Okumayı Kendi Kendine Öğrenen Çocuklar!

Perşembe, 6 Aralık 2012 10:34

Dipnot Tablet yine renkli, güncel ve dopdolu bir dergi oldu. Makaleleri, videoları, fotoğraflarıyla başında uzun zaman harcayabileceğiniz bir dergi tablette sizleri bekliyor.

“YENİ TAKSİM” kapağı ile Dipnot Tablet derginin 89. sayısı yayında!

Bir önceki yazımda sizleri New York’un merkezinde, en ileri teknolojilerin kullanıldığı bir eğitim kurumuna, Quest to Learn’e götürmüştüm. Şimdi, eğitimde çığır açabilecek bir başka deneysel çalışma için New York’tan çok uzaklara, imkansızlıklar içindeki başka bir diyara gidiyoruz.

‘Her çocuğa bir laptop’ projesinden tanıdığımız, geleceğin icat edildiği laboratuvar olarak bilinen MIT Media Lab‘ın kurucusu Prof. Nicholas Negroponte, altı ay önce Etiyopya’da yeni bir proje üzerinde çalışmaya başladı. Negroponte ve arkadaşları bu proje için, hayatları boyunca hiç sözcük görmemiş, sokak tabelası ya da ürün paketi okumamış insanlarla dolu iki kasaba seçtiler. Afrika’da birçok benzeri bulunan bu kasabaların meydanlarına, kasabalardaki çocuklar adedince tablet bilgisayarı, kapalı kutular içinde bıraktılar. Tabletlerin yanına ne bir kullanma kılavuzu koydular, ne de açıklama yapması için bir görevli tayin ettiler.

Kasabalarda elektrik olmadığı için, güneş enerjisi ile çalışan bu bilgisayarların içine, alt yazılı çizgi filmler, sesli kitaplar, oyunlar ve programlama dilleri içeren yaklaşık 1000 adet İngilizce uygulama önceden yüklendi. Negroponte ve ekibi, hiç kimsenin okumayı bilmediği bu coğrafyada, bilgisayarlar üzerinde yapılan tüm aktiviteleri uzaktan izleyebileceklerdi. Çocukların hangi uygulamaları ne kadar kullanacaklarını, daha da önemlisi kendi kendilerine okumayı öğrenip öğrenemeyeceklerini merak ediyorlardı.

Deneyin ilk sonuçlarını MIT kampüsünde gerçekleşen Emerging Technologies 2012 konferansında, Prof. Negroponte’nin kendisinden dinledim. Negroponte, deneyin başında kutular kasabaya bırakılırken, çocukların kutularla bir süre oynayacağını düşündüğünü; oysa daha ilk 4 dakika geçmeden, çocuklardan birinin bir bilgisayarı kutudan çıkarıp çalıştırmayı başardığını anlatı. Çocuklar beşinci günün sonunda, günde ortalama 47 uygulama kullanıyor, iki haftanın sonunda İngilizce ABC (alfabe) şarkıları söylüyorlardı.

Altı aylık sürenin sonunda, bugün gelinen noktayı açıklamadan önce, Negroponte’nin çıkış noktasından bahsetmekte yarar var. Yıllardır gelişmekte olan ülkelerdeki hükümetlerle çalışıp, 2.5 milyon çocuğa laptop götüren Prof. Negroponte’nin çalışmaları sayesinde, bugün Uruguay’daki 400,000 çocuk, programlama dilleri öğreniyor. Etiyopya ve Estonya’daki kimi okullarda dersler bu laptoplarla yapılıyor. Negroponte, bu okullarda eğitim alan 100,000 çocuğun, anne babasına okuma yazma öğrettiğini söyledi. Bu yazının konusu olan deneyden farklı olarak, bugüne kadar yapılan çalışmalarda çocuklar laptoplarını öğretmenlerin talimatlarına uyarak, geleneksel okul sistemi içinde kullanıyorlardı.

Oysa Prof. Negroponte’nin geleneksel eğitim sistemine dair MIT’de uzun zamandır dile getirdiği ciddi şüpheleri var. Sanayi devriminde ortaya çıkmış eğitim kurumlarının, çocukları merak ve yeteneklerine göre değil, yaşlarına göre sınıflara ayırmasını, öğrenme aktivitesinin bir öğretmenin ya da kitabın talimatlarıyla gerçekleşmesini hararetle eleştiriyor. Meraklarını doğru şekilde tetiklediğimizde, çocukların kendi kendilerine öğrenme ve hatta çevrelerindeki yetişkinlere öğretme yetilerinin, tahmin edilenin çok ötesinde olduğuna inanıyor. Ona göre işin sırrı, çocukların bir şeyleri inşa ederek, keşfederek ve paylaşarak öğrenmelerinde.

Negroponte ve arkadaşları, yaklaşık bir ay önce deneyin sonuçlarını görmek için Afrika’ya gittiklerinde, müthiş bir iş birliği ortamı ile karşılaştılar. ‘Her çocuğa bir laptop’ projesinin öğretmen gözetiminde öğrenen öğrencilerinden çok daha zengin bir uygulama kümesiyle çalışıyor, en az kendi tabletleri kadar arkadaşların tabletleriyle de ilgileniyorlardı. Aralarından biri, Paint programını açıp İngilizce arslan anlamına gelen “Lion” sözcüğünü yazmıştı. Dahası, Android işletim sistemini hack etmeyi başarmışlardı: Deney süresince tabletlerin masaüstünün değişmemesi için kurulan programı devre dışı bırakmışlar, araştırmacıların aktive etmeyi unuttukları laptop kamerasını ise çalışır hale getirmişlerdi.

Şimdi asıl soru, bu çocukların kendi kendilerine okumayı öğrenip öğrenemeyecekleri. Eğer deney başarılı olursa, dünya çapında ilkokul birinci sınıf çağında olup imkansızlıklar yüzünden okula gidemeyen 100 milyon çocuk, öğretmen, kitap ya da okul beklemeden, çok farklı bir geleceğe yelken açabilir. Bu 100 milyon çocuğun sadece kendileri değil, anne babaları ve içinde yaşadıkları kasabanın tüm yetişkinleri okuma yazma öğrenebilirler. Yetişkinlerin çocukları eğittiği geleneksel eğitim modelinin dışına çıkan bu projeyle, bu ücra diyarların çocukları, içinde bulundukları toplumların değişim faktörü haline gelebilirler. Kimbilir belki de bu çocuklar, bir sonraki yazımda bahsedeceğim ‘demokratikleşen eğitim sistemi’ sayesinde, kapılarını herkese açmaya başlayan Harvard ve MIT gibi elit üniversitelerin imkanlarına erişir ve hayallerimizin çok ötesinde bir dünya inşa edebilirler. Tüm bunlar artık olasılık dahilinde ve onların şimdi eskisinden çok daha fazla umutları var.

Ayşe Kaya Fırat

App. Store’dan iPad’inize indirmek için;

Dipnot Tablet’i Android Tabletler’e indirmek için tıklayınız…