Reyhanlı Patlamalarının Gölgesindeki Büyük İstihbarat Savaşı! Cüneyt Özdemir yazdı

Cumartesi, 18 Mayıs 2013 13:34

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Reyhanlı bombalamaları sonrasında döndük dolaştık yine aynı kapıya çıktık. Yine karşımızda Emniyet ve MİT çekişmesi var.

Emniyet İstihbarat’a yakın kalemler sabah MİT’in Reyhanlı patlamalarında yanlış ve eksik haber verdiğini duyuruyor. Mit öğlene kalmadan başka gazetecilere Emniyet İstihbarat’ın nasıl çuvalladığınının haberini uçuruyor.

Kavga büyük.

Büyük olmasına büyük ama aslında yeni de değil. Emniyet İstihbarat kurulduğundan bu yana nerede ise bu kavga var. Eskiden kavganın arkasında duran taraflar farklıydı. Şimdi arkadaki ‘güç’ler değişse de kavga aynen kaldığı yerden devam ediyor.

Çoğu kimse bilmez ama Türkiye’de 1930’lu yıllarda kurulan Emniyet İstihbarat Dairesi o zamanki adıyla Önemli İşler Dairesi’nin memurlarını eğitenler dönemin MİT’çileriydi. Yıllarca hem teşkilat yapıları hem de yaptıkları işlerle bu işlerin başarılı PR’ı ve elbette Türkiye’deki güç dengeleri açısından MİT devlet katında daha ’değerli’ oldu. Daha muteber kabul edildi.

Bu yüzden biraz da devletin içindeki devletin sahibi ve gölgesi gibi hareket ettiler. MİT ‘beyin’ Emniyet ise ‘icracı’ güç gibiydi. Gelin görün ki Emniyet içinde kıpırdanmalar ve bu duruma karşı çıkışlar vardı.

İlk net tavır 60’lı yılların ortalarında konuldu ve Emniyet ilk hamlesini yaptı. MİT’in kendi birimleri içine bağlanmasını teklif etti. MİT bu reste hiç beklenmedik karşı bir rest çekerek cevap verdi ‘hemen devredelim’ denildi ancak Emniyet İstihbarat da henüz hazırlıklı değildi. Zaten kimsenin de yetkilerini devretmek gibi bir niyeti yoktu.

Durum idare edildi. Unutuldu gitti…

12 Eylül darbesi sonrasında Emniyet İstihbarat MİT’in sokaktaki yürütücü kadroları gibi rol aldı. Yok denecek kadar etkisizlerdi.
Ancak 80’lerde Mehmet Ağar ve Mehmet Eymür arasında başka bir büyük kavga koptu. O zamanlar İstanbul Emniyet Müdürü’nün kim olacağı büyük önem taşıyordu. (Neden önem taşıdığı başka ve uzun bir yazının konusu)

İstihbarat savaşlarında yeni bir cephe açıldı ve ortaya 1.MİT RAPORU olarak tarihimize geçecek olan bir rapor çıkartıldı. %70’i dedikodudan oluşan bu raporun bir kısmı dezenformasyon bir kısmı ise gerçeklerden bahsediyordu. Bugün hala hangi kısmının gerçek hangisinin yalan olduğu tartışılıyor.

Ne zaman ki 90’lı yılların ortasında Emniyet İstihbarat Özal’ın ittirmesi ile yeniden yapılanmaya, rahmetli Necdet Menzir’in iddialı yöneticiliği ile yeniden İstanbul’da örgütlenmeye ve bugün cezaevindeki Hanefi Avcı’nın zekası ile çağ atlamaya başladı, dengeler değişti. Eskiden ‘İstanbul Emniyet müdürü bizden mi sizden mi olsun?’ şeklindeki tartışma Susurluk döneminde mahkemeye kadar taşındı. Eski MİT’çi Mehmet Eymür ile Hanefi Avcı hem mahkemelerde hem de araştırma komisyonlarında birbirlerine girdiler. Şu an 28 Şubat’ın tutuklu paşası Teoman Koman kapı gibi MİT’in arkasında duruyor kimseyi (evet TBMM dahil) iplemiyordu.

Bu arada yine şimdinin Ergenekon’dan tutuklu İP Genel Başkanı Doğu Perinçek gazetecilere satılmaya çalışan ancak kimsenin almadığı 2. MİT RAPORUNU açıkladı. MİT ile Emniyet arasındaki suçlamalar raporlarda, 32. Gün televizyon programlarında ve elbette mahkemelerde devam etti, durdu…

MİT o dönem biraz da askerlerden aldığı güçle Emniyet İstihbarat arşivlerinin kendisine bağlanmasını istedi. Emniyet ‘evet’ dedi. Ve konu zamana bırakıldı unutuldu gitti.

Sonraki yıllarda Türkiye’deki istihbarat savaşlarında tarihinde görülmemiş şekilde garip bir dengeler değişimi yaşandı.
Emniyet İstihbarat muhafazakar ve cemaate yakın duran ya da durduğu iddia edilen devlet memurları tarafından güçlendirilirken, MİT askeriyenin gölgesinde çalışmalarına devam etti.

Taa ki askeri vesayetin yıkılmasının en önemli adımı olan Ergenekon operasyonları başlayana kadar!
Ergenekon’da başrolde Emniyet İstihbarat vardı.
Ardı ardına dalgalar gelmeye başlayınca MİT Yenimahalle’deki merkezinde kabuğuna çekildi.
Ergenekon operasyonları devlette dokunulmadık hiçbir yer bırakmadı. Tek bir kurum hariç. Askerler, savcılar, öğretim üyeleri, TSK’lar, gazeteciler, polisler aklınıza kim gelirse tutuklandı ancak (bir kaç küçük ölçekli örneği saymazsak) iş hiçbir zaman MİT’in kapısına gelip dayanmadı.

Buna karşılık MİT de Ergenekon konusunda somut herhangi bir adım atmadı. Tutuklanan askerlerin arkasında da durmadı. Dezenformasyon ve bilgi kirliliğine de bulaşmadı. Bu büyük hesaplaşmayı kenardan seyretti.

Bu arada ilginç gelişmeler oldu. Mesela Emniyet’in önemli isimleri MİT’e transfer edildi. İstihbarat tek bir çatıda toplanmaya çalışıldı.
Ancak yine başarılamadı.

Emniyet İstihbarat Ergenekon operasyonları ile paralel KCK operasyonlarına başlayınca MİT ile Emniyet İstihbarat bir kez daha karşı karşıya geldi. Daha doğrusu geldiğini kamuoyu yıllar sonra Oslo Görüşmeleri adı altında sızdırılan montajlanmış bir ses kaydından öğrenecekti. Bir yanda Emniyet İstihbarat KCK operasyonlarını yürütüyor diğer yandan ise MİT PKK ile Oslo görüşmeleri adı altında görüşmeler yapıyordu. Elbette bir yanda operasyoncu diğer tarafta müzakareci bu iki birbirine zıt bakış açısının çatışması çok sürmeyecekti. Sürmedi.

Günün birinde Oslo görüşmeleri adında bir bant sızdırıldı. Kamuoyu tartışmaya başladı. İlk anda hiçkimse bu bantın ne anlama gelebelieceğini göremedi.

Taa ki yakın tarihimizde Türkiye’deki İstihbarat savaşlarının son perdesi başlayana kadar.

Günlerden bir gün (7 Şubat) Ergenekon operasyonunu yürüten polis şefleri ve savcılar günler önce kimin sızdırıdığı bilinmeyen Oslo görüşmeleri kayıtlarını delil gösterip MİT müsteşarını ve yardımcılarını mahkemeye çağırınca Türkiye’deki istihbarat savaşında cepheler yeniden şekillenmeye başladı.

Emniyetçilere göre MİT’çilerin bu yaptıkları görüşmeleri açıklamaları hukuk karşısında imkansızdı. Ancak tam da bu operasyon gecesi sabahı ağır bir ameliyat geçirmek üzere hastaneye yatacak Başbakan Erdoğan’a göre ise MİT’in başındaki kendi atadığı ve güvendiği müsteşarı Hakan Fidan’a yönelik bu operasyon bizzat kendisine uzanacak bir darbenin ilk adımıydı.

Bu aslında Türkiye’de değişen güç dengelerinin de en somut göstergesiydi.
MİT’in arkasında artık askerler değil Başbakan duruyordu.
Çarşı yine fena karıştı.
MİT’in PKK’nın içine sızdırdığı muhbirlerle ilgili bilgiler yayınlanmaya ortalığa saçılmaya başlandı.
Başbakan MİT’in arkasında dimdik durdu. Savcılar, polis müdürleri görevden alındı. Hatta yasalarda değişiklik yapılıp sonrasındaki hamleler için yasal tedbir alındı.
Sonra yine bir sessizlik.

Türkiye’nin bu iki devinin karşılıklı temkinli ama ufak tefek cephelerdeki mücadelelerini izledik. Mesela MİT’in bazı gazetecileri takip ettiği dinlettiği ortaya çıktığında karşı hamle olarak Başbakanı birilerinin dinlediği iddia edilerek yakın emniyet korumaları Mitçilerle değiştirildi.

Meseleyi birazcık olsun bilenler için bu anlattığımız resmi okuyanlar görenler için kapalı kapılar ardında ortalığın toz duman olduğu aşikardı.

Ama kol hep kırılıp kırılıp yen içinde kaldığı için hiç kimse de açıktan bunu ifade etmiyordu.
İşte bugün Reyhanlı’da yaşanan istihbaratı kim doğru verdi, kim yanlış verdi kavgasının arkasında Türkiye’nin bir türlü halledemediği büyük bir istihbarat savaşının arka planı yatıyor.

Bu kavgayı hiç küçümsemeyin zira mesele basit bir ‘kim görevini eksik yaptı’ tartışmasının çok ötesinde.
Bu kavganın galipi Türkiye’yi yönetecek.
Başbakan Erdoğan’ın en son ABD gezisinde Beyaz Saray’daki Başkan Obama ve heyetinin karşısında Türkiye’den Başbakan Erdoğan Ahmet Davutoğlu ve Hakan Fidan’dan oluşan 3 kişilik özel yemeğe katılan MİT müsteşarının fotoğrafına bakıp ‘yönetiyor’ mu demeliyiz?
Bilemedim!

367637162816Mehmet Eymür: 1987 yılında I. MİT Raporu yayımlandı ve hazırlayan kişinin MİT Kontrterör Dairesi eski Başkanı Mehmet Eymür olduğu iddia edildi. O dönemde Türkiye’de kıyametler koptu. Raporun hedefinde İstanbul Emniyet Müdürü Ünal Erkan, dönemin Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar gibi pek çok isim vardı. Raporun 24. maddesi özellikle dikkat çekiciydi. Bu maddeye göre telefon dinlemeleri açıkça Emniyet Müdürlüğü içinde yapılıyordu. Yıllar sonra bir internet sitesi açtı. Ancak web sitesindeki açıklamaları nedeniyle basına “Devletin gizli sırlarını ifşa etmek” suçundan dolayı soruşturma başlatıldı.

 

 

 

mehmet-agar-cezaevinde-3566697_oMehmet Ağar: 1981 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürü oldu. 1984 ile 1988 yılları arasında Terör ve Asayişten Sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı olarak çalıştı. 1993 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü’ne atandı. 1996 yılında İçişleri Bakanlığı görevinde bulundu. Susurluk skandalı sonrasında kamuoyununda desteği ile Türkiye’de art arda çete davaları açıldı. Mehmet Ağar, Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemde arandığı halde Abdullah Çatlı’ya emniyet uzmanı belgesi verdiği iddiasıyla çete kurmak suçlamaları ile karşı karşıya kaldı. Hakkında açılan dava sonucunda 1 yıl 4 gün cezaevinde kaldıktan sonra denetimli serbestlik uygulaması kapsamında tahliye edildi.

 

 

 

 

hbr-lnk_510d0d8148452Necdet Menzir: Bir grup MİT’çi ve eski Emniyet Müdürü Necdet Menzir, bir gece vakti İstihbarat Dairesi’nin özel biriminde buluştular. Uzun bir süre geçmesine rağmen emniyetçiler bir türlü yeni sistemi konuşmaya yanaşmadı. Bunun üzerine Necdet Menzir patladı ve Emniyet İstihbaratçılara dönüp “Kardeşim ne gösterecekseniz gösterin, sabaha kadar burada mı bekleyeceğiz” dedi. O dönemde İstihbaratçılar ile MİT arasında gözle görünmeyen ama hissedilen bir rekabet vardı. Emniyetçiler o gece gönülden istemeseler de yeni geliştirdikleri sistemi MİT’çilere gösterdiler.

 

 

hanefi avcıHanefi Avcı: 32. Gün ve ekibi o dönem İstihabarat Daire Başkanlığı’nda görev yapan Hanefi Avcı ile 8 ay boyunca görüşmüş ve bu görüşmelerin bir kısmını da haberleştirmişti. 32. Gün programında Hanefi Avcı bir gün canlı yayına katılmış ve MİT’i suçlayan açıklamalarda bulunmuştu. “Milli İstihbarat’ta görevli bazı insanların en azından bazı kişilerin Yeşil Bey diye bilinen kamuoyunda birçok olaya karışmış insanlar irtibatı, ilişkileri var diyorum. En azından bunları nerede ve nasıl bulabileceklerinin anahtarını veriyorum. Cem Ersever olayı ile ilgili yüz tane şahit ve delil bulunabilir. Ama diyorum ki o olay tarihinde Jandarma Genel Konutanlığı’nın, Emniyet Yönetim Birimi özellikle istihbaratı, MİT’in o zamanki görevlileri, namusları üzerine yemin ederek “Bu olayı bilmiyoruz” diyebilirler mi? Diyemezler, bana göre.”

teoman koman

 

 

Teoman Koman: Eski MİT Müsteşarı Orgeneral Teoman Koman yıllar sonra TBMM Susurluk Komisyonu’na bir yazı gönderiyor, bu yazıda “Derin Devlet” iddiaları hakkındaki soruları yanıtlıyordu. “MİT’in tamamen haber almaya yönelik devlet çapında istihbarat yapabileceği, devletin bütünlüğüne ve rejimine karşı, tehdit oluşturan organize suçlar ile uğraşacağı, devlet için tehdit oluşturmayan şahsi suçlar, cinayet, uyuşturucu kaçakçılığı, kumarhane ve kişi ilişkileri gibi hususlarla meşgul olmayacağı açıktır. Kısaca MİT, sadece haber almaya yönelik istihbarat operasyonları icra etmekle yükümlüdür. Bu nedenle Susurluk Kazası ile ortaya çıkan adam kaçırma, cinayet, kara para aklama, uyuşturucu ticaretinin takibi gibi hususlar zabıta görevi olup, teşkilatı ilgilendirmemektedir.”

doğu perinçekDoğu Perinçek: 2. MİT Raporu 22 Eylül 1996 yılında Doğu Perinçek’in Aydınlık Dergisi’nde yayınlandı. Bu rapordan sonra gözler yeniden Mehmet Eymür’e çevrildi. Basında birçok tartışmalara neden olan rapor hakkında MİT bir açıklama yaparak “Bizim böyle bir raporumuz yok” dedi. Rapora göre Abdullah Çatlı’nın Mehmet Özbay kimliğiyle Türkiye’de serbestçe dolaştığı, uzman emniyetçi kimliği taşıdığı ve bunlara dayanarak silah ruhsatı aldığı iddia ediliyordu. Susurluk kazası bu raporun yayınlanmasından 45 gün sonra meydana geldi. Kazada ölen Mehmet Özbay’ın Abdullah Çatlı olduğu öğrenildi.

 

hakan fidanHakan Fidan: Hakan Fidan, 2009 yılında MİT Müsteşar Yardımcılığı’na getirildi. Emre Taner’in görev süresinin dolmasının ardından, 2010 yılında MİT Müsteşarı görevine atandı. Türkiye gündeminde uzun süre konuşulan Oslo görüşmelerinin ses kaydı internete düştü.Ses kaydına göre Fidan ve MİT yöneticisi Afet Güneş, Norveç’te PKK yöneticileriyle toplantı yaptı, İmralı’da Öcalan’la hükümetin açılım politikası hakkında bir konuşma gerçekleştirdi. Ses kayıtlarının internete düşmesinin ardındanFidan, Başsavcı Sadrettin Sarıkaya tarafından KCK operasyonu kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldı.

Cüneyt Özdemir

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ