Kurum İçi “İnovasyon Birimleri” Gerçekten Faydalı Mı?

Pazartesi, 26 Eylül 2016 12:46

 

Hazırlayan: Ergi Şener

Bu aralar “inovasyon birimleri” ya da farklı bir ifade ile “inovasyon laboratuvarları” (innovation labs) oldukça revaçta. Pek çok firma, yüksek bütçeli PR çalışmaları ile kurum içinde inovasyon birimleri kurduklarını ya da inovasyon laboratuvarları açtıklarını paylaşıyorlar. Şirket içerisinde, henüz bu tarz bir birim ya da merkez oluşturmamış firmaların çalışanları da rakiplerinden örnek göstererek, üst yönetimlerini benzer bir oluşuma başlamak adına baskı altına almaktalar. Bu modanın yalnızca ülkemizde olduğunu düşünmek yanlış olacaktır. Dünya genelinde, pek çok global firma bu akımın etkisi altında bulunuyor (Örneğin, daha geçtiğimiz ay Paypal Singapur’da, NCR Amerika Georgia’da birer inovasyon laboratuvarı kurduğunu açıkladı. Etkinlik firması LiveBuzz da etkinlik teknolojilerinin geleceğine yönelik bir inovasyon laboratuvarı açtığını paylaştı. Ben de MasterCard bünyesinde çalıştığım dönemde, Dublin/İrlanda merkezli MasterCard Labs ile yakın çalışmış ve ortak pek çok çalışma gerçekleştirmiştim.)

Şirketlerin ne kadar inovasyon odaklı olduklarını dosta düşmana gösterme uğruna tüm bu çabaları, aslında buzdağının sadece görünen yüzünü oluşturmakta. Farklı inovasyon merkezlerinin açılmaya  devam edeceğini tahmin etmek güç değil, ancak medyada yeteri kadar yer bulmayan bir diğer gerçek de, pek çok inovasyon biriminin büyük bir hızla sessizce kapanmakta olduğu… Sistematik bir inovasyon stratejisi ve kültürü oluşturmak adına, inovasyon birimlerinin kurulması tavsiye edilse de, ben inovasyon merkezlerinin kapanması konusunda alınan kararların çoğunu doğru buluyorum. Geçen ay, Forbes tarafından inovasyon merkezlerinin neden hızla kapandığına yönelik bir makale yayınlandı. Bu makaleden de yararlanarak inovasyon birimlerine yönelik kapanma kararlarının nedenlerini paylaşmak istedim:

  • Inovasyon laboratuvarları gerçekten bu unvanı hak ediyor mu? 
    • Inovasyon odaklı çalışan kişilerin genellikle “yaratıcı fikir üretme” konusunda kendini ispat etmiş olduğu varsayımı hakimdir. Yaratıcılığın önemli bir etken olmasının yanında, “sadece cool fikirler” üretmenin inovasyonun başarısı adına yeterli olmadığının da altını çizmekte yarar var. Yaratıcı fikirler başlangıç noktasını oluştururken, bunların sürdürülebilir ve gelir yaratacak iş modelleri ile desteklenmesi gerekiyor. Bunlardan biri eksikse, inovasyon olmuyor (geçen haftaki yazımı okuyanlar hatırlayacaktır, “gol olmuyor”…). Kurumsal inovasyon laboratuvarlarının da sorunu, genellikle bu merkezlerin sadece yaratıcı düşünceyi destekleyecek şekilde tasarlanması ve yaratıcı insanların sevdiği bir çalışma ortamı  olarak düzenlenmesi. Ancak, bu tarz merkezlerin çok azı, geliştirilen fikirlerin, iş planları ve gelir modelleri ile desteklenmesine olacak sağlayacak şekilde tasarlanıyor. Genellikle UX (user experience – kullanıcı deneyimi) laboratuvarları, fikir geliştirme merkezleri ya da R&D laboratuvarları, inovasyon laboratuvarı olarak adlandırılıyor, bu da sonuçlar açısından hayal kırıklığına neden olmanın ötesine geçmiyor.
  • Stratejik uyum eksikliği:
    • Kapanan inovasyon merkezlerini ya da birimlerini incelediğimizde bunların çoğunun bünyesinde faaliyet gösterdikleri şirketlerin ana iş kollarına ve stratejik hedeflerine uyum sağlayamadıklarını, bu nedenle de şirketlerin ana odaklarına giremediklerini görmekteyiz. Bu merkezler genellikle moda etkisi ile, net bir hedef olmadan kurulduğu için zamanla projeden projeye savrulmakta, sonunda da şirketin hedeflerine ve stratejilerine katkı sağlayamadıkları gerekçesiyle eleştirilmekteler.
  • Odak Eksikliği:
    • Şirket içerisinde inovasyon birimleri ile stratejik uyum olmaması, odak sorununa da neden olmakta. Inovasyon birimlerinin temel alanlara odaklanmadan, kontrolsüz hayal gücü ile her konu üzerinde çalışmaları başarıyı getirmiyor. Üzerinde çalışılan fikirler potansiyeli yüksek ve heyecan verici olsa da, şirket açısından bir odak oluşturmuyorsa, “kötü fikir” olarak tanımlanmanın önüne geçilemiyor. Bu nedenle, inovasyon birimlerinin stratejik odakları olmalı ve bu odak doğrultusunda şirket faaliyetlerini desteklemeliler. Inovasyondan sorumlu kişiler şirket açısından bir şey ifade etmeyen, bağlantısız (unconnected) fikirler arasında uçarken, bilgi birikimi ve uzmanlıklar da doğru kullanılamadığı için boşa gitmekte ve zaman kaybı dışında bir sonuç vermemekte.
  • Inovasyon Tiyatrosu:
    • Üzerinde fikirlerin uçuştuğu ve tasarımların çizildiği devasa tahtalar,  farklı renklerde post-it ler, masa tenisi, dart, piyano, play station lar, süs havuzları, kahveler, “business model canvas”ları, Lean Startup kitabı, duvarlara asılı Steve Jobs, Elon Musk, Marc Zuckerberg’den alıntılar… Bir de içeri girdiğiniz anda, herkesin ortak jargonları: Minimum viable products (MVP), pivots, iterations, müşteri kazanımı, tasarım odaklı düşünme (design thinking), vb… Pek çok inovasyon birimi, Silikon Vadisi’nde olduklarını hayal ederek, ya da daha kötüsü Silikon Vadisi’ni kopyalamaya çalışarak işe başlamaktalar. Gömlek, kravat yerine kot, t-shirt, parmak arası terlik giyip, rahat çalışma ortamı sağlayarak Google olunmuyor ne yazık ki… Aslında, bizim kurduğumuz inovasyon birimleri tam anlamıyla birer “inovasyon tiyatrosu”. Başarılı tüm inovasyon örneklerini incelediğimizde ortak olan nokta (maalesef, görünen yüzeysel şeyler o kadar gözümüzü boyuyor ki, asıl önemli sebepleri atlıyoruz), bir inovasyon metodolojisi ve sistematiği olduğu. Aslında, kısaca inovasyon kültürü oluşuturulmasının zorunluluğu. Bu nedenle, inovasyon yöneticisinin asli görevi, görünen yüzü kopyalamak değil, doğru inovasyon uygulamalarının nasıl gerçekleştirilmesi gerektiğini anlayarak, bunu metodolojik bir şekilde şirkete uygulayabilmek.
  • Para Nerede? (Show me the money!)
    • Inovasyon merkezlerinin kapatılma gerekçeleri arasında çoğu zaman en önde gelen madde, şirket gelirlerini destekleyecek katkı sağlamamaları oluyor. Inovasyon yöneticilerine ne yaptıklarını sorduğunuzda, tam bir show ile karşılaşırsınız ve ezberden okunan  bir nutuk duyarsınız: Düzenlenen etkinlikler, PR çalışmaları, devam eden araştırmalar, pek çok müşteri ziyareti ve pilot çalışmalar, hackathon lar, lanse edilen MVP ler… Fakat, hayata geçen iş modelleri ya da geliri sorduğunuzda, genellikle yanıt alamazsınız. Başlangıçlarda, yukarıda bahsettiğim çalışmaların önemi büyük, ancak birkaç yıl sonra bir adım yol gidilmeyip aynı etkinlikler sürekli tekrar ediyor ve gelir yaratmanın ötesinde sürekli gider oluşturan bir yapıya dönüşüyorsa, inovasyon merkezlerinin de açıkça bir önemi ve etkisi kalmıyor… Ne yazık ki en öncelikli beklenti her zaman gelir yaratmak…

Firmaların inovasyon kapasitelerinin ve performansının sistematik ve sürdürülebilir katma değer yaratır hale getirmelerinin her geçen gün daha da fazla önem kazandığı günümüzde, şirketlerin önce aynaya bakıp, objektif bir değerlendirme yapmalarında yarar var. Eğer, inovasyon çıkaramıyorsa, yeni ürünlerin karlı iş modelleri ile geliştirilmesini desteklemiyorsa inovasyon merkezine gerçekten ihtiyaç var mı?