Londra’da sahnelenen ‘Adını Söyle’ adlı Türkçe oyun kapalı gişe oynuyor

Perşembe, 16 Ocak 2014 12:45

Arcola Ala-Turka Tiyatrosu 2001’den beri Londra’da Sanat direktörü Mehmet Ergen yönetiminde Türkçe (Ingilizce alt yazılı) oyunlar sergiliyor. Secil Honeywill’in yönetiği son oyunları Say Yor Name“Adını Söyle” Gezi Parkı protestolarını konu alıyor. Oyun büyük bir başarı elde etti ve bütün gösterimleri kapalı gişe oynadı. İngiliz ve Türk medyasında haberlere ve radyo programlarında konu oldu.

“Adını Söyle” Türkiye’nin zamane zenginlerinin inşaat projelerini paylaştıkları dramatik bir sahne ile açılıyor. Çılgın-mega projeler anlatırken, ‘İstanbul’da trafik sorununu bitirmeye biz talibiz! Dördüncü ve beşinci köprüleri yaparsak trafik diye bir problem kalmaz! Peki neden adaları biribirine köprü ile bağlamıyoruz? Köprü medeniyettir. At dışkılarının kokusu turistleri rahatsız ediyor, adaları beton köprülerle biribirine bağlayıp trafiğe açmalıyız!’ gibi tüyler ürperten teklifler duyuyoruz. ‘Neyse ki bu bir tiyatro oyunu, gerçekte böyle birşey olamaz’ diyerek de sevinemiyoruz. Oyundaki parkı ortadan kadırmaya çalıştıklarında ise ipler kopuyor.

Sonraki sahnede gençler Taksim Gezi parkında çadırlarında nöbet bekliyorlar ve birbirlerine çocukluktan ağaç-doğa hikayeleri anlatıyorlar. Eskiden her doğan çocuk için bir ağaç dikilirmiş diyor biri. Oyun içimizi titreterek doğadan ne kadar uzaklaştığımzı ve bunun bizi nasıl da mutsuz ettiğini hatırlatıyor. Polisten kaçan iki gencin sığındıkları yerde birbirlerine yardımcı olup nefes almaya çalıştıkları sahne derin bir Politika-sermaye-medya eleştirisine evriliyor. Genç kızın sigortacı çocuğa sigorta şirketlerinin kirli oyunlarından bahsettiği noktada gencin “Yok zaten ben ayrılacağım bu ay sonunda” diyerek patlıyor. Çoğumuzun bazen nasıl da içten içe büyük sermayeye alet olduğumuzu bile bile çalıştığımızı hatırlatıyor. Ama ödenecek kiralar var, faturalar var, yol parası var yemek var, çalışmak zorundayız. Başka bir hayat mümkün mü? İşte o anda genç kız bağırıyor; “Devlet nedir sen biliyor musun?”.  Polis saklandıkları yeri basıp gençleri sürükleyerek götürürken de yüksek sesle adlarını bağırıyorlar.

Oyunun en güzel kısımlarından biri de Londra’da yaşayan oyuncuların gerçekten başlarından geçenleri paylaştıkları anektodlar. Tam tezini teslim edecekken olaylar patlayan bir öğrenci Facebook ve Twitter başında çakılı kalıp tezini zamanında yetiştiremeyince hocaları ilk kez onun için bir istisna yapıp ek zaman veriyorlar. “Yakınların iyi mi?” diye sürüp giden sonsuz bir ilgi ve şefkat de cabası. Londra Hyde Park’ta direnişe destek gösterisine katılan bir diğeri de şu olayı paylaşıyor: Bir kadın kalabalıkta bir adamın elinde Kürt bayrağı görüyor ve koşarak gidiyor, sopasını kırıyor. Adam da ona diyor ki ‘Yahu sen neden buradasın?’ Kadın diyor ki ‘Demokratik hak ve özgürlüklerimin peşindeyim’.

Oyunun yine en can alıcı bölümlerinden biri direniş sonrası oluşturulan forumlardan birinde konuşan Anne. Bu bölümde Ece Özdemiroğlu bir elmas gibi parıldıyor. Muhteşem bir oyuncu. Sanki gerçekten oğlu direnişte olan o anneyi dinliyoruz. Önce oğlunu parka gitmemeye ikna etmeye çalıştığını anlatırken öfkesi ‘Artık yeter! Ne istiyorsunuz bizim çocuklarımızdan’ diye bağırdığı noktada yüzeye çıkıyor.

Oyunun tiyatro dilini en iyi konuşturduğu sahnelerden biri kör sağır ve dilsiz medya eleştirisi. Ekrandaki tavuğu güzelce kızartalım, tuzunu ekleyelim derken oradan biri bağırıyor ‘Uludere’yi unutma!’ Ağzı kapatılıyor anında. Kadın hakları, kürtaj, Reyhanlı, HESler, kadına karşı şiddet, haksız yargılamalar, Gezi’de ölen çocuklar, bunlardan bahsetmek isteyenlerin susturuluşu anlatılılıyor.

En etkileyici bölümlerden biri de direnişe katılan müslüman genç kız ve babası arasında geçen diyalog. Kız ne anlatmaya çalışsa babası diyor ki ‘Ama sen şimdi Üniversite’ye girebiliyorsun’. Kız ‘Ben daha geniş hak ve özgürlüklerden bahsediyorum’ dedikçe de baba: ‘Ne yapacakmışsın bakım daha geniş hak ve özgürlüklerle? Başörtüsü ile her yere girebiliyorsun ya!’ diyor. Annesinin de desteklediği kız ile babanın müslüman-modern yaşam biçimi konusunda orta yolu bulamaması tam bir Türkiye kesiti. Müslüman anne rolünde İrem Çavuşoğlu parıldıyor. Süper bir yetenek.

Son bölümde direnişçilerden biri diyor ki’ Biz bu direniş sırasında aslında yıllardır yaptığımız bir şeyi keşfettik ve buna şaşırdık. Neden şaşırdık ki anlamıyorum. Zaten Türk, Kürt, sağcı, solcu, Gay lezbiyen, Kemalist, Müslüman birarada yaşamıyor muyuz? Bu ülkenin temelleri bu karmaşanın armonisi üzerine kurulu değil mi?”

Buket Konuk Hirst