Lord of The Halay: Mahmut Tuncer 40 Bin Kişiyle Guinness’e Gidiyor

Çarşamba, 27 Mayıs 2015 11:10

Türkiye’de bugün halay deyince insanların aklına iki şey geliyor. Biri Mahmut Tuncer, diğeri de malumunuz, dünya yansa halayın devam edeceğini düşündüğümüz Flash TV. Yer aldığı “Mahmut Tuncer’le halay öğreniyorum” reklamıyla sosyal medyada son günlerin en çok konuşulan ismi oldu Tuncer. Önümüzdeki aylarda çok daha fazla konuşulacak gibi gözüküyor; çünkü Eylül ayında Guinness Rekorlar Kitabı’na girmeye hazırlanıyor. Tam 40 bin kişi halay çekecek. Halay başı ise kendi deyimiyle “Lord Of The Halay Mahmut Tuncer” olacak.

Tüm bu haberleri almak için halayın merkezine, Flash TV stüdyolarına gittim. Canlı yayını öncesi Mahmut Tuncer’le koyu bir sohbete daldık.

Hazırlayan: SELİN BABACAN

Nasıl oldu da halay demek Mahmut Tuncer demek oldu?

Her hafta televizyonda programa oynama bölümleri koyuyorduk. Demek o bölümler insanları cezbetti ve bize de halayın patenti çıktı. Adımın halayla özdeşleşmesinde fanlarım Tuncertionerlerin ve İnci Caps’in çok önemi var. Fanlarım çıkardı, İnci Caps’le devam etti. Onlar keşfedince bize mal ettiler. Biz de giymiş olduk.

Eylül ayında okullar açıldıktan sonra Guinness Rekorlar Kitabı için 40 bin kişilik bir halay çekilecek. Halay başı ben olacağım. Guinness’e müracaat yapıldı. Hatta Almanya’da büyük bir banka sponsorluk bile teklif etti. Çünkü çok büyük bir mezrada yapılacak. 40 bin kişinin kaydedilmesi helikopterle veya küçük uçaklarla olacak. Artık elimden kimse alamaz halay komutanlığını.

Hangi halay türünü çekeceksiniz?

Herkesin rahat oynadığı lorke var. Onu oynarız diye düşünüyoruz.

Yeni reklam filminiz son günlerin en çok konuşulan işlerinden biri oldu. Teklif nasıl geldi, süreçten bahsedebilir misiniz?

Evet, güzel bir ilgi var. Bir günde izlenme sayısı 2 milyonu devirdi. İnsanların sevgisi çok önemli. Dijital dünyada insanlar bizi halay komutanı ilan etti. Benim espritüel yaklaşımlarım insanları cezbetti herhalde. Halayla ilgili de konuşmalar fazlalaştı. Eti’nin de böyle bir fikri varmış. Teklif getirdiler, biz de kabul ettik.

Çekimler nerede, kaç günde gerçekleşti?

Biri dijitale, ikisi televizyon olmak üzere üç reklam filmi çekildi. Normalde 2-3 gün sürüyormuş ama ben bir günde çektim. Yani toplamda üç gün sürdü. Biri Antalya’da, ikisi İstanbul’da çekildi.

Reklamda da söylendiği gibi gerçekten bütün düğünlerin sonu halayla bitiyor. Sahnedeyken gözlemlediğiniz komik anlar oldu mu?

Uzun havada bile oynayanları gördüm. İnsanları zorla oynamaya kaldırıyorsun. Adam sol ayağını atacağına sağ ayağını atıyor veya ikisini de atmıyor, yerinde aşağı yukarı sallanıp duruyor. Fakat finalde oynuyor. Bir zaman sonra adam otursun diye uzun hava okuyoruz. Kalktığı zaman uzun hava bile söylesen oturmuyor. Ritim duygusu yüksek bir milletiz.

mahmutUzun yıllar başka bir kanaldaydı programınız ama şu an tam yerindesiniz diyebiliriz. Bu kanala transferiniz nasıl oldu?

Kanal 7’deki ilk programım 2002’de başladı, 2013’te bitirdik. Oranın konsepti farklıydı. Sosyal içerikliydi. Çiftlere yardım ediyorduk. Buradaki yönetmen benim arkadaşımdı, beraber program yapalım diyordu. Ben Allah vergisi doğaçlaması fevkalade olan bir adamım. Zaman zaman sıkılıyorduk öbür programda. Ana nedenlerinden biri, duyguların tamamen çarpışmasıydı. Mesela önce adamın derdini dinliyordun, gözlerin doluyor, belki ağlıyordun. İnsanlar hüzünleniyordu. Ama aynı zamanda programda bir sanatçıya yer vermen lazımdı. Sanatçı ritmik parça okuyayım, o havayı dağıtayım diyordu. Bu sefer ağlamayı bırakıp oynamaya başlıyordun. Ağır parçaları okutmaya çalıştığımız zaman reytingler düşüyordu. Derler ya bu ne perhiz ne lahana turşusu. İkisinin arasında çok büyük bir çelişki vardı. Bu benim sürekli kafamdaydı.

Bir de son zamanlarda insanlar buzdolabı, televizyon gibi eşya yardımı alabilmek için kendileri senaryo yazıp gelmeye, yalan dolan işlere girmeye başlamışlardı. Artık gerçek dışı hikayeler oluyordu. Bu da canımızı sıktı. Onun için de bir soğukluk girdi. Dolayısıyla bırakmak istedik ve şimdi buradayız.

Bu tarz müziği sevsin, sevmesin insanlarda bir Mahmut Tuncer sevgisi, sempatisi var. Bu nasıl oluşmuş olabilir?

Burnu büyük biri değilim. Burada neysem dışarıda, dışarıda neysem evde oyum. Bugün metrobüse bindim, ayakta camın kenarına geçtim, duruyordum. Biri beni gördü güldü. “Abi seni tebrik ederim” dedi. Niye dedim. “Kanal D’de Nazlı Ilıcak ile programınızı izledim. Orada metrobüse bindiğinizi söylediniz. Ben inanmadım. Ama vallahi gerçekmiş” dedi. Aradı hanımına söyledi. Hanımı inanmadı, bana verdi telefonu, konuştuk. Biz doğalız, halkın içindeyiz.

Bir defasında bir sanatçıyla yan yana yürüyordum Kıbrıs’ta. Hayranları fotoğraf çektirmesin diye korumalarla gidiyordu. Çektirmek isteyenleri kovdular. Biri geldi benimle fotoğraf çektirdi, “Sanatçıya bak, yanına yanaştırmıyor. Sen de sanatçı değil misin abi, nasıl bir şey bu?” Akşam o sanatçı arkadaşla televizyon çekiminde yan yana geldik. Dedim niye fotoğraf çektirmedin? “Rahatsız oluyorum” dedi. Kardeşim tanınmak için bir yığın mücadele veriyorsun, tanınmışsın, adam da seni seviyor. Çektireceksin, dedim. Çektirmiyorsan neden sanatçı oldun? Her sanatçıyı bu gözle, ulaşılmaz olarak görüyorlar. Benimki tam tersi. Ben halkın içinde adamım. Bana herkes “Mahmut Ağabey” der. Ağabey kelimesini almak her babayiğide nasip olmaz.

Futbol oyuncusuyken sanat hayatına nasıl geçtiniz? İlk sahne deneyiminizin hikayesini anlatabilir misiniz?

İbrahim ağabey o zaman yeni şöhret olmuştu. Urfa’da eskiden tanınıyordu ama “Ayağında Kundura” şarkısıyla tüm Türkiye’de yeni yayılmıştı. 11 Nisan Urfa’nın kurtuluş günüydü. O gece kutlama olacaktı ve programa gelecek dediler. Biz de seviyoruz diye gittik. Bu arada ben birtakım yerlerde düğünlerde, okullarda, maçlara gidip gelirken şarkı söylerdim. Sesimin güzel olduğunu söylüyorlardı. O gece İbo gelmedi. Zaten sırf insanlar gelip seyretsin diye yalan söylemişler, İbrahim ağabeyin adını atmışlar ortaya. Onun haberi bile yokmuş. O gelmeyince Mahmut çıkıp bir iki şarkı söylesin dediler. Çıktım söyledim. Urfa’nın şairlerinden Mustafa Dişli, belediye folklor ekibini bir gün sonra Ankara’ya götürecekmiş. Beni de götürdü. Ankara’ya gelince üç beş tane okuduk. Televizyon için banda çektiler. Bir gazinocu o zaman bir sanatçı arıyormuş, yeni bir ses. Benim Urfalı olduğumu, lise son sınıfta okuduğumu öğrenmiş. Urfa’ya bir menajer gönderdi. Aldı beni getirdi Ankara’ya. Geliş o geliş.

O gece şarkı söylemeseydiniz futbola mı devam edecektiniz?

Tabii. Benim aklımda sanatçı olmak yoktu. Genç Milli takımında oynuyordum. Hayatımda futbol vardı. Birdenbire baktım ki bu ata binmişim.

Geçmişe geri dönseniz yine aynı tercihi yapar mısınız?

Sahne uzun süreçli bir iş. Yaş değil, baş önemli. Futbolda yaş önemli. 32-33’e geldiğiniz zaman, artık oynayamaz demeye başlıyorlar. Sanatta kaldıkça kıymetleniyorsun. Antika eseri gibi.

Sanatçıların eşsiz olması da önemli. Ben halk müziği okuyorum ama Türkiye’de tekim. Benim gibi doğaçlaması, ayrı bir ses rengi, görüşü, bakışı, insanlarla diyaloğu olan yok. Farklıyım. Ne bir sanatçı arkasından konuştum ne de bir sanatçıyı kendime rakip gördüm. Aynı memleketin, yörenin insanı olmama, aynı türküleri okumamıza rağmen hiçbir zaman İbrahim Tatlıses olacağım demedim. Mahmut Tuncer olacağım dedim. Benimle İbrahim Tatlıses de aşık atamaz, Orhan Gencebay da. Ben de onlarla atamam. Herkes ayrı.

Mahmut Tuncer ne dinliyor, ne izliyor?

Herkesi dinlerim. Tarkan’ı çok beğenirim. Yabancı müzik de dinliyorum anlamasam da. Anlasan da anlamasan da insana haz veren bazı duygular vardır. Televizyonda da haber ve tartışma programlarını izliyorum. Evde ayrı bir televizyon köşem var.

Yazının devamı ve Dipnot Tablet’in 218. sayısını indirmek için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play