Minimum Bütçe; Maksimum Hayal Gücü: En İyi Bağımsız Bilimkurgu Filmleri

Pazartesi, 21 Temmuz 2014 16:42

Dipnot Tablet sinema köşesinde Ali Arıkan minumum bütçeli en iyi bağımsız bilimkurgu fimlerini Dipnot Tablet için listeledi.

 

Bilim kurgu sineması deyince aklımıza Hollywood’un dev bütçeli yapımlarının gelmesi normal. Sadece bu yaza baktığımızda bile Transformers’dan Maymunlar Cehennemi’ne kadar, üçüncü dünya ülkelerine dudak ısırtacak paraya yapılmış pek çok film görüyoruz. Neyse ki yazın ortasına geldiğimiz bu günlerde Hollywood stüdyoları da nispeten daha az bütçeli yapımları seyirciye sunmaya başlıyor. İşte bu hafta vizyona girecek olan Arınma Gecesi: Anarşi ve Sinyal de az paraya çekilmiş iki bilim kurgu. Biz de bu hafta onların onuruna az paraya çekilmiş en iyi bilimkurgu filmlerini analım istedik.

İstila (Monsters): Bu yazın iyi filmlerinden olan Godzilla’nın yönetmeni Gareth Edwards, ismini 500 bin dolar’ın altına çıkardığı 2010 tarihli bu filmle duyurmuştu. Nasa’nın uzaydan örnek toplaması için fırlattığı bir araç dönüş yolunda Orta Amerika’ya düşer. Kazayı takiben bölgede yeni bir yaşam cinsi oluşmaya başlar. Önce Meksika sınırının, daha sonra ABD’nin yarısının Yasak Bölge ilan edilmesinin ardından, ordu yaratıkların istilasına karşı koymak için önlemler almaya başlar. Amerikalı bir gazeteci olan Andrew, patronunun kızı Sam’i işte bu yasak bölgeden kurtarmak için yola koyulur. Filmin orijinaline adını veren canavarları sadece muhteşem final sahnesinde gördüğümüz İstila, 2010’un en iyi filmlerindendi.

primer

Primer: Aslında karakollarda yalan makinesi filan kullanmaya artık gerek yok bence. Şüphelilere sadece Primer’ı izletmek yeter. İlk izlediğinde olan biteni tam olarak anladım diyen kesin yalancıdır çünkü. Shane Carruth’un 2004 senesinde yazıp, yönetip, o da yetmeyince başrolünü de oynadığı ve Sundance Büyük Jüri Ödülünü de kazanan bağımsız filminin bütçesi sadece 7.000 dolardı. Yanlışlıkla zaman makinesini icat eden iki mühendisin hikayesi, daha sonra keşif ihtirasının insan doğasını ne kadar da karartabileceği yönünde bir metafordur adeta. Sorduğu sorulara pek fazla cevap vermez ve belki de bu sebepten dolayı sık sık yeniden izlenmeyi hak eden bir filmdir Primer.

moon_trailer_2

Ay (Moon): David Bowie’nin oğlu Duncan Jones’un ilk uzun metraj yönetmenlik denemesi olan Ay’da Astronot Sam Bell, dev bir şirket tarafından Ay’ın karanlık tarafındaki maden operasyonlarını gözetmek için gönderilmiştir. Görevi esnasında geçirdiği bir kaza sonucu dünyayla olan uydu bağlantısının kopmasıyla tüm iletişimi kaybeden Sam halüsinasyonlar görmeye ve hafızasını yitirmeye başlar. Oraya nasıl geldiğini dahi hatırlayamaz. Sam o andan itibaren hem içinde bulunduğu üssün bilgisayarı, hem ayın tehlikeli atmosferi hem de onun dünyaya dönmesini engellemeye çalışan şirketine karşı müthiş bir mücadeleye girişir. Ay’ın başarısında filmin tüm yükünü omuzlarında taşıyan Sam Rockwell’in de en azından yönetmen Jones kadar büyük bir rolü vardır.

attack-the-block

Uzaylıların Şafağı (Attack the Block): Güney Londra’nın Oval istasyonundan çıkan hemşire Sam’in (Jodi Whitaker), evine doğru yürürken, cep telefonuyla konuştuğu bir sahneyle açılır. Kapkaranlık sokaklardan geçerken, gökte havai fişekler patlıyor, Sam hem yoldan hem karanlıktan hem de patlamalardan korkmaktadır. Biraz sonra önünü, yüzleri kapalı, on beş, on altı yaşlarında beş serseri keser ve hem cüzdanını hem de telefonunu kaptırır. Tam bu sırada, gökten bir şey düşer. Yan kesiciler en önce havai fişek zanneder ama daha sonra bunun aslında ne idüğü belirsiz, iğrenç bir uzay yaratığı olduğunu görürler. Kendilerine saldıran yaratığı öldüren çete, biraz sonra öldürdükleri yaratıktan daha farklı, çok daha büyük, her tarafı kapkara kıllarla örtülü, keskin dişleri fosforluymuş gibi parıldayan yüzlerce canavarla savaşmak zorunda kalırlar. Çocuklar ve hemşire de onlardan saklanmak için oturdukları apartman bloğuna kendilerini atarlar ve uzaylıların işgali de böylece başlar. Bu kıl topaklarının neden bu apartmana saldırdıkları daha sonra belli olacaktır. Ve çetenin başındaki Moses’ı (John Boyega) neden o kadar istedikleri. Her etkiye karşı bir tepkinin olduğu; yapılan her işin bir sonuç vereceği ve bu işin sorumluluğunu da insanın alması gerektiği mesajını veren film, Joe Dante’nin klasik filmleri Gremlins ve Gremlins: The New Batch’ten beri en iyi canavar filmidir.

pi

Pi: Darren Aronofsky’ye 1998 Sundance Film Festivali’nde En İyi Yönetmen ödülü kazandıran Pi, matematik dehası olan Max’in Pi sayısına olan takıntısını anlatır. Max, yıllardır yaptığı çalışmalar sonucu tüm doğanın ölçülebilir bir kodlanma sistemine sahip olduğunu fark etmiştir. Artık tek amacı doğanın bu büyük sırrını çözmektedir. elindeki verilerle karşısındaki problemin çözümüne kalkışır. Ancak adım adım vardığı sonuç dünyayı temellerinden sarsacak kadar radikaldir. Kısa zaman sonra pek çok insan tarafından takip edildiğini fark eder. Ve hayatı geri dönülemeyecek bir çıkmaza doğru ilerlemeye başlar. Aronofsky’yi meşhur eden film hala yönetmenin en iyilerinden.

 

Yazının devamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

available-on-the-app-store
ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play