Nafer Ermiş yeni kitabını Dipnot Tablet’e anlattı

Salı, 7 Nisan 2015 14:56

Twitter fenomeni denince akla gelen isimlerden biri Nafer Ermiş. Aslında hem çevirmen hem yazar hem de şair.  Hâlihazırda yayımlanmış bir romanı ve bir öykü kitabı bulunuyor. Gökyüzüne Ağır Gelen Kuş ve Öteki Aşk… Fenomenliği diğer sıfatlarının biraz önüne geçmiş gibi görünse de yeni çıkan kitabı ile yazarlığını pekiştiriyor. Nafer Ermiş ile geçtiğimiz günlerde raflardaki yerini alan ‘Hayat Böyle Bir Şey’i Dipnot Tablet için konuştuk.

Yazar-şair kimliğiniz dışında insanlar sizi Twitter fenomeni olarak da tanıdı, nasıl gelişti olaylar?

Oysa benim bir de çevirmen kimliğim var. Aslında çok kimlik iyi bir şey değil ama olan oldu, yapacak bir şey yok. Bendeki bütün büyük değişimler sevgilimin beni terk etmesiyle başlar. Bu genelde çok ağır bir darbedir benim için. O darbeyi sağ atlatmak için de hayatımda köklü değişiklikler yapmam gerekir. Genelde böyledir. Alışkanlıklarımı, sevdiğim yemekleri, sevdiğim renkleri, gittiğim mekanları, yaşadığım şehri, hatta ülkeyi değiştiririm durumun ağırlığına göre. Twitter macerası da böyle bir durumda başladı. Dört yıl kadar önce, giden sevgilinin ardından Facebook’ta hüzünlü paylaşımlar yapmaya başlamıştım. Birkaç yüz arkadaşım vardı. Onlardan biri beni ısrarla Twitter’a yönlendirdi. “Bunları oraya yaz, çok daha etkili olur” dedi. Haklı da çıktı. Ondan sonra her şey beklenmedik şekilde gelişti. Bambaşka bir hayat oldu.

Memnun musunuz bu durumdan? Sadece yazar Nafer Ermiş olarak tanınsaydım dediğiniz oluyor mu?

Memnunum. Sadece yazar olarak tanınmak için benim kişiliğim uygun değil. Onun için gereken çalışmaları yapacak yetenekler yok bende. Çünkü bunun için sadece yazmak yetmez. Ben genelde hayatı akışına bırakırım. Bu huzur verir insana. Çok da gerekli olmayan şeyleri kafaya takıp çırpınmak anlamsız. Hayatımın bir anında karşıma Twitter çıktı ve ben o yolda yürümeye karar verdim. Bence bulunmaz fırsat yazan insanlar için. Hiç kimseye ihtiyacın yok. Yapman gereken tek şey iyi yazmak. İnsanlara doğrudan ulaşabilmekten daha güzel ne olabilir. Ben, eski yazarların durumu bilselerdi bizleri çok kıskanacaklarına inanıyorum. Can Yücel yaşasaydı Twitter’ı sallardı. Hoş gene bir şekilde yapıyor bunu ya. Ya da Oscar Wilde, çok daha fazla ve çok daha iyi aforizmalar yazabilirdi. Çünkü Twitter tam onlara göre bir yer. Sonuç olarak demem o ki, yazan insan için önemli olan okura ulaşmaktır, bunun kitap yoluyla ya da başka bir yolla olmasının pek önemi yok. Belki kalıcılık açısından olabilir. Ya da anlatacağın şeyler sosyal medya mecralarına sığmayacak türden olabilir; o zaman oturur bunu kitap haline getirirsin. Ben de en son bunu yaptım zaten

Yazar kimliğiniz daha eski?

Yazar kimliğim benden bile eski. Ben 12 yaşımdan beri yazıyorum. Ya da yazıyla uğraşıyorum. Hayattaki ana uğraşım hep yazı olmuştur. Bu ne zaman bir kimlik haline geldi bilmiyorum. Herhalde ilk kitap çıktığında oldu. 1995′ti sanırım ama o romanı 85′de falan yazdım. Bu son kitap da bu süreci anlatıyor zaten, bir de bir unutuşun hikayesini. Başta sözünü ettiğim o büyük dönüşümlerden birini.

Kitlelere ya da okuyucuya ulaşmakta Twitter mı daha etkili kitaplar mı?

Kesinlikle Twitter daha etkili. Ulaştığın insan sayısı bakımından tabii. Twitter’da bazen bir söz bir kaç milyon insana ulaşıyor. Kitapla bunu yapmak neredeyse imkansız. Sosyal medya geniş ama hızlı ve geçici. Anlık izlenimler bırakıyor insanlarda. Ama bütün bu hızlılık ve geçicilik içinde bu anlık izlenimleri güçlendirmek, çoğaltmak ve kalıcı etkiler bırakmak mümkün. Gerçi bu kalıcı etki açısından bakarsak sanırım kitap daha etkili. Deyimlere inancımızı korumak adına söylüyorum, az ve öz.

hayatboylebirsey (2) (1)Peki, ‘Hayat Böyle Bir Şey’den bahsedelim mi biraz, nasıl bir ‘hikaye’ anlatıyorsunuz?

Kitap birbiri içine geçmiş iki bölümden oluşuyor. Bu yönüyle değişik bir format oldu. Aslında yayınevinden gelen teklif Twitter’da yayınladığım şeyleri bir kitapta toplamak yönündeydi. Ancak zaten o tweetleri her gün okuyan insanlara bu eziyeti yapmak istemedim. Yani onları bir kitap olarak önlerine yığmak ve okumalarını istemek fazla acımasızlık ve küstahlık olurdu. Ama işte o kalıcılık açısından o tweetlerin bazılarının da bir kitapta toplanması gerekiyordu. Bu yüzden kitaba bir de bir hikaye koymak istedim. Hem tweetlerin genel atmosferine uyacak hem de tweetleri okuyanların zihinlerinde bana dair oluşan, oluşan demeyelim, oluşmuş olabilecek olan diyelim, beklentiye cevap verebilecek, belki bazı sorulara cevap olabilecek bir şey olsun diye düşündüm. Hem de kendi hayat tecrübelerimi, şayet bir değerleri varsa, aktarabileceğim bir şey. Bu kendi hayatımın bir kesitine dair bir hikaye, 80′li yıllarda geçiyor. İçinde iki temel hikaye var, biri bir kitabın hikayesi, bilgisayarın hayatıma, hayatımıza girişini de anlatan bir şey. Yazma serüvenine dair bir şey, diğeri de bununla bağlantılı bir aşk hikayesi. Aslında buna aşk hikayesi değil de bir unutuş hikayesi demek daha doğru olur. Hayatın çoğu zaman ancak geriye dönüp baktığımızda fark edebileceğimiz şaşırtıcı kurgusunu göstermek isteyen bir hikaye. Bu hikayeye benim dışarıdan eklediğim hiçbir şey yok. Ben sadece olanları kendi dilimle, bugünkü bakışımla kaleme aldım, o kadar. Aslında başta bu kadar uzun bir şey olacağını da düşünmemiştim. Ama yazmaya başlayınca kendiliğinden aktı gitti, bir roman boyutuna geldi.

Neden okuyalım bu kitabı?

Okumayın. Ama ille de okurum ben bunu diyorsanız, mesela hayatınızın bir döneminde birini unutmak zorunda kaldıysanız bunu başka biri nasıl yapmış diye bakmak isteyebilirsiniz, bugün cebimize kadar giren bilgisayarların nereden nereye geldiğini görmek isteyebilirsiniz, tek yeteneği yazmak olan genç bir adamın aşkı elde etmek için giriştiği tuhaf çabayı merak edebilirsiniz belki, ne bileyim, neden okur ki insan zaten.

Popüler olmak gibi bir derdiniz var mı?

Bence bunu herkes ister. Bu konuda biraz samimi olabiliriz. Esas soru bu değil. Esas soru popüler olmak için bir şeylerden vazgeçiliyor mu, ödün veriliyor mu, taviz veriliyor mu? Buna bakmak lazım. Ben yazı konusunda inandığım herhangi bir şeyden vazgeçemem. Bunu yaparsam geride kalan bütün hayatımı inkar etmiş olurum, dahası her şeyi yanlış yapmışım demektir. İlk romanımı 21 yaşında yazdığım düşünülürse şimdiye en az 20 roman yazmış olmam gerekirdi. Gerçi evdekileri toparlasam üç beş tane çıkar ama onları kitap haline getirmek için biraz uğraşmam gerekiyor, zahmetli şeylere üşenmemek lazım. Ama ben yazarken bütün hevesimi alıyorum, o yüzden yayınlamaya üşeniyorum herhalde. Belki Twitter bu yüzden bana kolay geliyor. Her şey elinin altında o an yazıp o an yayınlayabilirsin, tek harekette.

Sizin için ‘kafasının içi çok eğlenceli’ diyorlar, öyle mi gerçekten?

Valla ben çok eğleniyorum ama dışarıya bu nasıl yansıyor bilemiyorum. Genelde insanları üzmek istemem. Bu kendim için de geçerli. Güldürebilmek daha güzel ama öncelikle kendimi güldürebilmeliyim. Yani işte yazmak da böyle bir şey, önce kendin keyif alacaksın. Yoksa yapay olur ve okur bu yapaylığı sezer. Samimiyet giderek önem kazanan bir kavram. Zira hayat giderek yapaylaşıyor. Gerçeklerden uzaklaşıyoruz, sahteleşiyoruz. Amaçlarımızla araçlarımız birbiriyle uyumsuzlaşıyor. O yüzden, özellikle sosyal medyada bunu görüyorum, en önemli meziyet samimiyet. En çok yakınılan şeylerden biri samimiyetsizlik. Nereden nereye geldik. Aslında ben hep eğlenmeye çalışıyorum. Benim için bazen duygusal yazıyor derler, aslında ben pek duygusal yazmam. Yazdıklarım bazı anlarda duygu uyandırabilir.

Twitter fenomenleri, bloggerlar… Sizce bu terimler içi boş birer balon mu?

Boş değil ama bazen daraltıcı olabiliyor. Haksız yere insanın diğer sıfatlarının önüne geçebiliyor. Ya da onların üstünü örtebiliyor. Bir insanın Twitter fenomeni olması ya da blogger olması onun şairliğine, yazarlığına halel getirmemeli bence ama bu, zamanın çözeceği meselelerden biri. Bırakalım o çözsün. Önemli olan kişinin kendi hayatıyla yapmak istediği şeydir. Eğer kişi bu yolu biliyorsa orada yürür, dışarıdan nasıl göründüğünü düşünmez, pek de ilgilenmez. Çünkü dışarıdan görünenle içerden görünen farklıdır. Zaten hiçbir zaman örtüşmeyecekler. Bırakalım insanlar bildikleri yolda yürüsünler, diğerleri de onun hakkında ileri geri konuşsun, kendince ona rotalar çizsin, gittiği yolu eleştirsin, hedefini hor görsün. Ama yolunda yürüyen mutludur, huzurludur. Önemli olan bu. Kavramlar her gün değişir, içi boşalır, ortadan kalkar, modası geçer. Kavramlar insanın karşısında fazla dayanamaz.

Fenomen olunca insanın hayatında neler değişiyor?

Daha sosyal bir insan oluyorsun. Daha çok insanla tanışıyorsun. Daha çok yere davet ediliyorsun. Gereksiz düşmanlar ediniyorsun. Sürpriz dostların oluyor. Hiç tanışmadığımız halde kitabımı tanıtmak için canla başla uğraşan insanlar var, ellerindeki bütün imkanları seferber edenler. Bu insanların varlığını bilmek, bunları görmek çok güzel. Belki işte sadece bunlar için yazıyorsun. Bu duyguları yaşamak için. Onun dışında, dünyanın her yerine ulaşabiliyorsun, binlerce kilometre uzaktaki bir insana dokunabiliyorsun, onun bir anını yakalayıp onu güldürebiliyorsun ya da onun bir duygusunu ifade edebiliyorsun, belki kafasındaki bir soruya beklenmedik bir yanıt verebiliyorsun. Beni mutlu eden şeyler bunlar, bunlara dair geri dönüşler..  Sosyal medyanın en güzel olanaklarından biri bu. Anında etki ve tepki, iyi ya da kötü, yazdığın bir şey anında insanlara ulaştırıp anında tepkiler almak, ne büyük bir olanak. Yıllarca uğraşıp bir roman yazmaktan ve daha da yıllar sonra tepki almaktan çok daha iyi. Dediğim gibi eski yazarlar bunu bilselerdi bizi çok kıskanırlardı. Umarım gelecek kuşaklar bizim çok kıskanacağımız böyle şeyler yapmazlar. Yaparlarsa şimdiden kınıyorum.

Hazırlayan: NAGİHAN GİRİT

Yazının devamı ve Dipnot Tablet’in 210. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play