Louvre’ın Yıldızı

Çarşamba, 19 Ağustos 2015 10:44

Evet, bu sefer başardım!  Her Paris seyahatimde, “vakit yok, dur bir sonraki sefer giderim” diye erteleyip durduğum Louvre Müzesi’ne gittim sonunda. Üstelik Paris’te sadece 1 günüm, evet, 1 tam günüm varken…

Louvre’un önündeki cam piramidin dışında başlıyordu giriş kuyruğu. Tam 45 dakika bekledim. Sıkıldığım söylenemez doğrusu. Çeşitli milletlerden turistlerin dizildiği sıra oldukça şenlikliydi. Sakin sakin etrafa bakınırken, tam önümde duran İtalyan ailenin sesleri giderek yükselmeye başladı. Anne, baba ve kızları hepsi aynı anda konuşuyordu. Derken,  beklemekten sıkıldığı anlaşılan baba kuyruktan çıkıp yürümeye başladı. Hızla uzaklaşan kocasının arkasından çılgınlar gibi bağıran karısı, kocası hiç oralı olmayınca, 9-10 yaşlarındaki  kızlarını babasının arkasından gönderdi. Biz sıranın sakinleri ise sırıtarak izliyorduk tartışmayı kim kazanacak diye. Sonunda kadıncağız, söylene söylene kocası ve kızının peşinden gitti. Ben ise piramite giriş sırasını geçip, içerdeki bilet ve kulaklık sıralarını da başarıyla tamamlayarak müzeyi gezmeye hak kazandım.

Tanrım! Muazzam büyüklükte bir müze bu. Kılavuz kitabını okudukça öğreniyorum ki, Louvre’un hikayesi 12. Yüzyılda başlamış. İnşası yüzyıllar boyunca devam etmiş. Bazı dönemler saray olup krallara ev sahipliği yapmış bazen de sanatçıların atölyeleri kurulmuş buraya. Resmen ilk kez müze oluşu, 10 Ağustos 1793. En son, Fransa Başkanı François Mitterand döneminde, 1981’de büyük Louvre projesi başlatılmış ve tartışmalar yaratan cam piramit müzenin girişine inşa edilmiş.

Louvre’daki keyifli sanat tarihi yolculuğu Mezopotamya döneminden itibaren başlayıp, 19. Yüzyıla kadar devam ediyor. Burayı layıkıyla gezmek için günler gerekiyor. Benim ise zamanım kısıtlıydı. Kendime göre  bir plan yaptım hemen. Evet,  18. yüzyıla kadar olan Avrupa resmi bölümlerini – ki bu da 1. ve 2. kat demek oluyordu- gezmeye karar verdim.

jean-auguste-dominique-ingres-the-turkish-bathBu kısa gezi bile, saatler sürdü. O kadar keyifliydi ki… Resimlerin öykülerini dinlerken o yüzyıllara yolculuk etmiş gibi hissettim kendimi. Mona Lisa’yı görebilmek için ayrı bir insan yığınını geçmem gerekti. Sadece bir dakika göz göze gelebildik. Sanki uzaklardan bizi izleyip “yahu bu insan kalabalığının derdi ne benle?” diye muzipçe bakıyor gibiydi. “Ah Mona, bildiğin gibi değil, hem meraklı hem hırslı şu insanoğlu” dedim ben de ona.”

Gezdiğim müzelerde en beğendiğim eserleri seçip, hikayelerini okumayı veya bulursam afiş- kartpostallarını almayı alışkanlık haline getirdim nicedir. Benim için Louvre’ın yıldızı ise Jean-Auguste Dominique Ingres’in eseri olan “Türk Hamamı” oldu. Günümüz için bile oldukça erotik sayılacak bu resim, Türk Hamamı’nın özellikle o dönemdeki  gizemini çok güzel vurguluyor. Ingres’in bu resmi, 82 yaşında tamamladığını öğrenince hınzırca güldüm. Belli ki yaşına göre çok ateşli bir ruh taşıyormuş. Söylenen o ki ressam hiç Türkiye’ye ya da Türk hamamına gitmemiş. Tamamen düş gücüyle bu resmi oluşturmuş.

Louvre gezintim sona erip, dışarı çıktığımda hava hala pırıl pırıldı. Otelimin olduğu Saint Germain’e kadar yürümeye karar verdim. Hangi köprüden Seine’i geçeyim kararsızlığını yaşadıktan sonra “Pont des arts”’ı seçtim. Sadece yayalara açık bu köprüde yürürken köprünün yan korkuluklarına takılmış yüzlerce küçük kilit dikkatimi çekti. Bunların ne anlama geldiğini ordaki satıcılardan birine sorduğumda, sevgililerin aşklarının hiç bitmemesi için “aşklarına kilit vurduklarını” söyledi. Batıl inançlar konusundaki yaratıcılığımız sınır tanımıyor diye düşündüm.

Hazırlayan: ZEYNEP NEFESOĞLU GÜLDER

Yazının devamı ve Dipnot Tablet’in 230. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play