Paris’te Son Tango

Cumartesi, 21 Kasım 2015 10:07

CÜNEYT ÖZDEMİR

Son birkaç haftadır Paris’teyim. Aslına bakarsanız ilk gidiş nedenim Nilüfer Göle’nin yeni çıkan ‘Gündelik Yaşamda Avrupa’da Müslümanlar’ adındaki kitabını konuşmaktı. Paris sonbaharın en güzel günlerini yaşıyordu. Nilüfer ile bir zamanlar Sart’ın takıldığı “Le Select” adındaki kafede buluştuk. Beş yıl süren çalışmasını ve kitabında Avrupa’da Müslümanların durumunu anlattı. Daha bir yıl önce Charlie Hebdo saldırısından sonra Müslümanlara karşı değişen bakış açısını, Avrupa’nın bu saldırılarının altından nasıl kalktığını anlattı.

Bir hafta sonra Fransa, tarihin gördüğü en büyük terör saldırıları ile sarsıldı. Başrolde IŞİD vardı ve klişe bir deyimle söyleyecek olursak, 130 kişinin hayatını kaybedip, 310 kişinin yaralandığı saldırıdan sonra Avrupa’da Müslümanların durumu hiçbir zaman aynı olmayacaktı.

Soluğu yine Paris’te aldım. Bir hafta önceki gibi güneşli bir hava karşıladı beni velhasıl, bu sefer şehrin üzerinde bir korku ve şaşkınlık bulutu asılı kalmıştı. Sokaklar boş, kafeler kapalıydı. Ortalıkta en çok gözüken şey polis araçları hatta askerlerdi. İnsanlar yaşanılan ‘şeyi’ anlamaya , sindirmeye çalışıyorlardı.

Söyleşiden bir hafta sonra Nilüfer’le bu sefer Cumhuriyet meydanında buluştuk. Ben yan tarafta bir kafede bir kaç Fransız arkadaşımla oturuyordum. Nilüfer’e telefon edip bir kafeye çağırdım. Nilüfer otelden içeri girdikten birkaç dakika sonra Cumhuriyet Meydanında nedeni bilinmeyen bir panik başladı. Binlerce kişi neredeyse birbirini ezerek otele doğru kaçmaya başladılar. Ben de telefonumu çıkartıp Periscope yayınını başlatıp tam ters istikamette meydana doğru koşmaya başladım. Neyse ki bir şey yoktu, ama dönüşte Nilüfer bu karmaşadan kendisini rastlantı eseri bile olsa kurtardığım için müteşekkirdi. Biraz da ayaküstü bundan sonraki durum üzerine konuştuk.

Biliyorum Fransa’daki saldırılar üzerine çok şey yazıldı. Daha da yazılır…

Ben sizlere bu saldırılar sonrasında başlayan gizli ırkçılık üzerine bir kaç şey söylemek istiyorum. Bundan yıllar önce 1981 yılında Mehmet Ali Ağca Papa’yı vurduktan sonra o tarihlerde Barcelona’da yaşayan bir arkadaşım başından gelenleri anlatmıştı. Ertesi gün okula gittiğinde hayatının en zor gününü yaşamıştı. Bir Müslüman olarak okuldaki diğer Hristiyan çocuklar cinayetin faturasını çoktan Türk ve Müslüman bir çocuğa kesmişlerdi bile…

Eminim Fransa’da da pek çok Müslüman çocuk, okulun ilk günü benzer bir tablo ile karşılaştılar. Çocukların dünyası net ve gaddardır. Neyse ki kolay unuturlar (umarım) ama bir de bunun sokakta yansımaları var. Olacaktır. Nitekim doğma büyüme Fransa’da yaşayan kimi Türklerle konuştuğumda bunun izlerinin zaten Charlie Hebdo saldırılarından sonra başladığını söylediler. Saldırılardan sonra Fransa’ nın ünlü bir moda evinde çalışan yöneticiye gelen mailde ‘işe alınan kişilerin isimlerine dikkat edilmesi’ tavsiye ediliyordu. Yani Müslümanları işe almayın diyemedikleri için politik doğruculuk adına isimler üzerinden yürüyorlardı. Elbette herkes ne demek istendiğini anlıyordu.

Düşünsenize bir şehirde maça giden, müzik konserinde bulunan ya da bir kafede oturan masum insanlar gaddarca acımasızca öldürüldü. Üstelik bunu kabul edin ya da etmeyin birileri din adına yaptığını söylüyor. Böyle bir saldırıdan sonra bir şehir sizce her türlü temenniye rağmen eskisine dönebilir mi? Bence kolay olmaz. Zaman alır…

Çocuklar unutuyorlar ama büyükler kolay kolay unutmuyorlar. Müslümanların hayatı artık Avrupa’da çok zor ve görünen o ki daha da zorlaşacak.

Nilüfer Göle’nin bir önceki araştırması tam 5 yıl sürmüştü. Bu sefer ki araştırması ne kadar sürer Allah bilir!

‘ISLIHLAYIN LA ISLIHLAYIN’

İnsanın başkalarının yaptıklarından utandığı, yüzünün kızardığı anlar vardır. Bunlardan ilkini geçtiğimiz aylarda Konya’daki bir milli maçta, Ankara’daki saldırılarda hayatını kaybedenlerin anılmasındaki ıslık ve tezahüratlar sırasında yaşamıştık. Bir dakikalık sessizliğe bile tahammülü olmayan insanlar ölenleri saygı duymak yerine ıslıklamayı tercih etmişlerdi. Bu ıslıkların ne anlama geldiğini artık hepimiz biliyoruz. Sonuncusunu Türkiye Yunanistan özel maçı öncesinde yaşadık. Bu sefer Fransa’da katledilenler anılıyordu ama yine ıslıklar ve sloganlar atılmaya başlandı. Yine yüzümüz kızardı. Türkiye’de son birkaç yıldır ‘yeni’ bir durum yaşanıyor. Bu ıslıklar aslına bakarsanız bu yeni durumun en somut göstergesi. Kuşkusuz dün de böylesine ortamlarda İşid’in yaptığı gaddarlığı onaylayan, ölen masum insanlara üzülmeyi bırakın sevinen ve içinden bu tür saygı duruşlarını ıslıklamak isteyen insanlar vardı. Bir günde Mars’tan dünyaya ışınlanmadılar. Ancak fark şu dün buna cesaret bile edemezlerdi, bugün ise susmaya niyetleri olmadığı gibi sayıları da her geçen gün artıyor. Kalpsizliğin sesi böylesine gür çıkmaya başlayınca bir parça vicdan ve kalp sahibi insanların yüzü kızarıyor. Size bir öngörüde bulunayım bir kenara not edin. Bugün o ıslıkları sessizlikleriyle onaylayanların yarın o ıslıkların yerini taşların sopaların ya da Sivas katliamından tanıdığım sloganların hani şu ‘yahın la yahın’ eylemlerinin ortaya çıktığında bastırmaları çok zor olacak. O ıslıklar sadece arsızlığın değil, hemen her gün hızla yükselen marjinalliğinde statlara ve sokaklara inmesinin sesi. Ne kadar endişelensek az…

 

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 244. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play