“Korkuyorum, Ama Yaşamak Zorundayız”

Cumartesi, 12 Aralık 2015 14:12

Dipnot Akademi’nin genç öğrencilerinden Aptulah Anğay, ünlü yazar Ahmet Ümit ile röportaj gerçekleştirdi. İşte o röportaj…

-

Ahmet Ümit’in yakın tarihimize damgasını vuran bir örgütün çevresinde gelişen kitabı “Elveda Güzel Vatanım” dönemin karakterlerini ustalıkla anlatırken, tarihin de sırları, yalanları, ihanetleri, asla açığa çıkarmaya yanaşmadığı karanlık yanları olduğunu hatırlatıyor. Devlet mekanizmasının iliklerine kadar inmiş çıkmış olan Şehsuvar Sami’nin aşkı Ester’e yazdığı mektuplar, çalkantılı bir devrin adeta ruh halini anlatıyor bize. Kahramanlarının aşkları, tutkuları ve acılarıyla yoğrulmuş olan bu roman “Devletten korkuyorum” diyen yazarın devlet yapılanmasının bütün aşamalarından geçmiş bir karakteri anlatması da cesaret gerektirecek bir durumdur diye düşünüyorum.  Ahmet Ümit ile yeni kitabı “Elveda Güzel Vatanım” hakkında konuştuk.

Çok gezip çok okumuşsunuz bu kitap için bayağı da uğraşmışsınız. Ümit Bey bize kitabın serüvenini anlatır mısınız?

Evet çok gezip çok okudum sonuçta bir dönemi yazıyorsunuz sıkıntılı bir dönem. Ve olabildiğince doğru bir şekilde yazmaya çalışmalısınız. Bunun için çok uğraştım. İttihat ve Terakki dönemini anlatacağım için bunun kaynaklarını bulmaya koyuldum. İttihat ve Terakkicilerin yayıldığı bir coğrafya var işte oraları gezdim. İttihat ve Terakki o zaman payitaht olan yani Osmanlı’nın payitahtı olan İstanbul’da var. O zaman ki ismi Dersaadet’ti tabi. Abdülhamit sürgüne yolluyor onları. Paris’te var. Paris’e gittik Jöntürk’lerin lokalinin olduğunu öğrendik. Orada bir dergi çıkartıyorlarmış “Meşveret” diye. O derginin çıktığı lokali bulduk. Selanik’e gittim. Manastır’a, Resne’ye, Ohri’ye ve Üsküp’e gittim. Bütün o coğrafyayı bir şekilde gezdim.

Peki böyle bir dönemi yazma fikri nasıl oluştu sizde? Sonuçta baktığımızda üzerinden yaklaşık 100 yıl geçmiş bir dönem.      

Bugün Türkiye’nin yaşadığı sıkıntılar var. Hala bir türlü demokrasiyi kuramadık. Ekonomik olarak hala sıkıntılarımız var. Yani bugün ülke iyi bir durumda değil, aslında 30 yıldır bu ülke iyi durumda değil. Ve ben neden böyle, neden biz bir türlü toparlanamıyoruz, neden biz demokrasiyi kuramıyoruz?

O yüzden onun köklerinin bizim yakın tarihimizde olacağını düşündüm. Ve Osmanlının bittiği, yıkıldığı, 1. Dünya savaşının olduğu, cumhuriyetin kurulduğu dönemle ilgili bir roman yazayım dedim. O zaman da araştırdığımda İttihat ve Terakki cemiyetinin ki o dönem çok güçlü bir cemiyetti. Ve dedim ki ben bunları anlatırsam bu olur. İttihat ve Terakkilerin ülkeyi değiştirmeye katıldığı dönem 20 yıllık bir dönem ve en güçlü oldukları dönem. Yoğun bir etkisi oluyor, politikayı etkilemeye başlıyorlar ve bu etkileme sonucunda meşrutiyeti ilan ediyorlar. Fakat sonra despotik bir yapıya bürünüyorlar.

Yaşadığımız dönemle ne ilgisi var?  

Politik yapılara baktığım zaman, hükümete baktığım zaman İttihat ve Terakki’nin davranışlarını gördüm.

Şuan ki hükümetle benzerlik gösterdiğini mi söylüyorsunuz?

Evet. Çok büyük benzerlik gösteriyor. Aslında şuan ki iktidar ideolojik olarak İttihat ve Terakki’ye karşı olduğunu söylüyor. İdeolojik olarak doğru fakat uygulamaları çok benziyor.

Neleri benziyor?

İttihat ve terakki kendine karşı olanlara tahammül göstermiyordu. Muhalefet istemiyor, bütün basını kendi yörüngesine sokmaya çalışıyor, farklı yazanlara hoşgörülü yaklaşmıyordu.

Dolayısıyla çok seslilikten yana değil, tek seslilikten yanaydı. Bugünkü hükümette böyle değil mi?

Neden?

Çünkü Şehsuvar Sami İttihat ve Terakki üyesiydi. İttihat ve terakkinin bütün aşamalarına katılmış bir adam. Dolayısıyla ben bu örgütü anlatacaksam varlık süresi boyunca, yani ömür sürdüğü süre boyunca 1906 ile 1918 hatta 1926’ ya kadar olan önemli olayları anlatmak zorundaydım. O zaman da bu süreçleri yaşamış bir karakter yaratmalıydım. Şehsuvar Sami böyle bir karakter için en iyisiydi.

İlk basın şehidi Hasan Fehmi’den bahsediyorsunuz. Onu İttihat ve Terakkiciler mi öldürüyor?

Evet, onlar öldürüyor. Ama sadece onu öldürmüyorlar gazeteci Ahmet Samim’i de öldürüyorlar. Yani İttihat ve Terakki acımasız bir şekilde gazetecilere karşı kendisi hakkında en küçük bir eleştiriye tahammül edemiyor. Ve hakikaten kendisine kim karşı çıkarsa öldürüyordu. Korkunç bir yapı, bir örgütlenmeydi. Silahşörleri ve fedaileri var tahammül edemediklerini hemen ortadan kaldırıyorlardı.

Kitabın hemen başında “Devletin derinlikleri, toprağın derinliklerinden daha karanlıktır” diyorsunuz.  Devlet gerçekten karanlık bir mekanizma mı?

Tabii.  Devlet çok büyük bir mekanizma. Bunun içerisinde kendini tehditte gördüğü zaman, karanlık yapılar kurar ve o karanlık yapılarda her türlü kötülüğü, her türlü cinayet ve fenalığı bulabilirsin içerisinde.  Bu sadece Türkiye için geçerli değil her ülke için geçerli bir durum.  Vicdanı yok, tarih gibi vicdansız olduğu için her türlü kararı alabiliyor. O karar alındığı zaman da maalesef insanlar ölür.

Devletten korkuyor musunuz Ahmet Bey?

Korkuyorum. Korkmamak mümkün mü?  Birçok arkadaşımı öldürdü. Ne yapalım yaşıyoruz. Böyle yaşamak mecburiyetindeyiz. Ama bunları da yazmam gerekiyor.  Bildiklerimi yazacağım.

IMG_2045[2] (1)

-

Yazının devamını okumak ve Dipnot Tablet’in 247. sayısını indirmek için

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play

-