Mehmet Turgut: Hayatı bir ‘Rock Star’ gibi yaşıyorum

Çarşamba, 24 Aralık 2014 15:12

Vampirler, canavarlar, periler, süper kahramanlar, kan, şiddet ve sertlik… Hayal dünyasında beyazlardan çok siyahları barındıran biri…

Mehmet Turgut, 100 yıldır fotoğrafçılık yapan bir aileden geliyor. Fotoğrafın içine doğan ve bunu avantaja çeviren Turgut farklı bir hayal dünyasına sahip olmasıyla başarısını Türkiye dışında da duyurmuş bir fotoğraf sanatçısı.

Mehmet Turgut, sıradışı fotoğrafları ve farklı prodüksiyonları ile çok konuşuldu. 46 Dergisi ile hayallerindeki dünyayı aktarmaya devam eden Turgut şimdi ise CNN TÜRK’te Cumartesi günleri saat 23.00’de ‘Falan Filan’ programı ile ekranlara geliyor. İlk program çekiminden sonra sıcağı sıcağına konuştuğumuz Mehmet Turgut ile kendi ifadeleriyle gözlerinden ateş çıkaran yeni heyecanını, fotoğraflarını ve hayatını Dipnot Tablet için konuştuk.

Röportaj: RABİA ÇELİK

Hikayeni dinlediğimiz, gördüğümüz onlarca röportaj, yazılar ve film var. Bir fotoğrafçı hakkında neden bu kadar şey biliyoruz?

Aslında bildiğinizi zannediyorsunuz. Yani ben insanlara gereken kısmını, gerektiği kadarını anlatıyorum. Sizin bildiğiniz ve röportajlarda okuduğunuz Mehmet Turgut’un yaşadığı hayatın yüzde 10’u bile değil. Genelde yaptığım işleri anlatıyorum. Ankara’dan geliş serüvenim biliniyor. Zaten o hikaye film oldu. Filme konu olduğu için de bazı şeyler ortaya çıktı benimle ilgili. Zaten benim hayatımı birebir film yapacak olsalar bu aşk filmi değil de +18 korku filmi olabilir.

Bilmediklerimiz neler?

Bilmediklerinizi bilmemeye devam edeceksiniz. Onları anlatamam çünkü yaşıyorum. Onları size anlatırsam yeni şeyler yaşamak zorunda kalırım.

mt3 (1)Çok farklı bir hayal dünyan var. Fotoğraflama sürecine nasıl karar veriyorsun?

Mehmet Turgut’un üç tane kanalı var. Hayatında üç kanalda fotoğraf çekiyor. Bir tanesi kendisi için çektikleri sanat fotoğrafları, bir tanesi dergisi 46 için çektiği fotoğraflar, bir diğeri de hayatını kazanmak için çektiği sanayi, reklam, moda vs. fotoğraflar… Kendim için çektiğim fotoğraflar, benim zaman içerisinde yazdığım hikayeler ve kafamda ürettiğim karakterleri sokaktan no name isimler bularak gerçekleşiyor. Onları stüdyoma getirip o hikayelerin fotoğraflarını çekip onlarla sergi yapıyorum ya da kitap çıkartıyorum.

Bir tarafta da tanınmış isimlerle, bunlar sadece oyuncular değil; müzisyenler, yazarlar, çizerler, heykeltraşlar gibi birçok isimle onların yaptıkları işlerle ilgili, bazen de benim dergimin konseptiyle ilgili konsept fotoğraflar çekiyorum. Bu fotoğraflar ‘bakın ben buradayım’ demek için. Çünkü sadece sanat yaptığınız zaman siz gazetelerin kültür sanat sayfalarında küçücük bölümlerde kalıyorsunuz. Ama ben büyük birşey yaptığımı düşünüyorum o yüzden 46 adında bir dergi çıkarıyorum. Büyük isimlerle yaptığım sanatı burada entegre edip konsept bir fotoğraf çekme durumu yarattım.

Üçüncüsü de benim yanımda dokuz kişi çalışıyor. Biz bir ekibiz ve aileyiz. Dergiyi de beraber çıkarıyoruz, reklam fotoğraflarını da beraber çekiyoruz. Bana her şeyde destek veriyorlar. O yüzden onlar benim ailem. Ailemle beraber karnımızı doyurabilmemiz için, dostlarımızla vakit geçirebilmemiz için, hayatı iyi yaşayabilmek için bu enerjimizin bir kısmını da o güzel tanıtım, reklam fotoğraflarına ve diğer para kazanabileceğimiz işlere yansıtıyorum.

46 Dergisi hakkında bebeğinden bahseder gibisin. 46’nın önemi nedir?

46’nın bebeğim gibi olmasının başlıca sebebi şu; ben İstanbul’a ilk geldiğimde Yüksek Ses diye müzik dergisi vardı, onun kapaklarını çekiyordum. Ayrıca ortağı olduğum Karakalem diye de bir yeraltı edebiyat dergisi vardı. Oraya istediğim konseptte fotoğraflar çekebiliyordum. Deniz Akkaya’yı vampir, Okan Bayülgen’i Karın Deşen Jack, Fikret Kuşkan’ı elinde satırla Joker yaptık. Ama bir edebiyat dergisinden bahsediyorum. Bunları yapabileceğim bir alan vardı. Türkiye’de edebiyat ve müzik dergilerinin sonunu hepimiz biliyoruz. Maalesef kapandılar. Kapandıktan sonra diğer dergiler ‘bu konseptler çok sert, bize çok ağır’ diyerek benim o tarz fotoğraf çekmemi istemediler. Daha temiz, beyaz, güzel kızları çeksene işleri gelmeye başladı. Bir yerden sonra bu böyle olmayacak diyerek bana tak etti. Ben kendi dergimi yapıyorum. Adı da 46 olacak. Ve istediğim her şeyi oraya çekip, istediğim kişiyi kapak yapıp hayatıma devam edeceğim dedim. Daha sonra zaman geçtikçe insanlar dergiye alıştılar, sevdiler. Son bir yıldır dijitalde kapaklar hareket de ediyor. Sonra 46’nın tarzı gibi fotoğraflar ağır diyenler ‘bize de 46 gibi fotoğraf çeksene’ diye geldiler ama ben çekmedim tabi.

mt1 (1)Bunlar yok mu yani?

Yok. Çünkü dergim var.

Sana dönecek olursak, hayatını bir rock star gibi mi yaşıyorsun? Durum böyle mi?

Evet, rock star gibi yaşıyorum. Geçenlerde bir Tweet atmıştım, ‘rock star olmak için gitara hiç ihtiyacım olmadı diye.’ Ama bu sonradan üzerime giydiğim bir kostüm değil. Siyah deri ceket veya siyah tişörtler… Ankara’dayken Kızılay’da, Iron Maiden tişörtleri ile konserlere, barlara giden, rock müzik dinleyen, arkadaşlarımla kafa sallayan, saç uzatan bir çocuktum, böyle büyüdüm. Ve bu hayatımda bir süre sonra felsefe haline geldi. O yüzden popüler kültür pençelerini sırtıma geçirse de beni kendisine doğru çekmeye başladığı an ben oradan kurtulup tekrar o hayata devam edebiliyorum.

Peki nasıl kuruyorsun dengeyi?

Zaten benim doğam rock’n roll olduğu ve hayatı o kültürle yaşadığım için beni içine çektiği an ben daha büyüyorum ve beni tutamaz hale geliyor.

FullSizeRender (1)Cnn TÜRK’te programın başlıyor. Nasıl bir program olacak?

Programın aslında çok da benim dışımda konsepti yok. Şık bir fotoğraf stüdyosu şeklinde dekorum var. Her hafta iki tane konuk çağırıyorum. Onlarla önce o haftanın konseptine uygun fotoğraf çekiyorum. Aynı 46 Dergisi gibi. Önce kostümler giyiliyor, makyajlar yapılıyor. Konuklarımın fotoğraflarını çektikten sonra, fotoğraflarını çektiğim gibi aynı kostümlerle koltuğa oturtuyorum. Vampirse vampir, periyse peri.. Sonrasında ise edebiyat, müzik, fotoğraf, siyaset, müzik, gündem hakkında konuşuyoruz.

Fotoğraf konusunda zaten çok başarılısın. Neden ekran önüne geçmek istedin?

Hiçbir zaman kendimi saklamadım ki. Vardır ya fotoğrafçı fotoğraf çektirmeyi sevmez, röportaj çok fazla vermezler. Ben her zaman sevdim. Bu bana daha eğlenceli geliyor. Bir de ekran karşına geçmek benim daha çok ders çalışmamı sağlayacak.

Söyleşinin devamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play