Putin ne istiyor? Bir Ortadoğu lideri olarak Vladimir Putin

Pazar, 22 Eylül 2013 16:42

PutinDipnot/Özel-İki yıldır devam eden ve 100 bin’in üstünde insanın hayatını kaybettiği Suriye iç savaşı boyunca ABD ve batılı müttefikler Suriye’deki Esad rejimine bir seri ihtar ve kırmızı çizgi uyarısında bulunsa da 21 Ağustos gününe kadar Başar Esad’ı dizginleme girişimlerinde yol katedememişlerdi. 21 Ağustos tarihinde gerçekleşen ve 429’u çocuk 1,429 kişinin katledilmesiyle sonuçlanan kimyasal silahlı saldırı Suriye iç savaşı konusunda dünya ülkelerini nihayet ciddi ve somut bir adım atma konusunda harekete geçirdi. ABD dışişleri bakanı John Kerry’nin 26 Ağustos’ta yaptığı açıklama ile ABD Suriye’ye askeri müdahele yapabileceğinin şimdiye kadarki en belirgin sinyallerini vermişti. ABD başkanı Obama da Beyaz Saray’dan yaptığı açıklamada Suriye müdahelesinin an meselesi olduğunu ortaya koymuştu. Batılı hükümetler kimyasal silahların Suriye rejimi tarafından kullanıldığına kesin olarak ikna olmuşlar ve bir sonraki adımı tartışıyorlarken, başından beri Esad rejimini koruması altına almış olan Rusya devlet başkanı Vladimir Putin, Esad rejiminin kimyasal silah kullandığı iddiasının “tam bir saçmalık” olduğunu söyledi. Putin “Eğer Amerikalıların elinde Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığına dair kanıt varsa bu kanıtları hemen açıklasınlar. Kanıtlar gizlidir demek, kanıt yok demektir. Nobel barış ödülü sahibi Obama, Suriye’ye yapılacak olan herhangi bir saldırının Suriye’deki sivillere zarar vereceğini hatırlamalı.” açıklaması ile ABD’ye çok net bir mesaj verdi.

İngiltere hükümetinin muhalefetten destek alamaması ve İngiliz parlamentosunun müdaheleye ret oyu vermesi ile en yakın müttefiki devre dışı kalan ABD kendisi de kongreye danışma kararı aldı. Bu gelişme ile Obama ivme kaybederken, Putin Suriye’yi varlığını inkar ettiği kimyasal silahları elinden çıkartma konusunda anlaşmaya ikna etti. Suriye elinde bulunan kimyasal silahları en kısa zamanda imha edeceğini söyledi. Müdahele konusunda kararlı bir adım atamayan Obama hükümeti ise bu anlaşmayı kabul etti. Şimdi tartışılan konu ise Suriye’nin sözünü tutması için öne sürülecek olan yaptırımlar. Rusya askeri müdahele tehdidinin bir baskı unsuru olarak kullanılamayacağını şart koşuyor. Batılı müttefikler ise müdahele alternatifini masadan kaldırmamak için direniyorlar.

Yaklaşık yarım asırdır alışıla gelmiş olan ve ABD’nin tek başına yurttuğu dünya polisliğinde bugün Obama’nın Suriye müdahelesi konusunda başrolü Putin yönetimindeki Rusya’ya kaptırmış olması soğuk savaş döneminden beri bir ilk teşkil ediyor. Putin bu tavrı ile Arap dünyasında da büyük saygı kazandı. Amerikan Foreign Policy dergisinin haberine göre Putin posterleri Mısır’daki protesto yürüyüşlerinde Sisi ile yan yana gezdirilirken, Lübnan’da ise Moskova elçisi yine FP’nin haberine göre “Erdoğan’ın Akkar ziyareti gibi karşılanıyor”. Putin Ortadoğu’da boş bırakılan liderlik koltuğuna oturmuş görünüyor.

Putin’den İngiltere’ye net tavır

İngiltere ve Rusya için eski dostalar ifadesi kullanılamaz belki ama, son yıllarda iki ülkenin ilişkilerinde yepyeni zıtlaşmaların olduğu da bir gerçek. Putin’in göreve gelmesi ile, 2000’li yılların başından itibaren Putin ile arası bozuk olan Boris Berezovsky gibi Rus oligarkların ve eski Rus ajanlarının Kremlinden kaçıp İngiltere’ye sığınması da İngiltere’nin Putin’in oklarını üzerine çekmesinde etkili bir unsur. Hali hazırda soğuk savaş dönemini anımsatan bir hava içinde olan İngiltere/Rusya ilişkileri geçtiğimiz ay gerçekleşen G20 zirvesinde Putin’in İngiltere için “kimsenin umrunda olmayan küçük bir ada” ifadesini kullanması ile iyice su yüzüne çıktı. Bu sözlerin ardından İngiltere başbakanı “Küçük bir ada olabiliriz ama gurur duyacağımız bir tarihimiz var. İcad edilmeye değer herşeyi bir icad ettik. Müzik, sanat ve edebiyatta hala dünya lideriyiz” açıklaması yapsa da İngilizler Putin’den hırslarını alamadılar.

Putin’in New York Times makalesi

Putin’in geçtiğimiz günlerde New York Times gazetesine yazdığı editöryel karşıt görüş anlamına gelen Op-Ed makalesinde Amerika’ya barış ve diplomasi dersi verir bir tavrı vardı. Bu makale ile Putin’in tüm dünyada batı basınını yakından takip eden okurlar, analistler, yazarlar, gazetecilerin büyük ilgisini çekti. Bu akıllı PR çıkışı Putin’in dünyaya bir batı yayınından seslenen ve onların dilinden konuşan, Batı dünyasına kendisini sadece Kremlinden sert açıklamalarla ifade edebilen, isole bir doğu bloğu lideri gibi değil de, düşüncelerini bir gazete makalesi ile zekice ve uzun uzun izah ederek ifade edebilen modern bir lider görünümü verdi. Yazı sosyal medyada da defalarca paylaşıldı. Obama’ya ve Amerikan dış politikasına getirdiği eleştiriler son derecede ciddiye alındı. Putin yazısında, Başkan Barack Obama’nın ABD halkına hitap ettiği konuşmasına değinerek, Obama’nın “Amerikan istisnacılığı”na ilişkin sözlerine katılmadığını belirtti. Obama’nın “Amerika’yı farklı yapan şey, bizi ayrıcalıklı kılıyor” sözünü “tehlikeli” bulan Putin, şunları belirtti: “Sebebi ne olursa olsun insanları kendilerini ayrıcalıklı görmeleri için teşvik etmek son derece tehlikeli. Büyük ülkeler var, küçük ülkeler var. Zengin ve fakir ülkeler var. Uzun demokrasi geleneği olan ülkeler bulunduğu gibi demokrasiyi kurmaya çalışan ülkeler var. Politikalar da farklı tabi ki. Biz hepimiz farklıyız ama Tanrı’nın bizi eşit yarattığını unutmamalıyız.”

Putin Obama gerginliği

G20 zirvesinde ABD başkanı Obama’nın Vladimir Putin’in vücut dili için “sınıfta arka sırada oturan ve sıkılan bir çocuk gibi” benzetmesi yapmıştı. Obama’nın Putin ile olan gerginliği ise sadece genel bir Rus/Amerikan çekişmesi değil. Amerikan Güvenlik Ajansının (NSA) bilgilerini dünya basınına sızdıran ve Obama hükümetinin başını çok ağrıtan eski NSA çalışanı Edward Snowden’a Rusya tarafından sığınma verilmesi tabiki akla ilk gelen gerginlik sebebi. Buna karşılık olarak Putin de lafını sakınmayan bir açıksözlülükle Amerikan dışileri bakanlığı sözcüsü John Kerry’yi eleştirdi. Kerry’nin Suriye’deki muhaliflerin ağırlıklı olarak Al Kaide güdümünde olamadığını söylemesinin ardından Putin: “Kerry yalan söylüyor. Yalan söylediğini de gayet iyi biliyor. Ne acıklı.” diyerek dilini daha da sivrileştirdi.

Putin’in yükselişi Suriye’nin elinde

Batın’nin son derece rahatsızlık duyduğu Putin’in bu başarı vaadeden hamlesi tüm yabancı gazete ve dergilerin de en çok konuştuğu konulardan biri. Batı basınının analize doyamadığı Putin’in ortadoğu çıkışı için ise Suriye’nin bundan sonraki durumu şart koşuluyor. Eğer Suriye’deki Putin’in vaadettiği gibi sorun savaşsız halledilir ise bu Putin için ortadoğunun liderliği pozisyonunu güçlendirecek. Fakat eğer Putin’in iyimser senaryosu işlemez ise Putin için işler şimdiki gibi parlak olmayacak. Son 10 yıldır dünya sahnesinde dünya ile ilişkisi kısmen kesik bir lider konumunda olan Putin bu günlerdeki umut veren dünya lideri listesinden tekrar doğu blokunun dünyanın geri kalanından kopuk otoriter lideri olarak eski pozisyonuna dönme riksini de batı basını belli bir beklenti ile aktarıyor.

Putin Rusyası

1999 yılında Boris Yeltsin tarafından Rus hükümetine başbakan olarak atanan Putin, 2000 yılında Yeltsin’in görevden ayrılması ile cumhurbaşkanı oldu. 2004 yılınında tekrar Cumhurbaşkanı seçildi. Rus anayasasına göre 3. kez Cumhurbaşkanı seçilemeyecek olan Putin yeni kendisinin yerine Cumhurbaşkanı olarak seçilen Dimitri Medvedev (Putin’in kurduğu Birleşik Rusya partisi lideri) tarafından yeniden Başbakan olarak atandı. Putin bu görevde 2024 yılına kadar kalabilir. Bu görev süresi geçmişte Rusya’nın başında diktatör olarak bulunan liderler Brezhnev ve Stalin’in ile kıyaslanacak kadar uzun.

Putin Rusya’yı oligarkları besleyen, ancak haklı sefaletten kurtaramayan Yeltsin’inden devraldı. Enfasyonu indirip, memur ve emekli maaşlarını arttırarak Rus halkını sokaklarda eşyalarını satmaktan kurtardı. Gayri Safi Yurtiçi hasılayı iki katına çıkarırken, Rus ekonomisini dünyanın 22 büyük ekonomisinden 11. sıraya yükseltti. 2010’yılı itibarı ile Rusya dünyanın 6. en büyük ekonomisi haline geldi. Rus endüstrisi %75’lik büyüme yaşadı. Kişi başına reel gelir $80’dan $640’a yükseldi.

Rusyan’nın doğal kaynaklarından en iyi şekilde faydalanarak ve petrol ve doğal gaz üretimi arttırarak Rusya’yı bir enerji süper gücü haline getirdi. Rusya böylece dünya sahnesinde ekonomisi ve doğal kaynakları ile de önemli bir pozisyona geldi.

Bütün bunların yayında Vladimir Putin Rusya’da medya üzerinde kurduğu baskı da tartışılıyor, sadece Putin döneminde öldürülen 100’ü aşkın gazeteci. Bu cinayetlerin özellikle Putin karşıtı gazetecilere yönelik olması ve cinayetlerin araştırılmaması dolayisi ile, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü tarafından Putin hükümetinin suçu olarak görüldü.

Putin’e muhalefet ettikleri için hapse atılan Moskovalı feminist punk rock grubu Pussy Riot Moskova’da bir kadetralde yaptıkları protesto gösterisi sonucunca Ortodox Kilisesinin şikayeti üzerine dava edildi ve dine hakaretten hapis cezası aldılar. Tüm dünya’da büyük yankı bulan dava sürecinde ve sonrasında Pussy Riot grubu sayısız dünya starından büyük destek gördü.

Rusya’da LGBT hakları

Rusya’da 1993 yılında yasallaşan eşcinsel ilişki 1999 yılında akıl hastalığı kapsamına alındı. Transseksüelere ise cinsiyet değiştirme hakkı 1997’de verildi. Rusya’nın bir kaç ay önce eşcinsel propagandayı yasaklaması ise tüm dünyada Rusya’daki eşcinsel hakları konusunda büyük endişe yarattı. “Eşcinsellik propagandası yasağı” aracılığı ile Rusya’da birçok LGBT derneklerinin üyeleri ve eşcinsel aktivistler tutuklandı. Yasanın dolaylı olarak yol açtığı algı ile homofobik saldırı olayları arttı.

İldem Wilson

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ