Nazım Hikmet’in iki kayıp şiiri bulundu

Cuma, 25 Ekim 2013 13:48

nazim-hikmet-ran_11626Bu yıl 111′inci doğum günü kutlanan şair Nazım Hikmet’in iki kayıp şiiri bulundu. Şiirlerden biri yıllardır sadece Rusça çeviri hali ile yayınlanırken diğeri ise Nazım Hikmet şiir kitaplarının son baskılarında yer bulamayan, unutumuş bir şiir. Bir Nazım Hikmet uzmanı olan mimar Melih Güneş, Nazım Hikmet’in 1921-1961 yılları arasında basılan şiirlerinden oluşan Rusça yayınlanmış bir antolojiyi incelerken daha Türk baskılarında görmediği “Bir Cezaevinde, Tecritteki Adamın Mektupları” adlı bu şiirle karşılaşıyor:

İşte Nazım Hikmet’in unutulmuş şiiri:

“Bir Cezaevinde, Tecritteki Adamın Mektupları”

Sana fevkalâde mühim

​​​bir fikir söyliyeyim:

Yerine göre değişiyor insanın huyu.

Ben burada dehşetli seviyorum

Kapımın sürgüsünü açıp

​​duvarlarımı yıkan uykuyu.

Sanki bir dost elinin itişiyle

-hani o beylik benzetişiyle-

girer gibi rahat

​​ılık bir suya

bırakıyorum kendimi uykuya.

Rüyalarım mükemmel:

​​Hep dışardayım.

Kâinat güneşli, kâinat güzel.

Rüyalarımda daha bir kerre bile hapis olmadım,

bir kerre bile dağdan

​​yuvarlanmadım uçuruma.

“Uyanışların korkunç oluyor ama

​​​diyeceksin.

Hayır, karıcığım,

rüyanın payını rüyaya verecek kadar

​​​​cesaretim var.

Kayıp şiir ise “Henri Martin’in Sesi” adlı bir şiir. Hindiçini savaşı kahramanı Henri Martin o yıllarda hapiste olan ve Jean Paul Sartre ve Picasso gibi sanatçı ve entelektüellerin destekverdiği bir isim:

İşte o kayıp şiir:

HENRİ MARTİN’İN SESİ

Sen buradasın Henri Martin

Türkülerle ve bayraklarla karşıladık seni

Arkamızda bütün Berlin

Türkülerimiz gençliğin türküsüydü

yaşamın türküsü

barışın türküsü

alnına çizgi, saçına ak düşmemişlerin türküsü.

Güvercinler havalandı bayraklarımızın gösterdiği yoldan gökyüzüne.

 

Sen önümüzdeydin, yakışıklı ve yürekli,

Deniz gibiydin, deniz misali güneşin ışıltısında

Bizse kıyıydık, dağlardık,

fırtınalı ve güçlü bir rüzgâr gibi haykıran

sesinle gürleyen bir ormandık.

 

Konuştun bizimle.

Biliriz sesini biz senin.

Yüzünü bildiğimiz gibi en yakın dostumuzun,

biliriz sesini Henri Martin.

Sesin dedi ki bize:

“Fırsat vermeyin kardeşlerimizi öldürmelerine,

Çekip çıkarın onları hapisane duvarlarından”

 

Biliriz sesini biz senin kardeşim,

O ses…

O ses öyle bir şeydi ki…

ölüm hakimlerinin yüzüne inen bir tokat gibiydi.

 

Ve hükümden sonra sevdalın senin

bir tüy gibi narin,

başladı ağlamaya.

Senin erkekçe sesin

okşadı onu şefkatli bir sitemle

süngülerin arasından,

demirden çember örmüş olan süngülerin…

Dedi ki sesin senin:

“Tut gözyaşlarını asker karısı

sterme düşmana”

 

Biliriz sesini biz senin Henri Martin.

Biz ki doğruya kulak verenlerdeniz

biz ki hakkımız var sevdalanmaya, çocuklar doğurmaya, yaşlanmaya,

​​huzurlu bir ihtiyarlığa,

yanıbaşımızda oynayan torunlarla…

Biz ki, ne öldürmek ne öldürülmek isteriz

Biliriz sesini biz senin Henri Martin, avcumuzun içi gibi.

 

Sen buradaydın Henri Martin,

burada, Berlinde, herkesin gözü önünde.

Ağustosun beşinde bu bin dokuz yüz elli bir yılının.

Biz siyahı, sarısı, beyazı, yüz dört ülkeden delikanlı ve kız,

​​dinmeyen alkışlarla karşıladık seni

​​türküler ve yükselen bayraklarla,

​​sana çiçekler sunduk.

 

Ve iki kat daha fazla sevdik biz Fransa

anaların nice bahadırlar doğurduğu

senin gibi…