“Köydeyken MHP’liydik, şehirde AKP’li olduk” Seçim öncesi sokağın nabzı

Cumartesi, 22 Şubat 2014 10:47

Beşiktaş’ın en merkezi yerinde Beşiktaş’ın dokusuna tezat ve belki de inat olsun diye 15 yıldır varolan bir mekan Çorumlular Kıraathanesi. Kıraathaneden içeri girdiğinizde sizi İstanbul’a yeni gelmiş mevsimlik inşaat işçilerinin üst üste istiflenmiş çantaları, yeşil örtülü geniş yuvarlak masalarda oyun oynayan ya da sohbete dalmış insanlar karşılayacaklar.

Kırdan kente göçle birlikte yaşanan zihinsel değişimin sebepleri ve nedenlerine, siyasal tercihlerinin şekillerine kadar bozkır insanın kodlarına dair birçok veri sunacak bir sohbet gerçekleştirebileceğiniz eşsiz bir mekandır Çorumlular Kıraathanesi.

Çorumlular üzerine yapılan şakaların nedenini biliyor musunuz diye sorduğumda en dikkat çekici tespitleri “ Zamanında Atatürk’ü sevmediğimizi düşündüklerinden böyle tevatürler türetilmiş” oluyor. Bunun daha çok Yozgatlılara atfedildiğini söylediğimde “Fark etmez Yozgat, Çorum. Zaten biz de önceden Yozgat’a bağlıymışız” cevabını alıyorum.

Geleneklerine bağlı (bunu toprağa bağımlı yoksul köylüler diye okuyabiliriz) İç Anadolulular’ın cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan değişime karşı gösterdiği direnç, aydınlanmacı kent insanı tarafından hor görülmüş (şivesinden, dinlediği müziğe, kıyafetinden, inançlarına) ve başka ülkelerde olduğu gibi bizde de aşağılamaya varan sözde bir mizah anlayışı ile bugünlere kadar süregelmiştir. (İngilizler’in İskoçyalılar, Amerikalılar’ın İrlandalılar ve Latinler hakkında yaptıkları espriler vb)

Bu mekanın müdavimlerinin mevsimlik inşaat işçileri olduğunu daha önce belirtmiştim. İnsanları mevsimlik işçi olarak çalışmaya iten nedenleri ve İstanbul’da kendilerini nelerin beklediğini gene onlardan dinleyelim.

“Köylü geçmişe göre daha yoksul. Verim yok, köylü tohumu satın alamıyor ondan bundan bulup ekmeye çalışıyoruz, artık kendi tohumumuzu üretemiyoruz. Şeker pancarına kota geldi, kendimiz şeker pancarı üretemiyoruz ama şekeri ithal ediyoruz. Ekonomisi güçlü olan ülkeler tarımda güçlü olmayan ülkelerdir. Mesela Almanya, Almanya tarımına bakarsak bizden daha kötü”

“İnsanlar bugün İstanbul’a gelip çalışmak zorunda kalıyorsa bu devlet politikasıdır. Devlet işçi olmaya zorunlu bırakıyor bizi. Benim mazotum ucuz olsa, patozum ucuz olsa, gübre parası, yağ parası derken… Ben niye geleyim, kazanamıyorum. Hepimizin toprağı var.”
Piyasacı sistemin uyguladığı tarım politikalarının ülke tarımını bitirme noktasına geldiği konusunda hemen hemen herkes hemfikir. (en azından köylüler hemfikir) Ancak kendi gıdasını karşılayabilecek kadar üretim yapabilen köylülerin yapabileceği tek şey iş imkanının olduğu büyük şehirlere göç etmek oluyor. Bu göç yeni yeni yerleşim alanları büyük kentlerin yerleşim haritalarını kilometrelerce öteye taşıyor. Çoğunlukla (şanslıysa) kayıtdışı işlerde çalışan, büyük çoğunluğunun işsiz olduğu milyonlarca insan kentin yeni sakinlerine katılıyor. Bu yeni yerleşim alanları sağ muhafazakar partilerin ve cemaatlerin örgütlendiği ve oy deposuna dönüştürdüğü mekanlar. Kent yaşamına adaptasyon konusundaki deneyimleri, zihinsel ve günlük pratik yaşamlarındaki değişimlere dair şu anlatımlar son derece öğretici…

“Biz giydiğimiz elbiseyi kendimize yakıştıramayız. Buradaki herkes aşağı yukarı aynı giyinir, pahalıya ve kötü giyiniriz. Hepimiz işportadan alışveriş yaparız, mağazadan daha pahalı olduğu için giyinmeyiz. O mağazaya girerken rahatsız olduğumuz için böyledir.”

“İş alırken şifremizin (şivemiz demek istiyor) bize çok zararı oluyor. İnsanlar konuşmamıza bakıp bizi öyle değerlendiriyor. Keşke televizyonda konuştukları gibi konuşabilsek.”

Bu örneklerden hala yılların birikmiş kompleksinin ve kültürel ezilmişliğinin hala çok etkili olduğunu görürken, konu siyasetten açılınca zihinde ve algıda birçok şeyin kırıldığını gösteren söylemler duymaya başlıyoruz.

“Biz köydeyken MHP liydik, şehirde AKP’li olduk.. Ben mesela MHP üyesiyim 20 senedir üyesiyim. Mesela köyde şu var MHP gelecek bu PKK’yı biterecek ya da MHP’nin gençlik kolları var onlar halledecek ama buraya gelince işlerin aslında öyle olmadığını işlerin rant olarak döndüğüne baktıkça iki tane güçlü parti var, solcuysan solun, sağcıysan sağın en güçlü partisine oy verirsin. Yüzde 80’i de böyledir”

“AKP dini yumuşattı. İstanbul’da kadınlar ne giyiyor ise Çorum’da da aynı kıyafetleri görürsünüz. Önceden yadırganırdı. Şimdi eskisi gibi değil.”

“Ben ilk geldiğimde Kürtler vardı çalıştığım yerde. Ahmet Kaya dinliyorlar diye kavga ettim. Şimdi kendimde dinliyorum. Askerliğimi Tunceli’de yaptım. Orada gördüklerimden sonra “Askerlik yapmak gerekli mi?” diye düşünüyorum, şimdi yukarıdan bakıldığı gibi altta bir kavga yok. Çünkü Tunceli’de insanların yüzde 90’ının PKK’yı örgüt değil de onların savunucusu olduğunu düşünüyor. Veya maddi olarak dışarıdan baktığında durumları çok kötü görünüyor ama Tunceli’ye gittiğinde bizim köyde bir tane çamaşır makinesi varken Tunceli’nin merkezinde de değil Hozat’a gittiğinde ortalama iki evden birisinde bulaşık makinesi olduğunu gördüm veya bizim orda okuma oranı yüzde 15 iken Tunceli’de yüzde 80-90 olduğunu gördüm.”

“Yolsuzluk meselesinde bizim buradakiler yiyiyorlar ama çalışıyorlar diye düşünür. Kimse niye yiyorlar kimin parasını yiyorlar diye sormaz”

“Geçmişte sağ-sol meselesinden dolayı Çorum’da insanlar birbirini öldürmüş. Bugün köylerde tam olmasa bile şehirde sunni-alevi ayrılığı yok. Geçmişin yaralarını sardık diyebilirim. Kız alıp verebiliyoruz, dostluk kurabiliyoruz.”

Son olarak kasetler, yolsuzluk ve paralel devlet tartışmaları ile yaklaşan seçimlerde tercihlerinin ne olacağını soruyorum. Büyük çoğunluk AK Parti derken, yolsuzluk meselesi küçük oranda MHP’ye bir oy kaymasına neden oluyor.

Noktayı ise genç bir işçi koyuyor. “Bunlar olurken sağa oy vermemiz garip görünebilir ama benim kardeşim, DSP döneminde arkadaşları ile Kuran okurken evinden götürülüp iki gün hapiste kaldı. Kardeşim beni sola oy vermeye ne ikna edebilir?”
Seçim dönemine kadar ara ara bu sayfalardan seçmen nabzına dair yazılar paylaşmaya çalışacağım.

Türkiye’nin siyasal partileri halkın büyük çoğunluğunun taleplerini ve beklentilerini karşılayamaz duruma geldi. Ehven-i Şer bir şekilde(itirazlarını saklı tutarak) iki merkez partiye oy vermeye devam edecekler. Ancak Türkiye’nin siyasal açmazının çözülmesi için tamda bu saklı itirazları saklı olmaktan çıkaracak siyasal bir organizasyona ihtiyaç olduğu kesin…

Ali Mendillioğlu (@alimendillioglu)

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN