Oldum Renga Rengarenk: Doktor Strange

Pazartesi, 14 Kasım 2016 16:34

Hazırlayan:Ali Arıkan

Marvel Çizgiromanlarının X-Men, Örümcek-Adam, Fantastik Dörtlü gibi en popüler kahramanlarının sinema hakları başka stüdyolarda olduğundan, şirket on yıl kadar önce film işine el atınca ikinci veya üçüncü sınıf karakterlerini kullanmak zorunda kalmıştı. 1990’larda topu atan ve ne yapacağını tam olarak bilemeyen Marvel Çizgiromanları, 2009 yılında Disney’e satılınca şirketin Hollywood stratejisi daha da keskinleşti. Oluşan muazzam sinerjiyi de doğrusu iyi kullandılar. Öyle ki ben çizgiroman okurken kimsenin sallamadığı Avengers ve üyeleri, hem sinemayı fethetti hem de artık şirketin en popüler dizisi. Bu arada X-Men’in neredeyse isamisi okunmuyor. En son X-Men filmi de beklenenden çok az ilgi gördü, bu hafta Hollywood Reporter film haklarına sahip olan Fox stüdyosunun, Hugh Jackman’dan sonra diziyi nasıl yeniden yaratacağına dair krizlerle boğuştuğunu yazdı. Yine Fox Fantastik Dörtlü’yü iki kere beyazperdeye taşımaya çalıştı; bu iki denemeden çıkan üç film de başarılı olamadı. Örümcek-Adam’ın film haklarını paylaşmak için Marvel’la anlaşma yapan Sony’yse en azından o karakteri kurtardı gibi. Yani demek istediğim bir formülü tutturdu Marvel, aynı yolda devam ediyor.
Doktor Strange’le Marvel; büyü, sihir, mistisizm dünyasına adım atıyor. Hoş Thor da aslında bu gibi yerlerden gelir ama en azından şimdiye kadar sinemadaki uyarlamalarda karakterin bu tarafını geri plana aldılar. Seyirciyi yavaş yavaş renkli evrenine alıştırdı Marvel. İlk baştan bu gibi bir karakterle ortaya atılsalardı büyük risk alırlardı. Demir Adam, Kaptan Amerika filan – bunlar nispeten ayağı yere basan karakterlerdi. Her zaman aksiyon ve bilim kurgu ekseninde oynadı şirket. Doktor Strange’le fanteziye bodoslama giriş yapıyor.
Filmi en önce geçen hafta ABD’deyken izledim; jetlag sağ olsun, yarısında uyuya kaldım. Sonra bu hafta yeniden gittim; bu sefer Imax’te izledim. En güzel yerlerinde uyumuşum. Çünkü doğruya doğru; filmin ilk yarısı uykusuzluk hastalığına çare gibi. Artık bu filmlerin hepsi böyle başlıyor zaten. Kendine olan güveni sonsuz bir egoistin (dünyaya nam salmış cerrah Stephen Strange rolünde yüzü kafasına üç numara küçük Benedict Cumberbatch) hayatı hiç beklemediği bir anda alaşağı olur (Strange kaza geçirince, ellerini kullanamayacak duruma gelir). Tüm olasılıkları tüketip etrafındaki herkesten izole olunca (Strange, bütün parasını gereksiz ameliyatlara harcadıktan sonra eski kız arkadaşını da kendisinden uzaklaştırır), son çare olarak “garip” bir çözüme yönelir (Strange, Katmandu’ya gidip “mistik sanatları” öğrenmeye başlar). Yönetmen Scott Derrickson filmin bu kısımlarını esprilerle süslüyor. Cumberbatch’in aksanı feci olmasına rağmen oyunculuğu iyi, o ve diğer aktörler de filme bir erişkin eda veriyor. Ama daha önce yüzlerce defa izlediğimiz şeyler bunlar. “Of, tamam, büyü yapmayı öğren de atraksiyon görelim” noktasına geliyorsunuz.
İşte ne zaman ki Strange Katmandu’da kendini buluyor, film de kendini bulmaya başlıyor. Bir kere kadim insan, güzel dost, ulu büyücü rolünde Tida Swinton çok eğlenceli bir performans sergiliyor. Onunla birlikte kütüphaneci Wong rolünde (ki çizgiromanlarda Strange’in uşağıdır ama haliyle bu gibi “sorunlu” bir tiplemeden arındırılmış film) aynı adlı Benedict Wong ve “ben senin başdüşmanın olacağım” diye bağırdığı her cümlesinden belli olan Baron Mordo rolünde de Chiwetel Ejiofor filme seviye katıyor. Karakterleri izlemeyi seviyorsunuz yani. Aralarındaki esprili konuşmalar (ki Marvel’ın en “komik” filmlerinden bu), belki de biraz gereksizce sert olan felsefi motiflerin etrafında yastık görevi görüyor. Ölümlülük ve zamanın akışı gibi biraz ağır fikirler filmin belkemiği. Ama sadece lafı edilip geçiliyor bunların da. Normalde bu gibi yarım ağızlı yaklaşımlar beni fitil eder ama işte o kadar eğlenceli ki diyaloglar, bu sefer pek takmadım. “Baş kötü” Kaecillius rolündeki Mads Mikkellsen özellikle filmin bu ikilemine en iyi hükmeden oyuncu. Hem acısını hissediyor, hem de esprilerine gülüyorsunuz.
Buraya kadar iyi, hoş da Doktor Strange’i Marvel’ın en iyi filmlerinden biri yapan aslında görselleri. Çizgiromanı adı gibi gariptir Doctor Strange’in. Öyle vurdu, kırdıdan çok uçuk kaçık şekiller, rengarenk evrenler, farklı yaratıklar filan vardır. Yaratıcı-çizeri Steve Ditko’dan tutun Gene Colan, Jim Steranko veya Sal Buscema’ya (Conan’ın en iyi çizeri John Buscema’nın kardeşi) kadar karakterin tüm çizerleri, kendilerine özgü ama mütemadiyen saykodelik bir hava katarlar. Film, Ditko’nun şaheser panellerine ulaşamasa da, diğer Marvel filmlerine göre harika bir görsel şölen sunuyor. Bu alanda serinin en iyisi diyebilirim. Doktor Strange’in çizgiroman panelleri dışında Inception, M. C. Escher ve 2001: Uzay Macerası gibi eklektik kaynaklardan da esinlenmiş bir film. Ve iki tane süper güçlü varlığın birbirine mahalle kavgasındaymış gibi daldıkları bir finalle bitmiyor. Tam tersi eğlenceli, orijinal ve çizgi romanın ruhuna uygun, renkli ve muhteşem bir şekilde son buluyor. Kesinlikle ama kesinlikle dev gibi bir perdede izlenmesi lazım.

Tags