Ömer Kanıpak Dipnot Tablet için yazdı: “LEDMania”

Cuma, 22 Şubat 2013 01:37
leds

 

 

 

 

Şu yukarıda resmini gördüğünüz LED denen minik nesneler insanlara faydalı olması için keşfedilmiş nadide teknolojik ürünlerden biri. Çok çok az enerji ile normalden daha fazla bir aydınlatmayı çok ucuza ve çok uzun süre elde etmeniz mümkün. Önceleri sadece elektronik aletlerin göstergeleri için kullanılan bu minik lambacıklardan oluşan aydınlatma sistemleri otomobil farlarından bina cephelerine dek artık her yerde kullanılıyor. Gelin görün ki aydınlatma amacı ile üretilen bu şirin nesneler özellikle büyük şehirlerde yaşamımızı dayanılmaz hale getirmek üzereler. Nasıl olduğunu anlatmaya çalışayım.

LED aydınlatma teknolojisi son on yılda hızla gelişti ve ucuzladı. Enerji tasarrufu bir yana bir de ucuza imal edilince ipin ucu da kaçtı. LED’leri Türkiye’deki gibi kadar abartılı şekilde kullanan başka bir ülke var mı emin değilim ama başta İstanbul olmak üzere bütün kentlerimizde LED’in gözünü çıkarmış durumdayız. Şu sıralar kentsel dönüşüm ile yatıp dev projelerle kalktığımız için bu tip konular pek gündeme gelmiyor ama yaşadığımız çevrenin niteliğini sadece metrekare birimi ile değerlendirmemiz mümkün değil. Kentsel dönüşümle yatıp dev projelerle kalkarken aydınlatma işi de biraz beklesin diyemeyiz çünkü etrafımızı oluşturan yapılı çevre aydınlatmasından kaplama malzemesine, kütlesinden peyzajına bir bütün olarak bizi etkiliyor. Şimdi güncel sanatçıların pek severek kullandığı artık nostaljik şeylere dönüşen neon ışıklar, bir zamanlar esnafın pek severek kullandığı sıradışı bir teknoloji idi. Tabi herkes aynı teknolojiyi kullanınca farklı olma çabasının anlamı kalmadı. Neon tüpleri yiyip bitirdikten sonra, yılbaşı süslerinden devşirme ışıklı hortumlarla idare ettik bir süre kadar. Neyse ki LED teknolojisi çabuk yetişti imdada ve esnafın en sevdiği şeylerden biri oluverdi. Artık komşusundan daha çok dikkat çekebilecek teknolojiyi ucuza satın alma coşkusu ile kasabından berberine, lokantasından benzin istasyonuna dek herkes LED tabelelarını prizlere takıp daha çok müşteri beklemeye başladı. Bugün İstanbul’da istinasız her yer LED tabelalar yanıp sönmekte. Bildiğim kadarı ile belediyelerin de bu konuda herhangi bir düzenlemesi, kısıtlaması olmadığı için artık herkes daha iyi görünsün diye neredeyse sadece LED’lerden oluşan dükkanlar yapacak.

googleimages_led-ilksayfa goruntusu

“Ne var bunda, hem ucuz, hem de az enerji harcıyor” diyebilirsiniz ancak istisnasız her kapıya ve duvara takılan en parlağından, hem de animasyonlu bu ışıklı nesneler yüzünden müthiş bir ışık kirliliği yaşıyoruz. Olağan ışık kaynaklarından daha aydınlık olması nedeni ile sıradışı durumlarda dikkat çekmek için geliştirilmiş bir teknolojinin suyunu çıkarmış durumdayız. LED denen meretler kendi boylarının aksine çok parlak bir ışık yayabilmekteler ve bu teknoloji ile üretilen tabelalar o kadar tekdüze hale geldi ki, uzaktan parıldayıp yanan sönen vitrinin solaryum mu seyahat acentası mı olduğunu anlamanız neredeyse imkansız. Bu durumda doğal olarak dikkat çekmek için daha fazla yüzey, daha hareketli LED’lerle donatılmak zorunda kalıyor, dört renk sekiz renge çıkartılıyor, her biri bir zamanların kült dizisi Kara Şimşek’in ön paneli gibi fırıl fırıl dönüyor. Elbette dikkat çekme arzusu sürü psikolojisi mantığı ile çelişiyor ve kısır döngü başlıyor. Yakında öyle bir durum gelecek ki bu kadar aydınlığın içinde loş ve karanlık mekanlar artık daha fazla dikkat ve ilgi çekecek.

LED aydınlatma teknolojileri sadece esnafın ilgi çekmek için kullandığı bir şey olmaktan çoktan çıktı aslında. Artık binalar, caddeler, meydanlar yılbaşı ağacı kıvamında sırf “güzel” görünsün diye bu LEDlerle donatılıyor. Güzel olmadıkları bir yana bir de gözlerimize zulmediyorlar. Tabelalar konusunda ortalığı başıboş bırakan belediyeler kenti “süsleme” konusundaki saldırganlığı esnaftan aşağı kalmıyorlar zaten.

Mimarlıkta aydınlatma oldukça uzmanlık gerektiren hassas bir konu iken, bir kaç yüz metre LED şeriti fişe takıp binasını veya sokağını düzgünce aydınlattığını düşünen bir zihniyetin niyetini nasıl yararlı bir faaliyete dönüştürebilirsiniz? Bu konuda tasarımcılara, mimar ve plancılara, aydınlatma uzmanlarına, akademisyenlere büyük iş düşüyor….diye klişe bir cümle edecektim ki geçtiğimiz Facebook’ta dolaşan bir video aklıma geldi.

https://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=arwcHu0fr4Q

Youtube’a yüklenmiş muhtemelen bir öğrencinin çektiği videoda, İTÜ Mimarlık Fakültesi’nin bulunduğu tarihi Taşkışla binasının o huzurlu iç avlusu, yanıp sönen en şatafatlısından pembe, yeşil, mavi ışıklarla ışıl ışıl yanıyordu. LED çılgınlığının belki de hiç bulaşamayacağı tek tük bir iki mekandan biri olduğunu düşündüğüm eski okulum sahiden de alalede bir işkembeci vitrini gibi yanıp sönüyordu.

Tasarım eğitiminin en iyisini vermesi ile öğünen, ülkenin en köklü mimarlık okullarından birinde yapılan bu uygulamanın geçici olmasını umsam bile, durumun vehameti hafiflemiyor. Bu densizlik için yığma yapının bir metreye varan duvarlarına delikler açıp elektrik tesisatı geçirilmesi bir yana, böylesine vasat ve amaçsız bir aydınlatma işgüzarlığına sebep olan zihniyeti anlamak mümkün değil.

Bugün artık kanıksadığımız altı yıl önce boğaz köprülerine takılan rengarenk aydınlatma sistemi de LED teknolojisinin marifeti. Nasılsa çok az enerji tüketiyor diye her gece yüzlerce renk kombinasyonu ile yanıp sönüyorlar. Olabilir ve bunu beğenenler beğenmeyenlerden çoktur eminim. Bu şatafatlı sistemi alıp köprüye takan bakanlık ya da belediye gibi parası ve yetkisi olan devlet kurumları herhalde konunun uzmanları ile çalışmışlar, en iyi sistemi satın almışlardır diye düşünüyorum. Yanlız şu soruyu da sormadan geçmeyelim: Bu ışıkların nasıl yanıp söneceğine, hangi saat hangi rengin yanacağına kim karar veriyor? Gelişigüzel yanan sönen, renk değiştiren bu koca köprü bize ne anlatmaya çalışıyor, nasıl bir iletişim kuruyor bizimle?

İşte esas mesele de burada düğümleniyor zaten. Böyle bir anlam aramamız yersiz. Nasıl ki köşedeki büfenin dört tarafını çeviren “ayvalık tostu” yazısı sekiz renkte yanıp sönerken bir anlam aramıyorsak Boğaziçi Köprüsü’nün, Taşkışla avlusunun, bilimum tarihi olan olmayan binanın rengarenk ışıklarının değişmesinde bir anlam aramamız saçma, değil mi? Oysa kentte yaşayan biri olarak olaya böyle bakmamalıyız. Böyle bir teknolojiyi satın alıp kurabildiğimize göre bu zahmette bir neden, dolayısı ile bir anlam aramız lazım. Elbette bir kuruyemişçi dükkanına ya da tekel bayisine LED aydınlatma tabelasında ne gibi bir şey amaçladığını sormamız yersiz olur. Ama bir üniversiteye, bir devlet kurumuna, belediyeye bizim paramızla aldığı bu kadar LED’i neden taktığını sormamız lazım ve asla “süsledik, güzel oldu böyle” gibi bir yanıtı kabullenmemiz gerekir. Bu teknolojileri üreten firmalardan bundan ticari fayda sağlamaktan fazlasını beklemeniz yersiz olur. Ama bu teknolojiyi satın alan kamu kurumlarının altı yıldır fabrika ayarlarını kullanmak yerine buna anlam katacak zekalara, yani tasarımcılara, sanatçılara kapılarını açıp yardım istemesi gerekirdi.

Nasıl olacak da dekoratif amaçlı bir aydınlatmada anlam bulacağız derseniz, bu işin çok da karmaşık olmadığını belirtmek gerek. Teknoloji kullanımı zeka ile birleştiğinde bir anlam kazanıyor ancak. Bir iki örnek vermek gerekirse: Örneğin köprü gibi akışkan bir trafiğin olduğu bir strüktürün aydınlatması en azından bu trafiğin akışını görsel olarak dışarıya yansıtabilirdi. Örnekleri yurtdışında var, mesela San Diego karayolu köprüsü. Ya da Christian Partos’un Malmö’deki Triangeln metro istasyonunda yaklaşan ya da uzaklaşan trenle ilişki kuran hareketli LED bantları gibi.

Sadece profesyonel aydınlatma tasarımcılarının yanısıra gözönünde olan binaların ve strüktürlerin aydınlatılmasında bir sanatçı ile birlikte proje üretilmesi de çok sık görülen bir durum. Ülkemizde de hem aydınlatma profesyonellerinden, hem aydınlatma ile interaktif sistemleri bir arada kullanan gruplardan, üstüne üstlük ışıkla çalışan sanatçılardan da yeterince var. Ama ne yazık ki onlardan yararlanmayı düşünebilecek bir kamu zekası yok. O yüzden altı senedir ışıl ışıl rengarenk yanarken üstünden geçtiğimiz iki kıtayı birbirine bağlayan köprümüz, yarattığı entellektüel değer açısından hemen altındaki Ortaköy’deki kumpirci vitrininden hiç bir şekilde ayrışmıyor ne yazık ki.

Etrafımızda artık gözlerimizi acıtacak kadar bol bol kullanılan LED tabelalar kendi çıkarları için başkasının hakkını çiğnemekten çekinmeyen bencil ve saygısız bireylerden oluşan bir toplum olduğumuzu ayan beyan gösteriyor. Altında daha derin başka bir anlam aradığımız Boğaz Köprüsü aydınlatmaları da bu ülkede para, emek ve teknolojinin var olmasına rağmen bir türlü anlamlı bir şey üretememe sendromunun elektronik göstergesi olarak her gece ışıl ışıl yanıp sönüyor işte.

Ömer Kanıpak

Şubat 2013