Philip Seymour Hoffman’ın unutulmaz rolleri

Pazar, 9 Şubat 2014 12:11

Geçtiğimiz Pazar günü 46 yaşında Manhattan’ın Greenwich Village mahallesindeki dairesinde ölü bulunan Philip Seymour Hoffman, şüphesiz ki tüm zamanların en iyi aktörlerindendi. Son yirmi yılda oynadığı rolleri düşündüğümde aklıma kötü performans sergilediği bir tane bile film gelmiyor. Onu bıraktım en sevdiğim on rolünü listelemekte bile zorlanıyorum. Hoffman, her performansına hem ilahi hem de insani unsurları aynı ustalıkla katan, aynı zamanda hem oynadığı karakter hem de onu izleyen seyirciyle empati kurabilen şahane bir oyuncuydu. Kastı içinde bulunduğu filmler bir anlamda Hollywood’un son çeyrek asrının en önemli, en iyi yapıtlarının listesi gibi. Ölümünün hemen ardından yazdığım gibi, Philip Seymour Hoffman’ı tüm zamanların en iyi oyuncularından biri yapan, onu Brando’yla, Olivier’yle, Newman’la, Stewart’la, Bogart’la birlikte sinema Pantheonunaa taşıyan, her role getirdiği muhteşem duygusal derinlikti. Hoffman, karakterlerini yoktan var ederken (ki bu Truman Capote gibi yaşamış kişiler de olabilir), onlara klasik oyunculuk teknikleri veya Stanislavski/Strasberg metodundan da öte insancıllık katardı. Oynadığı karakterlerde kendimizden parçalar bulurduk. Belki de aktörün ölümünden pek çok kesmin bu kadar şahsi etkilenmesinin sebebi de bu.

Kadın Kokusu (Scent of a Woman)

6a01348660b2b3970c01a73d6da34d970d-800wi

Al Pacino’nun emekli olmuş kör bir yarbayı ve Chris O’Donnell’ın ona bir haftasonu boyunca bakıcılık yapmakla yükümlü olan lise öğrencisini oynadığı 1992 tarihli filmle Pacino, Oscar kazanmıştı. Ama geriye baktığımızda bu filmin asıl önemi, Pacino’nun inanılmaz rol kesmesinden de öte, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ni sunması. Philip Seymour Hoffman’ın akışkan, gıcık, züppe karakterinden pislik akar. İğrenç bir gençtir. Korkaktır. Bu küçük rolde ve bu küçük yaşta bile Hoffman, karakterşn babasına karşı olan korkusunu bir sempati silahı olarak kullanır. Gelecekteki başarıların habercisidir adeta.

Ateşli Geceler (Boogie Nights)

scotty-shades1

Philip Seymour Hoffman, kariyerinin en önemli yönetmeni Paul Thomas Anderson’la daha önce Hard Eight filminde çalışmıştı. Bu filmde hem rolü hem de yönetmende (ve izleyicide) bırakacağı etki çok daha büyüktü. 1970’lerin yüzeyde şaşalı ama temelde sefaletle bezeli porno endüstrisinde, sadece kabul görmek için ses kaydında çalışan Scotty karakteri, acınası, zavallı, kırılgan bir çocuktu. Onun üzüntüsü seyircinin de üzüntüsü oldu. Mark Wahlberg’ün oynadığı Dirk’ aşkını itiraf ettiği, ama sonra da pişmanlıktan bir anlamda kendini dövdüğü sahne sinema tarihinin en hüzünlülerindendir.

Büyük Lebowski (The Big Lebowski)

PSHBigLebowski

Coen Kardeşler ile Philip Seymour Hoffman sadece bir defa birlikte çalışmış olmaları sinema tarihinin büyük talihsizliklerinden biri artık. Sinemanın bu üç dehası 1997’de elbirliğiyle yalaka bir ikinci adam karakteri yaratırlar. Fakat Hoffman bu hayale bile, işinden bezmiş, kendinden ve yapmak zorunda olduğundan nefret eden bir hava verir. Büyük Lebowski’deki performansı da gösteriyor ki en basit karakteri bile farklı açılardan yorumlama yeteneği ve isteği olan yegâne sinema oyunculardandı Hoffman.

Mutluluk (Happiness)

movies-philip-seymour-hoffman-25

Todd Solondz’un başyapıtı, psikolojik ve cinsel bozukluklarıyla burjuva Amerika’nın bir portresidir. Belki bir karakter dışında herkesin ama herkesin iğrenç olduğu filmde sondan ikinci iğrenç Hoffman’ın insanları telefonla arayıp taciz eden yalnız ofis çalışanıdır. Burada bile, böyle bir karakterde bile, biraz sempati, biraz duygu yaratır Hoffman. Ve sadece o karakter için bile bu zor film defalarca izlenir. Müthiş bir performanstır.

Şöhrete Bir Adım (Almost Famous)

2000-almost-famous

Sadece rock müziğin değil popüler her sanat eserinin eleştirmenleri arasında adı en yüksek yerlere yazılacak Lester Bangs’i, yazı ve müzik dışında tüm bağımlılıklarından kurtulmuş bir tutunamayan olarak çizer Hoffman. Bangs, filmin yönetmeni Cameron Crowe’a gençliğinde pek çok nasihatte bulunduğu için, kahramanımız on beş yaşındaki eleştirmen adayıyla Hoffman’ın arasında geçen konuşmalarda biyografik bir hava vardır. Hoffman’ın yorumuyla Bangs, eleştiri yaparken acımasız olmasını tavsiye eder. Ne kadar ilginç ki Hoffman, hiçbir rolüne karşı acımasız olmamış, tam tersi sonuna kadar empati, hatta sempatiyle yaklaşmıştır.

25. Saat (25th Hour)

Philip-Seymour-Hoffman-25th-Hour

Spike Lee’nin 11 Eylül saldırılarının Amerika’da yarattığı psikozu irdelediği ve geçen on yılın en iyi filmi olan 25. Saat’inde, 16 yaşındaki öğrencisinin onu baştan çıkartmasına direnen, aynı zamanda en yakın arkadaşının hapse girmeden önceki son gününde onun her istediğini yerine getirmeye çalışan, ikilemlerdeki İngilizce öğretmeni rolü Hoffman için bir anlamda biçilmiş kaftandı. Ama Barry Pepper’la birlikte, Dünya Ticaret Merkezinin harabesindeki enkaz çalışmalarını izlerken çok daha farklı bir hissi ortaya koyuyordu. Anlaşılmaz bir suçluluk duygusu. Sadece bir sahnede, çok politik olmayan Orta Amerika liberal burjuvazisinin 11 Eylül sonrası ruh haline mükemmel bir şekilde can vermişti Hoffman.

New York Yanılsamaları (Synecdoche, New York)

synecdoche_new_york14

Charlie Kauffman’ın şimdilik tek yönetmenlik tecrübesi olan filmde Kaufman başroldeydi. Bir oyun yazarını oynuyordu. New York’un Schenectady ilçesinin minyatür bir kopyasını evinin bir köşesinde yapmaya çalışıyor ve bir anlamda hayatın kopyasını yaratarak, gerçekte kontrol edemeyeceği gelişmelere kendisinin tanrıyı oynayacağı bir sahnede hükmetmek istiyordu. Bu filmde Hoffman, aklınıza gelebilecek her türlü ruh halini, hissi ve isteği barındırabilen, neredeyse mitolojik bir karakter çiziyordu. Yani bir anlamda Tanrıyı oynuyordu.

Magnolia ve The Master

2748ec2f540fdf90d68d9b2eef64aeb2

Paul Thomas Anderson’ın iki başyapıtı olan bu filmlerin birinde kendine olan güvensizliğinden güç bulan bir iyilik meleğini, diğerindeyse yüzeysel kibrinin altında yatan korkak, şüphe dolu, kızgın bir zebaniyi oynadı Hoffman. İki filmde de harikalar yaratıyordu. Bu iki rolü aynı kişinin bu kadar mükemmel bir şekilde oynamış olması sinema tarihine geçecek bir başarıdır. Ama böyle bir dehaya gerçekleşirken şahit olduğumuz için de hepimiz çok mutlu olmalıyız. Allah rahmet eylesin.

Ali Arıkan

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ İNDİRMEK İÇİN