmek gibi, durursan düşersin.

Bir de bu kadar yoğunlukta yeni bir kitap çıktı. Kitabı sizden dinleyelim?

Gerektiği kadar yavaşlayınca yoğunluk azalıyor, işler yetişiyor. Koşturup, telaşlanınca Einstein’ı haklı çıkartıyorsunuz. Zaman göreceli. Soner bir vampir olmasa dahi, genetik mirasının avantajından ve uykuyla savaşmayı sevdiğinden ortalama 2 saat uyku ile yaşayabildiği ve İnci ise aynı anda 10 farklı iş falan yapabildiği için oluyor bunlar söylemesi ayıp.

Kitap ağırlıklı olarak yolda alınan notlardan oluşuyor. Tibet Çınar, anne sütünü yeni bırakmıştı, bez ve emzik kullanıyor ve 2 kelimeyi birbirine çatamıyordu. Yedi ülkeden geçen, 3486 km’lik maceramızı onun ağzından anlatıyoruz kitapta. Çoğu yerde ilk not alındığı gibi bırakıldı. Satır aralarında ebeveynler için didaktik olmayan öğütler var. Büyüklerin okuyacağı kadar ciddi, çocukların eğleneceği kadar sevimli. Okuyucusuna “sen neden duruyorsun, yola çık!” diye fısıldadığını umuyoruz.

Screen Shot 2014-12-04 at 15.36.33Yolda büyümek nasıl bir duygu? Avantajları ve dezavantajları neler?

Avantajları saymaktan başlayalım, diğerine yer kalmasın. Çok uzak olmayan taş devri çağı atalarımız, doğa ile içe yaşıyor, sıfır konfor ile yaşıyor, daha az hasta, daha çok mutlu oluyorlardı. Bunu herkes biliyor da işte cesaret dedik ya. Der ya M. Mungan “Neresi sıla bize, neresi gurbet, yollar biz memleket.” Bir süre sonra yollar eviniz oluyor zaten. Tek derdi ayıya yakalanmamak, geyiği ürkütmeden avlamak olan mutlu uzak dedelerimizden, şimdi her şeyin altından sendrom bulup duruyor medeniyetimize! gelince “bir yerde bir şey yanlış” diye değil, her şey yanlış diye düşünmeye başlıyorsunuz.  Evdeki kadar rahat ve güvende hissediyoruz kendimizi biz çadırda. Yağmur, fırtına altında çocuk bezi değiştirmek, sıcacık evinizdeki kadar rahat bir iş haline geliyor bir süre sonra. Başkalarının çiftlikleri ve ormanlar yatak odanız, çimenlerin üstündeki küçücük ocağınız mutfağınız oluyor. Bunlar bizim için avantaj. Tefekkür etmek için bir soluk seyahatlerimiz. İlk 8 tanesinde öfkeden kudurduktan sonra, aynı gün 9. kere lastiğiniz patlayınca, Temmuz ortasında Çek Cumhuriyeti’nde bir tepede dolu yağınca tepenizden, İslamabat’da arkanızda bomba patlayıp 15 kişi ölünce mesela psikoloğa gitmenize falan gerek kalmıyor. En derin psikanalizi yapıyorsunuz kendinize. Sinerler alınıyor. Özel falan değilsiniz bunu hissediyorsunuz. Yolda büyümek bu anlamda; kendini çok değerli bulmamak, zamanın mekanın artı ve eksi sonsuza uzanan devasalığında küçülmek demek. Belki de bu değildir, sürdükçe, ilerledikçe “yolda büyür” ve gerçekten ne olduğunu buluruz diye umuyoruz. Kitabın okuyucuları ne görecekler, ne hissedecekler bunu da çok merak ediyoruz.

Başınıza şimdiye kadar gelen en ilginç hikaye nedir?

2011 turumuzun daha ilk gününde, daha ilk km’ler içindeyken, nereden ve nasıl saptığımızı anlayamadığımız küçük bir meydanda Tibet’in özgürlüğü için gösteri yapan Tibetli göçmenler ile karşılaştık. Tanıştık. Oğlumuzun adının kendi ülkelerinin isminden geldiğine inanamadılar. Bu duruma çok duygulandılar. Yaşlı bir Tibetli dede, bize dua bayrakları verdi ve bizim için dua edeceğini söyledi. Bu dua bayrakları yol boyu Tibet Çınar’ın bebek koltuğunda rüzgarda dalgalandı. Bu tesadüf, her şeyin çok güzel olacağına dair bir işaretti bizim için. Üzerinde “om mani padme hum” yazan o mantra bayrakları her yolculukta bizimle şimdi.

Röportajın devamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play