Nerede O Eski Erotik Filmler! Temel İçgüdü, 9 Buçuk Hafta gibi filmler artık neden yok?

Salı, 9 Nisan 2013 14:05

[wzslider autoplay="true" transition="'slide'"]

Dipnot Tablet Sinema Yazarı Ali Arıkan Hollywood’da artık erotik filmlerin neden yapılmadığını kaleme aldı.

Geçen gün babamla Ingmar Bergman filmlerinden konuşuyoruz. İlk izlediği Bergman filminin Sessizlik (Tystnaden) olduğunu söyledi; biraz dedektiflik oynayarak senenin 1964 veya 1965 olduğuna karar verdik. Artık yerinde yeller esen Ankara Kızılay’daki Ulus sinemasında izlemiş (Ulus’ta da Kızılay sineması varmış o zamanlar, insanlar iyice kaybolsunlar diye). Sessizlik zor bir filmdir: isminden de anlaşılacağı gibi pek fazla konuşma yoktur; onun dışında sembol ve kodlarla doludur, çözmesi akıl ister. Yani genel bir sinema izleyicisini çekecek özellikte bir yapım değil. Ama Ulus Sineması, buna rağmen o gün hınca hınç doluymuş. Nedeni de basit. Filmde bir iki tane müstehcen sahne vardır: bunlara hasret seyirci, iki-üç saniye için bile olsa baldır, bacak görebilmek için iki saat “bayılmaya” razıymış zahir.

Türkiye’de cinselliğe olan bakış açımız ne kadar zaman geçse de belli bir ilkellikten kurtulamıyor. Son elli seneye balarsak, ilk önce sinema erotik içeriğin en kolay sunulabileceği vasıta olarak görüldü. Bunu, yurt dışından gelen yayınların da etkisiyle kurulan erkek dergileri furyası izledi. Sonra video yaygınlaşmaya başlayınca “miki filmleri” adı altında bir porno furyası aldı başını yürüdü. Videonun popülerliği azalırken özel kanallar yayınlarına başladı; bu sefer de kırmızı noktalı filmler veya Tutti Frutti gibi absürt Eurotrash yarışma programlarıyla milletimiz abazanlığına çare bulmaya çalıştı. O da yetmedi tabii çünkü kısa bir süre sonra o tür filmler yayından kalktı. İşte imdadımıza tam o zamanlar internet yetişti. Porno siteler gökteki yıldızlar kadar yaygın ve dağınıktı ama sonuç odaklı isterik Türk gençliği engelleri aştı, dağları deldi ve gayesine ulaştı. İnternete Türkiye’den olan erişimi hizaya getirme çabaları devam etse de bunların bir sonuç getireceğine inanmıyorum. Böyle işlerden anlayanlar nerelere girebiliyorlar; kafalarına koyarlarsa girmeye devam edeceklerdir.

Burada erotizmle pornografinin arasında bir ayırım özellikle yapmıyorum çünkü Türk seyircisinin genel olarak böyle bir ayrımı gözettiğine beni kimse ikna edemez. Seçenek sunulduğunda, hayatı yasaklarla bezenmiş bir seyirci her zaman uçlara doğru yönelecektir. Öpüşmeyi bırakın el ele tutuşmanın bile efsanevi kavgalara yol açtığı bir toplumda porno her zaman erotizmden öne çıkacaktır.

Aynı şekilde, pornoya erişimin pek de kolay olmadığı yıllarda idare etmek için erotizme olan ilgide elle tutulur (estağfurullah) bir artış olduğu da açık. Yeşilçam’daki seks filmleri furyası malum. Emmanuelle serisi de bütün dünyada az çok ses getirdi ama bu ikisi de nereden bakarsanız erotizmden çok soft core pornoya daha yakındı. Aralarında ne fark var diye sorarsanız tam bir cevap veremeyeceğim. Daha önce de paylaştığım tarihi bir anekdotu paylaşmam en iyisi: 1964 yılındaki ünlü Jacobellis Ohio Eyaletine Karşı adlı davada Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi, Louis Malle’ın Les Amants’unun müstehcen olup olmadığını tartışırken, yargıç Potter Stewart filmi destekleyen mütalaasında şöyle buyurur: “Pornografiyi belki de hiçbir zaman anlaşılır bir şekilde tarif edemem. Ama gördüğümde ne olduğunu bilirim.”

Doğrusunu söylemek gerekirse erotizmin işi Hollywood’da her zaman zor olmuştur. Bunun için aslında 30-40 yaşları arasındaki neslin akıllarında kalan Bolero, 10, Dokuz Buçuk Hafta veya Temel İçgüdü gibi filmler, vizyona girdikleri zaman bile Hollywood sinemasının rutin filmleri arasında değildi. Burada Hollywood sineması, yani stüdyolarla, Amerikan bağımsız sinemasını ayrı düşünmek lazım. Sansür ikisini de etkilese de Hollywood stüdyolarının çeşitli sansür mekanizmalarına uyma şartı bağımsız filmleri pek bağlamaz.
Hollywood sinemasına baktığımızda, büyük stüdyolar zaten tarih boyunca cinsellik, erotika veya seksi filmlerinde hiçbir zaman şiddet kadar büyük bir etken olarak kullanmamışlardır. Seks sattırır, doğru, ama şiddet de sattırır ve Hollywood bazı istisnalar hariç çoğunlukla şiddete oynamıştır. Bunun iki tane genel sebebi var. İlki, Amerika’da sansür kurumlarının yıllar boyunca gelişmesiyle ilgili. 1930’larda Cincinnati Başpiskoposu John T. McNicholas’ın kurduğu Katolik Ahlak Birliği’nin film sınıflandırma kıstaslarıyla başlayıp günümüzde tüm stüdyoların birlikte kurdukları Amerikan Film Birliği’nin (MPAA) kendi sınıflandırma kriterlerine kadar devam eden zorlu bir süreç bu. Stüdyolar, “filmler çocuklarımızın ahlakını bozuyor” diye çıngar çıkaran reaksiyonerlere karşı filmlerini Kroger Babb gibi yapımcıların “skindependent” yani seks içerikli bağımsız filmlerinden ayırt etmek ve onların ticari potansiyellerini korumak için kendi film sınıflandırma ölçütlerini yarattılar. Amerikan sinemasında sansürün tarihçesiyle ilgilenen okurlar bu konuda Eric Schaefer’ın “Bold! Daring! Shock! True!” adlı enteresan kitabını okuyabilirler.

1970’lerin sonu ve 1980’lere geldiğimizdeyse Hollywood’da bir stüdyo ve yapımcı firma patlamasıyla karşılaşıyoruz. Kalabalık bir pazarda kendi mallarını öne çıkartmaya çalışan yapımcılar da bu süreçte Dokuz Buçuk Hafta veya 10 gibi filmleri piyasaya sürerek, en azından yaratılacak küçük bir skandalla seyirci çekmeye çalıştılar. Tabii bunun gibi ucuz numaralara birkaç tane filmden sonra seyirci kanmamaya başladı.

Zaten son dönemlere baktığımızda da “erotik film” olarak nitelendirebileceğimiz gişede başarılı olan bir film yok. Bunun en büyük sebebi, bu gibi filmlerin Amerika’da NC-17 olarak sınıflandırılması. 18 yaşından küçükler izleyemez anlamına gelen bu kriterdeki filmleri ABD’deki büyük mültipleks şirketlerinin hiçbiri sinemalarında göstermiyor. Bu da filmlerin genel bir izleyiciye ulaşabilmesini neredeyse imkânsız kılıyor. Paul Verhoeven’ın bir “camp” şaheseri olan Showgirls’ü de bu kadere boyun eğmek zorunda kaldı, dört sene önce Ang Lee’nin filmi Lust, Caution da (hoş Lust Caution bir anlamda bağımsız olarak nitelendirilebilir çünkü Focus Features’ın filmiydi ve o şirket daha çok Weisntein Company veya Miramax’ın muadili gibi). Hatta bazen bunun sonuçları o kadar kötü oluyor ki filmin yönetmeni veya yine Lust, Caution’ın yıldızı Wei Tang’in başına geldiği gibi oyuncularının dışlanmasına kadar gidebiliyor. Stüdyolar risk almak istemiyor çünkü eninde sonunda para kaybediyorlar.

Bu işin ticari yönü. Tabii bir de olayın sosyolojik bir tarafı var. Amerika hala geleneksel ve hatta püriten bir ülke. Bu açıdan Türkiye’ye çok benziyor (erotik filmler genel olarak kıta Avrupa’sında hiçbir zaman ne bizde ne de ABD’de olduğu kadar büyük skandallara yol açmamıştır). Amerika’nın genlerine işlemiş bu protestan muhafazakarlığından dolayı da beyazperdede seksi incelemeyi bırakın sunmak bile deveye hendek atlatmaktan daha zor olmuştur. Jack Nicholson’ın dediği gibi, eğer bir filmin kahramanı kadının birinin göğsünü keserse o film, “çocuklar ailesiyle izleyebilir” diye sınıflandırılır. Ama eğer aynı kahraman kadının göğsünü ellerse o filmi on sekiz yaşından küçükler izleyemez. Tabii Nicholson abartıyor ama çok da değil ve kullandığı tanım da hala doğru. Indiana Jones veya James Bond filmlerinde düzinelerce düşmanı bazen epey de vahşi bir şekilde öldürebilir ve bir sorun olmaz. Ama eğer o iki kahraman filmde sevgilileriyle sevişir ve bu sahnede açıkça gösterilirse Amerika’da o film, çocuklar için uygunsuz diye nitelendirilir.

Bu Türkiye’de de böyle. Yıllar önce TRT 1’de Baba’yı izliyorum (hatta tek kanallı dönem bile olabilir). Şiddet gırla. Virgil Solozzo’nun kafasından vurulduğu sahne filmde. Sonny’nin delik deşik edildiği sahne de kesilmemiş. Moe Green’in tam gözünden vurulduğu sahne de yerli yerinde duruyor. Ama Michael’la Appolonia’nın gerdek gecesinde Simonette Stefanelli’nin üstünü çıkarttığı ve göğüslerinin beş saniye göründüğü sahne sansürlenmiş.

Hem Amerikan hem de Türk toplumunda vahşet rahatlıkla kabul edilebilecek bir detay olmaya devam ediyor. Ama cinsellik her zaman rahatsızlık veriyor. Bu çocuklukta da, ergenlikte de, yetişkinlikte de böyle. Bir dahaki sefere şiddet ve/veya cinsellik içeren bir filmi sinemada izlerken dikkat edin. Seyirci vahşet dolu sahneleri kıpırdamadan izleyecektir. Ama erotik bir sahnede yerlerinde oynarlar. Fısıldamalar başlar. Buzu kırmak için bir, iki korkak espri bile duyabilirsiniz ki izleyenler, bariz bir şekilde etkilendikleri erotik bir sahneden akılca daha üstün olduklarını belirtmek zorunda hissederler kendilerini. Bu da zaten geleneksel toplumlarda sıkça görülen bir ikiyüzlülüktür. Zaten bu sebepten dolayı da son zamanlarda Hollywood erotizmi daha çok insanların yalnız başına izleyebilecekleri televizyon dizilerinde sunmaya başladılar. Amerikalısı da, Türkü de, hepimiz tek başımızayken erotizme gereken dikkati versek de, bir araya geldiğimizde hepimiz aniden bir rahibeler ordusuna dönüşüyoruz.

Dipnot Tablet AppStore ve Google Play Market’te. Hem de ücretsiz…