“Ölü Sayısı” Geldi Barışa Dayandı

Cumartesi, 27 Nisan 2013 07:50

250420131852405279385Hep rakam verdiler bize, otuz yıldır. Şu kadar ölü, bu kadar yaralı, bu kadar şehit, şu kadar gazi, bu kadar terörist, şu kadar gerilla… Türk, Kürt bebeler birer rakam oldular. Artık onların birer rakamdan ibaret olmadıklarını görmemiz yakın sanırım.

Devlet cansız kayıplarımızı da dillendirdi. Ekonomik kayıplarımızı da zaman zaman bildirip örneklediler. Bu rakamlar bizi etkilemedi, nedense!? Aksine, alıştık rakamlara ve kanıksadık. Dolayısıyla duyarsızlaştık. Büyük bir yabancılaşma içinde kaldık. Rakamların da bir raf ömrü varmış, gördük.

Peşin korku, peşin hüküm, peşin yargı, bizi hep yanlışa götürdü bugüne kadar. Tedavisi de zaman aldı, alıyor. 90 yıldır hâlâ kimlik meselesi tartışılıyor. Tıka basa ölünen bu savaşta geldiğim nokta: Üç aydır kan akmıyorsa mucizeye yakınız demektir. Zamanla, birbirimizi suçlamamayı da başarabilirsek, işte o vakit birlikte yaşamaya başlayabiliriz yeniden. “Kürt Sorunu” nakarat olmaktan çıkabilir, hem de çok yakın bir zamanda.

Ölü ya da yaralı sayılarından bahsetmeyi bırakınca, barış süreci yolunda gidiyor demektir. “Çözüm süreci” kavramı, adını ispatlıyor. Hatta biraz daha zaman geçerse pekiştirecek. Elimizdekine sevinme vaktimiz geldi. En büyük beklentimize çok yaklaştık. Yaklaştıkça gerilim de artacaktır. Oyuncaklar bile, bize boşuna evhamlanmadığımızı söylüyor. Kurşun asker oyuncağı var mesela, kurşun barış yok. Çünkü barış, oyuncak satacak kadar uzun sürmüyor.

Keban Barajı’nda mavi tur yapılan bir döneme geldik. İnsan inanamıyor. Kurduğu cümlelerin başına sonuna ünlem ya da soru işareti dikiyor, koyuyor. Olumlu işaretlerin sempatisine bırakamıyor kendini. Demokratik bir iklime o kadar çok ihtiyacımız var ki… Teşbihte hata olmaz, alışık olmadığımız bir “silah sessizliği” yaşıyoruz. Üç ay önce sürekli acil serviste kan kaybediyorduk, şimdi hastalığımızın bölümüyle ilgili kata kaldırıldık. Kan durursa tedavi daha hızlanacak. Yakında ziyaretçi bile kabul edebileceğiz.

Barış hayaline doğru daha öncekilere benzemeyen bir yürüyüş var. Eleştirmek yerine “bir nebze pay sahibi” olmaya çalışılıyor gibi. Herkes taşın altına elini daha çok sokacak sanki. Yine de bazıları hariç demeliyim. Masumiyetin ta kendisidir barış, işte insanoğlu hep onu arıyor, istiyor. Kalıcı olmasına çabalıyor ama nafile…

El âlemin, komşunun, şiddeti, çatışması, savaşı bize yansıyacağına, sıçrayacağına, biz kendi barışımızın peşinde olalım. Hiçbir şey bizim toplumsal huzurumuzu bozmasın. Safdillik mi? Evet, biraz da ben olayım, ne var bunda!? Safdil olmadığımız zamanlar, bizi buralara getirdi. Yaşasın sonsuz iyimserlik!.. Dünyadaki en güzel iklimdir kendisi. İyimserlik iklimi. Hiçleşmeden seyreden bir sürecin içindeyiz şimdilik. Bu bizi sonuca taşıyabilir.

Bir insanın başka bir insanı anlaması ve yardımcı olması ne kadar zor!? Anlamaya çalışmak, anlamdan kaçmayı da barındırırken… Beni anlasınlar diye o kadar uzun bekledim ki ömrüm anlaşılmak kaygısıyla geçti. Toplumlar için de bu böyle. Unutmayın, hepimiz buralardayız, gidecek başka bir memleketimiz yok. İlk defa kardeşlik için bu kadar olumlu ve güçlü bir adım atılıyorken üstelik.

Akiller, gördüklerine inanmalı ve bizlere söylemeliler açık açık. Halkın gerçek duygusunu vermeliler bize. Yoksa yine büyük bir hayal kırıklığı yaşayabiliriz. Bu kadar sızlayan yarayla nereye varabiliriz? Sanki eskiye dönsek, içi cızzz etmeyecek birileri var. Umdukları şeyle medetleri uyuşmaz umarım. “Barış süreci neyin karşılığı olarak verildi?” diye çok zehirli sorular soruyorlar. Antenlerimiz barışa ayarlı, çevrili değil. Antenlerimiz, çanaklarımız, kablolarımız hep savaşı çekiyor. Alıcımızın ayarı hepten bozuldu.
Barış anteni müzelik.

Demokrasinin tüm kurumları tıkır tıkır işlese bile insanın demokratlaşması daha uzun sürer. Demokrasi bir üstyapı unsurudur. Kimse birbirini olumlayarak konuşmuyor bu ülkede. Diyalog yer yer olumlamayı yer yer yumuşak bir dili getirmeli, insan karşısındakine katılmalı ara sıra. Barış artık sadece bir düş değil. Hepimiz inanmak istiyoruz… Fakat yaşadıklarımız, hayallerimize engel oluyor.

Barış istemek işin yarısı değil miydi? Herkes barış istiyor işte. Şimdilik barış süreci barışçıl gidiyor. Yine de işlerin yolunda gitmesi bile bizi tedirgin edebiliyor. Artık toplumsal bilinçaltımız ne kadar tedirginse!? Dili yasaklamadan, kültürü yasaklamadan bugüne, 100 yılda geldik. Umarım barışın ikinci yarısı daha hızlı yaşanır.

Savaşın gürültüsünden birbirimizi duymuyorduk. Şimdi en kritik aşama, silahları bırakıp geri, sınır dışına çekilmeleri aşamasına kadar geldik… İstim üstünde bir süreç. Ama illâ ki yaşanması gerekli. Paranoyaya kapılmaya gerek yok. Çünkü paranoya korkudan kaynaklanır. Korkacak bir şey kalmadı, “ölü sayısı” geldi barışa dayandı…

24 Nisan’13/ Ankara silahsızlanma kürsüsü…

tarhang@gmail.com

Tarhan Gürhan

Dipnot Tablet AppStore ve Google Play Market’te. Hem de ücretsiz…