Poyraz Karayel’in Zülfikarı Celil Nalçakan: “Beni terk eden, aldatan tüm kadınlara teşekkür ederim”

Salı, 17 Kasım 2015 11:41

GİZEM MERVE KABOĞLU

Poyraz Karayel’in sistem eleştirisi dolu monologlarıyla efsaneleşen karakter Zülfikar’a can veren Celil Nalçakan ile kahkaha dolu bir sohbet gerçekleştirdik. Çocukluktan başladık, bir rakı masası ütopyasıyla sohbeti sona erdirdik. Kendisini terk eden tüm kadınlara teşekkür edecek kadar alışılmışın dışında biri, çokça muhalif, sıklıkla yüzünde gülümseme taşıyan, naif bir Celil Nalçakan ile tanıştırmak istiyorum sizleri. Bu ilginç röportajın kıssadan hissesi ise değiştirilemez bir anayasa maddesi önerisi: “Sevenleri üzmeyin efendiler!”

Ben kısaca bir özetleyeyim okurlara, 7 sene jeoloji mühendisliği okumuş sonra turizm ve otelcilik eğitimi almaya karar vermiş, en sonunda oyunculukta karar kılmışsınız. Hatta siz İstanbul’dayken aileniz Balıkesir’de sanıyormuş. Oyuncu olmanızda Zeki Alasya’nın da katkısı büyükmüş. Hayatınızda başka kimler kırılma yarattı, biraz kısaca geçmişten o kırılmalardan bahsedelim mi?

Edelim, Yılmaz Erdoğan’ın çok güzel bir lafı vardır: “Onlar bilet alıyor, ben intikam alıyorum” der, gençken tiyatrocu olamayacağını söyleyenleri kastederek… Ben de, zamanında beni terk eden, giderken cümlelerimi çalan, aldatan tüm kadınlara teşekkürü bir borç bilirim. (Gülüyor)

İlginç… Tamam hadi çocukluğa gidelim. Annenize yıllarca “yenge” dediğiniz, üst kat komşunuza anne dediğinizi duydum. Çok ilginçmiş bu, neden?

Ben memur bir ailenin çocuğuyum. Kreştir, anaokuludur, bakıcıdır öyle şeylere ayrılacak bir para yoktu aile bütçemizde. Annemin de babamın da çalışması gerekiyordu. Haliyle işe giderken, üst komşumuza bırakılıyordum. Üst komşumuzun çocukları, anneme “Sema Yenge” diyordu. Ben de bir süre sonra, Sema Yenge demeye başladım.

Zülfikar’ın bu kadar fenomen olmasını bekliyor muydunuz?

Bilmem. Fenomen mi Zülfikar? Her hafta yaklaşık 150 dakika süren bir dizi çekiyoruz. İş ve uyku dışında zaman ayırabileceğimiz bir aktivite yok hayatımızda. Oynadığımız diziyi bile, tekrarlarından takip ediyoruz. Empati kursana… Bir dergi çıkarıyorsun, çok satılıyor ama sen okuyamıyorsun. Acı değil mi? Ama cevap bu değil tabi. Cevap şu: Zülfikar’ı Ethem yazmasa, Çağrı çekmese, Hayri abi oyuncu Celil’e bu kadar güvenmese, bu hale gelemezdi Zülfikar yoldaş.

 IMG_9645

Harbi hayalet kimdir? 30 dövmenin sırları neler?

Harbi hayalet, kendimi hatırlamak için yaptırdığım bir dövmedir. Hayat şartları ne olursa olsun, şan şöhret para pul mevzuları, beni başka biri yapmaya başlarsa, ona bakıp kendime çeki düzen vermemi sağlasın diye yazıyor kolumda. Diğer dövmelerin de şahsına münhasır anlamları var tabi.

Sert bir mizacınız var ama bir anı kulağıma çalındı. Çizgi filmde bile ağlayabilirmişsiniz siz. İnanalım mı?

 Gözyaşı insanı yumuşatmaz efendim. Bilakis, daha katı yapar…

Poyraz Karayel, Oğuz Atay göndermeleriyle meşhur… Siz Oğuz Atay sever misiniz, kimleri okursunuz?

Oğuz Atay’ı sevmemek mümkün mü? Bence değil. Okumayı severim. Öğrenmek için değil ama. Öğrenmek için sokaklar, insanlar, hayvanlar, ağaçlar var… Ben başka hayatları sahibinin sesinden dinlemek için okuyorum. Yazarlarına göre kitap ayırmayı sevmiyorum. Ama ilaç reçetesi yazsa, bakkal siparişi yazsa okurum diyebileceğim bir Ferhan Şensoy, bir de Boris Vian var.

Dizilerde kendi adalet sistemini kuran karakterlerin popülerleşmesi Türkiye’de adalet sistemine güvensizliğinin göstergesi mi dersiniz? İzleyici bu nedenle ekranda tatmin sağlıyor olabilir mi?

Bu günümüze özel bir durum değil. İnsanlar hep bir süper kahraman istiyor hayatlarında. Yaşamın omuzlarına yüklediği ağırlığı, onların alacağına inanıyorlar. Bir nevi “yetiş Süpermen” vakası.

Dünya görüşü olarak Zülfikar’a yakın mısınız? Sende sisteme muhaliflik var mı?

E var tabii. I have a dream my grandfather! (Gülüyor)

Beşiktaşlılığın başkaldıran yapınızla bir ilgisi olduğunu iddia edebilir miyim?

Beşiktaş, bir yaşam felsefesidir. Herkesin içinden bile geçirirken çekindiği doğruları, on binlerce yürekle aynı anda bağırabilme halidir. Beşiktaş, Van’daki çocuk üşümesin diye sahaya atılan atkıdır. O atkının içine, kalbini koymaktır. Başkaldırmak için Beşiktaş’lı olmak gerekmez ama hangi takımı tutarsan tut, isyanında haklıysan, yanında seninle birlikte, senin hakkını arayan bir Beşiktaş’lı vardır.

 

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 243. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play