Polis: Yaşananlar Yargı – Emniyet krizi değil çok daha büyük

Çarşamba, 8 Ocak 2014 10:00

Türkiye 17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk rüşvet operasyonundan sonra son 20 yılın belki de en büyük krizlerinden bir tanesini yaşıyor. Operasyon ile başlayan süreç büyük bir kabine revizyonunun yanı sıra emniyet teşkilatının içinde de büyük bir yer değiştirmeye neden oldu. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın da aralarında bulunduğu onlarca ilin Emniyet müdürü ve şube müdürünü yer değiştirdi. Cemaat mensubu olduğu iddia edilen polisler soruşturma açılanlar birbirlerine operasyon yapanlar Polis teşkilatı deyim yerindeyse fokur fokur kaynıyor. Peki, Polisler ne düşünüyor? Yaklaşık 12 bine yakın üyesi olan Polis Reform Grubu’na Siz bu süreç hakkında ne düşünüyorsunuz? Sorduk. Polislerin sendika kurma hakları olmadığı için kuranların da açığa alındığı bir ortamda isimlerini ve yüzlerini gizleyerek Dipnot Tablet’in sorularını yanıtladılar…

Şu yaşanan süreç hakkında ne düşünüyorsunuz? Emniyet ve yargı arasındaki krizi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Polis Reform Grubu olarak, yakından takip halindeyiz. Buradaki krizi yargı emniyet arasında görmek veya göstermek doğru değil. Kriz çok daha büyük ve Emniyet çalışanlarını aşmaktadır. Emniyet ve yargı arasında bugüne kadar kriz olmamış idi. Savcılar, emniyetin adli amiridir. Ne zaman Adli kolluk yönetmeliğinde toplam sekiz değişiklik oldu, ondan sonra kriz yaşanmıştır. İlk kriz, İstanbul İstihbarat Şube Müdürü’nün ifadeye gitmemesi, İkinci kriz de, 2. Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonun yapılmamasıdır. İlk kriz, bize tanıdık geliyor; 07 Şubat 2012 tarihinde de MİT Müsteşarı Hakan FİDAN ifadeye çağrılmış ve kriz olmuştu. Gece yarısı yapılan kanun değişikliği ile Başbakan iznine bağlandı. Emniyet için geçerli değil bu. 4483 sayılı kanun kapsamında değerlendirilmeyen Türk Ceza Kanun maddeleri var. Bu konuda, ilgili savcılıklar adımlarını atacağını düşünüyoruz. Sarımsak yemezseniz, ağzınız kokmaz. İdarenin yaptığı her türlü iş ve işlem yargı denetimindedir. Nerede ise her emniyet çalışanı, meslek hayatı boyunca, ya şüpheli olarak ya da tanık olarak ifadeye gitmiştir. İstanbul İstihbarat Şube Müdürü de gitmeli idi. 25 Aralık 2013 tarihinde yaşanan 2. Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonunda yaşananlar ise tamamen hukuk garibesidir. Adli kolluk yönetmeliğinde yapılan sekiz değişiklik iptal edilmediği sürece de devam edecektir. Burada ön plana emniyet mensupları çıksa da, yanlış bilgilendirmedir. İlk dereden sorumlular, Mülki amir ve Adli kolluk sorumlusudur. Biz verilen emri yerine getiren memurlarız. Biliyoruz ki ortam sakinleşince ilk hesaba çekilecek olan emniyet çalışanları olacaktır. Tabiri caizse; filler tepişir çimenler ezilir.

Emniyet teşkilatında bir ikilik var mı? Polisler arasında cemaatçi solcu sağcı diye bir ayrım var mı?

Emniyet Teşkilatı 265 bin çalışandan oluşan bir yapıdır. Tek tip, tek inançta, tek bir fikirde olması, hayatın olağan akışına aykırıdır. Sol görüşlü, sağ görüşlü, muhafazakâr görüşlü v.b onlarca görüşte olan emniyet mensubu vardır. Fakat bu farklılıklar ülkemizde görülen inanç ve fikir zenginliğinin bir yansımasıdır. Hukuk sınırları içinde kaldığı sürece sakıncası olduğunu düşünmüyoruz. 1980 yıllarında olduğu gibi kırmızı, kalın çizgilerden oluşan bir farklılıklar değildir. Önemli olan emniyet çalışanlarının kültür, sosyal, hakları için örgütlenmeye olan ihtiyacıdır. Maalesef 1980 darbesinden kalma disiplin tüzüğü ile dernek, vakıf, birlik, sendika gibi legal örgütlenmeler yasaklanmıştır. Evrensel hukuka ve anayasaya aykırı olan bu düzenlemeler için bireysel mücadele zor, yıpratıcı ve masraflıdır. Bu sebeple kurumsal mücadele gereklidir. Bunun için ilk 2009 yılında, sizin sorunuzdaki gibi ifade etmek gerekirse ‘cemaatçi solcu sağcı diye bir ayrım’ yapmadan, sosyal medya aracılığı ile örgütlenmeye ve bilinçlenmeye başladık. 2012 yılında da Polis Reform Grubu organizesi ile Emniyet Sendikasını kurduk. İç mevzuata aykırılık iddiası ile 11 emniyet çalışanı meslekten ihraç edilmiştir. Yüzlerce emniyet çalışanı halen meslekten ihraç ile yargılanmaktadır. Sendikanın kapanması için açılan dava şu an İş Mahkemesinin Anayasa Mahkemesi’ne ilgili kanun maddesinin iptal edilmesi için sevk etmesi ile Anayasa Mahkemesi kararı beklenmektedir.

-Bu ayrımı nasıl yapıyorsunuz? Nasıl belli oluyor?

Toplum içindeki farklı görüşteki kesimler, görüşlerini, fikirlerini, hukuk sınırları içinde nasıl ifade ediyor ise, emniyet çalışanları da düşüncelerini, görüşlerini ifade etmektedir. Fakat sorunuz, hukuk sınırları dışına çıkanlar ile alakalı ise; bu istihbarat birimlerinin tespitleri ile alakalıdır. Polis Reform Grubu olarak; bir gerçeği dile getirmemiz gerekir. Her Polisin özlük dosyası vardır. Hangi görev yerine giderse gitsin, göreve başlamadan daha o dosyası gider. İçinde yasal bilgiler vardır. CV ( özgeçmişi ) de diyebiliriz. Fakat altını çizmemiz gereken bir ayrıntı daha vardır. Dosyanın üstüne ataç ile renkli bir A4 kâğıdı da vardır. Bu kâğıdın ( fişin ) yasal olmadığını düşünüyoruz. Çünkü bu fiş içinde yer alan bilgiler, resmi kayıtlara geçmeyen, özel hayatı ile ilgili bilgiler olabilmektedir. Bu fiş içinde yer alan bilgilere göre atama, terfi, görevlendirme gibi iş ve işlemler, idare tarafından dikkate alınmaktadır.

-Polisler arasında siyaset konuşuyor mu gündemi değerlendiriyor mu?

Kahvede, berberde, işyerinde, nüfus dairesinde, hükümet konağında, resmi binalarda ne kadar siyaset konuşuluyor ise, o kadar da emniyet çalışanları gündemi takip ediyor ve kendi değerlendirmesini elbet yapmaktadır. Ayrıca, görev gereği de gündemi takip etmek zorundadır. Mesela; 10 bakan değişti; İsimlerini bilmek zorundadır. Adli kolluk yönetmeliği değişti; değişikliği takip etmek, bilmek ve uygulamada hata yapmamak zorundadır.

-Bu tayinler atamalar görev değişiklikleri polisler arasında sıkıntı oluyor mu? -Ansızın çıkan bu yer değişikliklerine Aileler ne diyor? Çocuklar nasıl karşılıyor?

Her tayin, atama ve görev değişiklikleri beraberinde maddi ve manevi bir külfet getirir. Şayet gönüllü olarak yapılan bir değişiklik değil ise; hem emniyet çalışanı açısından, hem emniyet çalışanının ailesi açısından, hem içinde bulunduğu çevre açısından maddi ve manevi zararlar söz konusudur. Örnek vermek gerekirse; ev değişikliği, çocukların okul değişikliği, yeni iş arkadaşları ile uyumu, yeni işe adaptasyonu v.b onlarca maddi ve manevi zarardan söz edilebilir. Fakat bu maddi ve manevi zararlar, idari mahkemeler tarafından başvuru ile giderilmeye çalışılsa da, mahkeme sürecinin uzun olması ve daha önemlisi ‘ötme bülbül ötme boş yere, bahar küsmüş, gül kırılmış bir kere dağlar büyük, hasret var ara yerde’ şiir mısralarında olduğu gibi, iade itibarında yaşanan zararları telafi edememe

Kenan TAŞ (@esaskenan)