Performans Sanatının ‘Babası’: Marina Abromovic

Pazar, 24 Mart 2013 11:40

Dipnot Tablet yazarı Aslı Göknar bu hafta sizlere performan sanatının ‘Babası’ Marina Abromovic’i tanıttı:

Marina Abaromavic ismini daha önce duymuş muydunuz bilmiyorum. Ben duymamıştım. Ta ki geçtiğimiz günlerde kardeşim Arzu Abromovic’e ait bir performansı bana izlettirene kadar. New York MoMa’da sergilediği performansta bir masanın arkasında gözleri kapalı duran sanatçı gözlerini açtığında karşısında etkinliğe katılanlardan birini buluyor. Ve dakikalarca göz göze bakıyorlar. Konuşmadan, sessizce, öylece… Abromoviç performansında bir kez daha gözünü kapayıp açtığında ise karşısında kimi görüyor dersiniz? Çok ama çok uzun zaman önce ayrıldığı ve büyük aşk yaşadığı Ulay’ı…

http://www.youtube.com/watch?v=XNcWRbh8wQA

Performansı anlatmaya devam etmeden önce iki sevgilinin hikayesini kısaca özetlemek istiyorum. Marina ve Ulay 12 yıllık bir beraberlikten sonra 1989 yılında ayrılmaya karar veriyorlar. Esasında ayrılıkları da bir performans gibi oluyor. Çin Seddi’nin iki ucundan yürümeye başlayıp ortada buluşuyorlar ve birbirlerine son kez sarıldıktan sonra bir daha hiç birbirlerini görmüyorlar. Aşklarıysa yıllar yılı ağızdan ağza dolaşıyor.

İşte bu iki aşık birbirlerini yıllar sonra ilk kez New York MoMa’daki performans sırasında görüyorlar. Bir masanın arkasında gözleri kapalı oturan Abramoviç, gözlerini araladığında karşında uzun yıllardır görmediği aşkını görüyor. Ulay, Marina gözlerini açıp da onu gördüğünde hafifçe başını yana sallıyor. Marina ne yapacağını bilmiyor, gözlerinden yaşlar süzülüyor. Konuşmadan başını sallayabiliyor. Sonra da masanın üstünden el ele tutuşuyorlar, o kadar. Performansın bitiminde Ulay yine kalkıp gidiyor. Yıllar önce olduğu gibi…

İnsan yirmi bir yıl sonra ne düşünür ki o masada. Pişmanlık mı? Keşkeler mi? Bunları bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var ki benim hayatımda seyrettiğim en etkileyici, en kalbime dokunan performanslardan biri bu. Videoyu izledikten sonra da kendisi ile ilgili her türlü bilgiyi edinmeye çalıştım.

Marina Abramovic, çok genel tanımlamak gerekirse, bir vücut sanatçısı. Onun sanatı seyirciyle bire bir iletişim içinde olduğu performansları oluşturuyor diyebiliriz. Aslında vücut sanatı Marina’nın yaptığını açıklamaya yetmez. Zira sanatçı performansların da her zaman bedenini kullanmıyor; birçok performansında beynin -daha doğrusu aklın ve zihnin- sınırlarını zorluyor.

Bir “body artist” olarak, kendini kesmiş, parçalara ayırmış, kırbaçlamış, buz kütleleri üzerinde vücudunu dondurmuş, hafıza kaybına uğramasına yol açan kas kontrol ürünleri almış, kendini izleyenlerin vücudu üzerinde istediklerini yapabilmesine müsaade etmiştir.

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Marina Abromaviç çalışmaları ile o kadar ünlendi ki popüler Amerikan dizisi House M.D.’nin bir bölümünde konuk sanatçı olarak yer aldı. Bu bölümde Dr. Gregory House, hayran olduğu bu performans sanatçısını tedavi etti. Dizide de yukarıda bahsettiğim performansı konu alıyordu. Kendini saatlerce kırbaçlayan, izleyicilerinin kendini kesmesine izin veren bir kadın performans sanatçısını yani kendini oynuyordu.

Sanatçı verdiği bir röportajda “tehlikenin tanımını zorlayan ve kurcalayan sanat benim ilgimi çekiyor. Ve dahası, izleyenin gözlemi burada ve şimdi olmalı. Dikkatini tehlikede toplamak, şimdiki zamanın, şu anın merkezine kurulmaktır.” diyor.

Performanslarının en iyilerinden biri Venedik’te sıcağın ortasında Bosna Savaşı’nı protesto etmek için yaptığı ‘kemiklerden etleri sıyırma’ gösterisi. Bu gösteriye tanık olanlar ortamda dayanılmaz bir koku olduğunu söylüyorlar. Marina 1997’deki Venedik Bienali’nde Balkan Baroque adlı bu çalışmasıyla Altın Aslan ödülünü aldı.

Bir kesime göre sanatçının performanslarında sorguladığı işler ile kendi yaşantısı çelişkiye düşmektedir. Buna gösterilen örneklerden birisi Venedik Bienali’ne bir petrol oligarkının yatıyla gelmesi. Zira çağdaş sanat uygulamalarının bazılarında sanatı hayatla buluşturmak iddiası vardır. Sanatçının yaşadığı hayatın da sanatının bir parçası olduğu savunulur. Abromoviç’in ise hayatından gösterilen örnekler kimilerine göre performanslarında anlatmak istediklerini yerle bir etse de, sanatçı olarak saygınlığının sorgulanmasına yol açmadı.

Sanat kariyerine 1970’lerde başlayan Marina Abromaviç o zamandan beri bedensel ve zihinsel dayanıklılığın sınırlarını zorlayan işlerine devam ediyor. Yazının başında bahsettiğim sanatçının 2010’da New York Modern Sanat Müzesi’nde düzenlediği Artist is Present/Sanatçı Aramızda başlıklı çalışması hala çok konuşuluyor. Sergi ve serginin hazırlık sürecinin kaydedildiği belgesel Marina’nın dünya çapındaki şöhretini pekiştirdi.

Şimdi bu belgeseli İstanbul Film festivalinde izleyebilirsiniz. Belgeselin yapımcısı Jeff Dupre. Belgesel’in yönetmeni ise üniversiteden resim mezunu olan daha önce televizyon için yalnızca bir belgesel çekmiş olan Amerikalı yönetmen Matthew Akers .

Bu arada Marina’nın 67 yasında olduğuna bin şahit lazım. Görünce inanamayacaksınız.

Kendisi için performans sanatının ‘anası değil, ananesi değil; babası’ deniliyor…

Aslı Göknar

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ