Saraybosna’da üç gün…

Çarşamba, 23 Temmuz 2014 11:14

Serdar Dinler kendi gözünden Bosna’daki üç gününü, neler yapılması gerektiğini, nerelere gidilmesini Dipnot Tablet için yazdı.

 

Saraybosna’da üç gün…

Başkanlığını yürüttüğüm Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği adına, düzenlenen bir konferansta “Toplumsal Kalkınmada Kurumsal Sosyal Sorumluluğun Rolü” konulu bir konuşma yapmak için eşim ve kızım ile birlikte geçtiğimiz hafta Saraybosna’daydık. Seyahatlerimizi planlarken hep sabah erken uçağı ile gidip dönüşte ise geç uçak tercih ederiz, böylece gittiğimiz ülkede daha fazla vakit geçirmiş oluruz. Saraybosna’ya da sabah 07:05 uçağı ile gittik. Yerel saat ile sabah saat 08:00’da Saraybosna’ya ulaştık. Havalimanı çok küçük ve mütevazi ancak vizesiz geçmenin kolaylığı ve keyfi ile hemen dışarıya çıkıp tatile çabuk başlamamızı sağladı. Taksi ile 15 dakikada, 15 Euro’ya şehir merkezine geldik. Ancak yol boyu gördüğümüz binalardaki savaşın izleri ve etkisi Bosnalılar’ın ne kadar zor günler geçirdiğini bize açıkça gösterdi.

Otelimizi önceden internetten en popüler ve merkezi yerini keşfedip, ona göre seçmiştik. Gerçekten de Hotel Europa Başçarşı’nın hemen yanı başında beş yıldızlı bir otel. Yurtdışındaki otellerde genelde kredi kartı garantisi istemlerine alışığızdır. Ancak bu otelden böyle bir talep gelmemişti, biz rezervasyonumuz ile ilgili bir aksaklık yaşamamak için mail attık ve hatırlattık gerek olmadığını bize güvendiklerini yerimizin konfirme olduğunu söylediler. Ne güzel, hala ağızdan çıkan bir söze güvenmek, garanti, teminat, evrak vs. vs istemeden….

Bosnalılar son derece samimi, iyi niyetli, gelenek ve göreneklerine bağlı, misafirperver insanlar ve en dikkat çeken yönleri ise yaşamış oldukları zor günlerin ağırlığını ve hüznünü hala üzerlerinde taşıyorlar.

Sabah otelimize iner inmez check-in saatine kadar bavulumuzu bırakıp hemen yanı başındaki Başçarşı’ya gittik. İlk hedefimiz o meşhur Boşnak böreği ile kahvaltı yapmaktı. Çoğu dükkân henüz açılmamıştı çünkü saat daha sabah sekizdi. Tatlı bir serinlikte henüz boş olan sokaklarından çarşı meydanına çıkınca tarihi Su Sebil’in tam karşısındaki börekçinin buğulanmış camlarını görünce iştahımız iyice kabardı; çünkü bu buğu sıcak böreklerin ısısının dışarıdaki serin havadan etkilenerek camları nemlendirmesinden başka bir şey değildi. Küçücük dükkâna girdik ve hemen börek çeşitlerini sorduk; kıymalı, patatesli, peynirli, ıspanaklı… Buregdzinica isimli bu nefis mekanda hepsinin hamuru ve görüntüsü aynı olan böreklerden sadece kıymalı olanına ‘burek’ diyorlar diğer çeşitlerine ‘pita’ diyorlar. Bizim için fark etmez yeni fırından çıkmış, ağırlıklı olarak da kıymalı olanlarından hemen istedik. Dükkân sahibi Türk olduğumuzu da anlayınca hemen dışarıya kapısının önüne küçük bir masa ve tabureleri çıkardı, koşarak karşıdaki kahveden sıcak demli çaylarımızı getirdi ve bir çırpıda afiyetle Boşnak börekli kahvaltımızı yaptık.

Saraybosna’nın merkezinde bulunan ve 16. Yüzyılda kurulmuş olan Başçarşı sizi gerçekten de o dönemlere götürebilen şirin, temiz, turistik bir Osmanlı çarşısı. İçinde Bosna Beylerbeyi Gazi Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmış olan cami, medrese, han ve imarethaneler bulunuyor. Çarşı merkezindeki küçük yerel kahvehanelerde, restoranlarda küçük bakır tepsiler içinde kulpsuz fincan, yanında lokumu, suyu ve cezve içinde kaynatılmış kahvesiyle Bosna kahvesi diye adlandırdıkları Türk kahvesi içmek çok keyifli oluyor. Hediyelik eşya almak için çok hoş dükkânlar var, özellikle kahve takımları en çok satan turistik eşyaları olmalı ki hemen her dükkânın önünde vardı.

Bosna’nın böreği dışında Cevapcici dükkanları da çok meşhur. Bu bizim bildiğimiz Tekirdağ köftesine benzeyen pide içinde yanında küçük yemeklik diye adlandırdığımız tarzda doğranmış beyaz soğan ile ikram edilen gayet lezzetli bir köfte. Aslında bana biraz hamburgeri hatırlattı, aynı hamburger mantığı ile hazırlanıp servis edilen bir köfte. Cevapcici ikinci günümüzün öğlen yemeği programımıza aldık.

Bu seyahatimizde Bosna’nın tümü Bosna ve Dünya Kupası’na katılan tüm ülkelerin bayrakları ile donatılmıştı. Özellikle akşam maç seyretmek için yeniden düzenlenmiş kafelerin önleri ve etrafı Dünya Kupası’na katılan ülkelerin bayrakları sanki bir Dünya Kupası’ndan öte dünya bayramı havası veriyordu. Bu süslemede beni hem mutlu hem de hüzünlendiren şey bayraklar arasına Bosnalılar bizim bayrağımızı da Dünya Kupası’na gidememize rağmen koymuş olmalarıydı.

Yazının devamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play