Memleketimden Barış Belirtileri

Pazar, 7 Nisan 2013 09:54

230320130103548043251Memleketimdeki her yaşam belirtisi, barış belirtisidir aynı zamanda. Barış, en insani olanlarından biri. Ötesi yok. Hayatımızdaki insani belirtiler çok olmadığından, barış belirtileri de yaygınlaşamıyor. Alışkanlığa, kalıcılığa, huzura dönemiyor. Fakat sonuna kadar umutluyum, çünkü otuz yılda savaşa nasıl alıştıysak, barışa da aynen öyle alışacağız. Bir iklim gibi giyineceğiz üzerimize barışı.

Otuz yıllık savaşı kaç günde barışa çevirebilirsiniz? Çevirebilir misiniz? Memleketimizin “iç açıları toplamı” buna yeter mi? Bu seferki çabaların, kendinden evvelkilerden daha güçlü bir dalga olduğu kanaati yaygın toplumda. “Bir kez daha böyle bir süreci yakalayamayabiliriz”, deniyor. Bu kadar kritik! Herkes diken üstünde. Barış ya da yaşam belirtilerini, toplum doktorlarına ilettiğinizde bakalım nasıl bir reçete yazacaklar. Bu kadar kıymetli bir belirtiye de reçete yakışır ancak. Bu kargacık burgacık doktor reçetesi bizi barıştırabilir. Bu süreçte, “Yarına da yarın bakarız”, deme lüksümüz yok. Yarını olumlu bir biçimde tasarlamalıyız.

Karamsar olunacak bir süreçten geçmiyoruz, aksine, umut uzun zamandır bu kadar vaatte bulunmuyordu. Umutsuz da yaşanıyordu işte. “Suzluk”, “sizlik”, “sızlık”, gibi olumsuz takılar geleceğimizi ipotek ediyordu. Bakalım birkaçına şunların. Bakalım “barışsızlık” bize nelere mal olmuş, olmakta…

“Huzursuzluk
Bakışsızlık
Dünyasızlık
Sanatsızlık
Kıblesizlik
Bilgisizlik
Fikirsizlik
Değişmezlik
Hedefsizlik
Hadsizlik
Dipsizlik
Tatminsizlik
Sabahsızlık
Muratsızlık
Rahatsızlık
Üslupsuzluk
Neşesizlik
Mutsuzluk
Güneşsizlik
Oksijensizlik
Klasiksizlik
Çıkışsızlık
Özürsüzlük
Meselesizlik
Baharsızlık…”

Bir araya geldiğinde, resmen bir savaş hâli demektir bu maddelerin her biri. Bunların kaçı bir araya gelirse ölümcüldür peki!? Ölüm, savaşın içinde var olmalı sadece. Savaş da tabu, hem hakkında en çok konuşulan hem de çözüm üretilemeyen bir tabu…

Bugün barışı tercih ediyor herkes, ancak sadece tercihle olmuyor. Barış kanaati nasıl oluşacak? Yarı savaş ya da yarı barış mümkün değil. Neden barış tesis edilmiyor, edilemiyor. Kârsız mı? Bu mu, silah satmak mı? Barış geliyor diye mi korkuyor birileri acaba? Barış gelir mi, yoksa siz mi tesis edersiniz? “Silahsız çekilme polemiği” nasıl çözülecek? “Teröre çözüm arayışları”, belki de ilk defa bu kadar sahici duruyor. “Akil adamlar” nerde? “Akil adam” dersem, ortaya çıkacak kimler var!? Çıkmazsa barış kan kaybetmeye devam edecek. Ya da ortada böyle durumlar yok da ben mi uyduruyorum?

“İnsaniyet namına” diye bir deyim vardı. Hâlâ vardır umarım bir yerlerde. Hep aynı teranelerden sonra insaniyete bağlardık. Zamanla barışı öyle bir yere sakladı ki insanoğlu, yerini kendi bile unuttu. Bir türlü bulup çıkaramıyor. Bir kavramı karşılığıyla açıklamak zorunda kalıyoruz. Barışı hep savaşla anlatmaya çalışıyoruz örneğin. Ne ironi…

Barışın dışındaysanız –fikir olarak bile olsa- savaşın içindesiniz demektir. Ya da barış yoksa, ne var? Bu süreç en çok, barışa ne kadar hazırlıksız yakalandığımızı ortaya çıkardı. Reflekslerimiz hep savaş üzerinden. Bu savaş sürgit devam edecek gibi işlemiş bilinçaltımıza. Toplumların bilinçaltlarının en temel kayıtları tarihtir. Kendi tarihinizle barışmazsanız, affetmezseniz geçmişte olanları, sadece çocuklarınıza koyarsınız “Barış” adını…

Sayın, sevgili, biricik, yurttaş, vatandaş, halk, toplum, kitle, birey, sokaktaki adam, orta direk ve direksizlerim benim, her neyseniz artık, hepinize sesleniyorum: Barış edecektik. Var mı itirazı olan!?

3 Nisan’13/ Ankara/ İç işlerimizin ve iç barışımızın içindekiler…

Tarhan Gürhan

Dipnot Tablet AppStore ve Google Play Market’te. Hem de ücretsiz…