Muhsin Kızılkaya yazdı: Son isyan da bitti!

Pazar, 24 Mart 2013 08:58

nevruzDipnot Tablet’in konuk yazarı Muhsin Kızılkaya 21 Mart Newroz günü yapılan Öcalan’ın tarihi çağrısını değerlendirdi.

21 Mart 2013 Perşembe günü, ilerde Türkiye’nin tarihini yazacak olanların çok özel bir yer ayıracağı, o günü yaşayanların da, anıları arasında “olağanüstü bir gündü” diyecekleri bir gün oldu.

Bugün, tam 29 yılda beri sürmekte olan son (inşallah da son olur) Kürt isyanının bitiş günüdür.

İmralı Adası’nda hapis cezasını çekmekte olan isyanın önderi Abdullah Öcalan, bugün isyanın bitiş borusunu öttürdü.

Bundan sonra, bu hareketin içinde yer almış olanlardan hiç kimse şu ana kadar yaptığı işi yapmayacak. Bundan sonra kimse, şimdiye kadar kullandığı kelimelerle cümleler kurmayacak.

Herkes için yeni bir dönem başlıyor çünkü.

Aslında Newroz günü Diyarbakır’da Abdullah Öcalan, fiilen ateşkes ilan etti, hem de süresiz. Bunu yapmakla yetinmedi, elindeki silahlarla militanlarının ülke topraklarını terk etmesi emrini verdi. Bununla da yetinmedi, bir süre sonra o silahların tamamen terk edilmesini istedi.
Artık bundan sonra hiç kimse örgütün Öcalan’ın emrine uyup uymayacağını tartışmayacak. Çünkü Öcalan bu süreci hazırlarken, her kademeden örgüt elemanlarının görüşlerini toplayarak bu kararı verdi. Daha önce vermiş olduğu kararını bütün örgütün ortak kararı haline getirip bir milyona yakın hazır dinleyicinin, milyonlarca da televizyon izleyicisinin huzurunda ilan etti. Buradan dönüş yok artık.

1984 yılında Eruh ve Şemdinli’de başlayan PKK isyanı, 2013’ün 21 Martında Diyarbakır’da fiilen son buldu.

Aslında Öcalan 1999 yılında bu isyanın silahlı mücadele döneminin kandığını anlamıştı ve bir süre sonra da ilan etmişti. Ancak o vakitler bunun teorik çerçevesini henüz kurmamıştı.

Çünkü yakalandığı gün, silahlı mücadele döneminin bittiğini biliyordu. Ona göre başkomutanı esir düşmüş bir ordunun varlığı da ortadan kalkmıştı. Komutansız bir ordu olamazdı. Çünkü Öcalan, PKK’nin hem siyasi lideri, hem de hareketin askeri komutanıydı. Hiçbir strateji ve taktik onun onayı olmadan pratikleşmezdi. Dolayısıyla yakalandıktan sonra onun yaptığı işi yapacak bir halef yerine bırakmamıştı. Örgütün tek belirleyeniydi.
Zaten bununla ilgili gardını da daha önce almıştı. Olur da “devrimci halk savaşı” başarısızlıkla sonuçlanırsa eğer, yerine “anayasal temelde demokratik ulus çözüm modeli” hazırdı. Yakalanmış olması birinci aşamayı kendiliğinden sona erdirince, 1999’dan itibaren ikinci seçenek üzerine çalıştı. Bu konuyla ilgili “savunmalar” adı altında ardı ardına kitaplar yazdı.

Ancak 21 Martta Diyarbakır’da birinci aşamanın bitişinin son düdüğünü çalıncaya kadar, ikinci aşamanın teorik çerçevesini kitlesine çok iyi anlatamadı. Bu bir handikapken, iktidarda olan AK Parti’nin de “muktedirliğine” ikna olmaması ikinci handikaptı. Ta ki Balyoz davasından yüze yakın general onlarca yıl ceza alınca, AK Parti’nin artık “muktedir” olduğuna ikna oldu.

Şimdiye kadar anlatmakta güçlük çektiği, “beni anlamıyorlar” diye yakındığı ikinci aşama çözüm modelini hükümete anlatmaya karar verdi. Kendisini dinleyecek, diline vakıf bir MİT Müsteşarı’nın da hazırda var olması hepimizin şansı oldu.

Bundan sonraki süreç asıl zorlu süreçtir. Silahlı mücadele birkaç militanla sürdürülebilir, ama demokrasi mücadelesi birkaç militanla verilemez.

Demokrasi mücadelesi için donanım gerekir, akıl gerekir, bilgi ve yaratıcılık gerekir. Bu konuda yetkinleşmemiş bir kitle başarısız olur. O yüzden, siyasi Kürt hareketi bundan sonra baştan ayağa kendini yenilemek zorundadır.

Devlet açısından da yeni bir dönem başlıyor. Silahtan arınmış bir hak talebi mücadelesi meşru bir mücadeledir. Örneğin, anadille eğitim için varsayalım 1 milyon Kürt sokağa dökülürse eğer, bundan sonra hiç kimse bunlara “terörist” muamelesi yapamayacak.

Evet, barışın ilk eşiğini atlattık. Ama hepimizi zorlu bir dönem bekliyor. Ya hep birlikte, bütün etnik gruplar, inanç gruplarıyla birlikte demokratik, müreffeh bir ülkede bir arada kardeşçe yaşayacağız, ya da hala darbeleri tartıştığımız bir üçüncü dünya ülkesi olarak kalacağız.

Birincisinin yolu Newroz’la birlikte önümüze açıldı.

O yüzden “Newroz pîroz be!”

App. Store’dan iPad ve iPhone’nunuza indirmek için TIKLAYINIZ