#kitapmüzik’te bu hafta: Veganizm, Müzik Ve Zülâl Kalkandelen

Perşembe, 27 Kasım 2014 17:11

Zülal Kalkandelen ile “Veganizm: Ahlâkı, Siyaseti ve Mücadelesi” adlı kitabı üzerine sohbet ettik. Can Başkent’le birlikte hazırladıkları kitap Propaganda Yayınları tarafından geçen yıl yayınlamıştı… Kendisiyle müzik üzerine de konuştuk, müzik olmasa bu söyleşi yarım kalırdı…

ZÜLÂL KALKANDELEN, biz onu müzik yazılarıyla tanıdık. Ayrıca dünyaca ünlü müzisyenlerle yaptığı söyleşiler epey ses getirmişti. Eylül ayında Morrissey’le yaptığı röportajla tüm dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Twitter hesabını takip ediyorsanız eğer onun aynı zamanda bir vegan olduğunu da fark etmişsinizdir. Veganizm üzerine bir de kitap yazmışlardı Can Başkent’le birlikte. Türkçe’de bir ilk kitaptı bu. Kendisiyle hem bu kitaptan hem de müzikten söz etmek üzere buluştuk ve bakın neler neler konuştuk…

Röportaj: Mahmut Güleç

Sizi müzik yazarı olarak tanıdım, zamanla farklı yönlerinizi de keşfetmeye başladım, bize biraz kendinizden, uğraşılarınızdan bahseder misiniz?

İnsanın kendisinden söz etmesi çok kolay bir şey değil ama kısaca anlatmaya çalışayım. Bana ne yapıyorsun dediklerinde, gazeteci-yazarım, editörüm, çevirmenim diyorum; çünkü yaptığım işler gerçekten bu başlıklar altında toplanabilir. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunuyum. Gazetecilik yönüm var, bir süre gazetelerde çalıştım, köşe yazarlığı yaptım, ama müzik yazarlığı dediniz, onunla tanındım, insanlar beni daha çok o yönümle tanıyorlar.

O yönüm, özellikle son yıllarda, sanıyorum, daha çok ortaya çıktı. Aslında çok eskiden beri yürüttüğüm bir şeydi. İlk önceleri kendim çok amatörce yazılar yazardım müzik konusunda. Hani kimseyle paylaşmadığım yazılardı onlar, hala onları kimseye göstermiş değilim. Öyle yavaş yavaş kendimi geliştirmek için yaptığım şeylerdi. Zaten her zaman çok fazla ilgiliydim. Sonra dergilere yollamaya başladım. Bir-iki derken, oralarda ustalaştım.

Müzik yazarlığı, herkes ben müzik yazarı değilim der ya birisiyle konuştuğunuzda “yok ben kendimi müzik yazarı olarak tanımlamıyorum” falan… aslında müzik yazarıyım diye ortaya çıkmak da belki… doğru mu bilmiyorum. Ben müzik konusundaki heyecanımı paylaşıyorum beni okuyanlarla.

Epey bir süre Cumhuriyet yazarlığı yaptım, ama son iki yıldır artık orada değilim. Dergilere, web sitelerine yazdım, konserleri izledim, konser ‘review’ları yazdım, röportajlar yaptım. Daha çok yabancı, belli bir müziğe ilgim vardı, o yönde uzmanlaşmak istedim. Zaten buna inanıyorum, insan her konuda yazmamalı. Müziğin de kendi alt dalları var. Her konuda değil, sadece başından beri, en azından çok uzun bir süredir izlediğim gruplar üzerine kalem oynatabileceğimi düşündüm. Uzmanlaşmaya çalıştım. Kendi kendini eğitme süreci oldu aslında. Müzik eğitimi almadım ama herhalde bu yirmi yılda epey bir yol kat ettim diye düşünüyorum. Hala da kendimi geliştirmeye çalışıyorum.

Bir dönem yurt dışında yaşamışsınız?

Evet, bir New York süreci oldu, o zaman da Ntv’de çalışıyordum, önce Ntv’deydim, sonra Cnbc-e’ye geçmiştim, Cnbc-e yeni kurulmuştu. Uzun süre televizyonda müzik programları yaptım. Prodüktörlüğünü, koordinatörlüğünü üstlendim. Yapımcılığını yaptığım programlardı. Hatta gece yarıları sokaklarda müzisyenlerle röportaj peşinde koştuğum zevkli günlerdi, keyifli günlerdi. Çok severek yapıyordum, ama medyada yine bir kriz dönemi yaşanmıştı o sırada, bir çok kişi işinden oldu, ben de oldum.

Hep aklımda olan bir şeydi, yani bir gün gidip yurt dışında belli bir süre yaşamak… onun iyi bir fırsat olduğunu düşündüm, çünkü o zaman medyada işsiz kalan bir insanın en az bir yıl hiçbir şekilde hiçbir yerde iş bulma olasılığı yoktu, zaten çok fazla kişi işsizdi. Ben de onu değerlendirdim. Ekonomik krizin patladığı yıl öyle bir karar aldım, dedim ki, ben gideyim bir süre ve New York’a gittim… New York neden çekti beni? New York müzik kenti, o açıdan. Aslında giderken aklımda böyle uzun yıllar kalmayı düşünmüyordum açıkçası.

Gittikten sonra, işler beklemediğim sürpriz bir şekilde yolunda da gitti. Yolunda gitti derken, yolunda gitmeyen bir şey vardı tabi, 11 Eylül olayı oldu ben oradayken. Cumhuriyet gazetesinin New York’tan haberleri geçecek birine ihtiyacı vardı. Orada haber akışı çok fazlalaşmıştı. Dış haberlere yazar mısın, dediler. Dış haberlere haber yollamaya başladım, Cumhuriyet’e.

Sonra kitap yazma süreci orada başladı. Onu mesela çok fazla planlamış değildim. New York’ta yaşarken de müzik yazıları göndermeye devam ettim çeşitli dergilere, gazetelere. Bayağı büyük isimlerle röportaj yapıp önemli olayları izliyordum orada da. Ama tabi daha çok ‘freelance’ şeklinde oluyordu onlar… New York ilham veren bir şehir. Özellikle de içinde yaşayan, böyle bu kadar müzik tutkunu bir insansanız, çok esin kaynağı oluyor. O süreç beş yıla uzadı, New York’ta kalmam, yani inanılır gibi değil. O beş yıl içinde üç tane kitap yazmışım, herhalde hayatımın en verimli dönemlerinden biri oldu.

Çok da enteresan, çünkü New York’ta öyle çok rahat bir hayatınız olmayabiliyor. İlk kez aynı evi başkalarıyla paylaşıyordum, oda arkadaşım vardı, benim için farklı şeylerdi, gidip kafelerde oturup yazı yazıyordum, bilgisayarımı yanımda taşıyordum… ama o ortamda bile daha verimliydim, şu anda olduğumdan. Çok enteresan, hala onun sırrını çok çözebilmiş değilim. Hatta bir ara bilgisayarım yoktu, gidip kütüphanede yazıyordum yazılarımı, inanabiliyor musunuz? Orada standartlarınız düşüyor aslında, hani öyle sağlam bir bütçeniz veya desteğiniz yoksa, doğal olarak standartlarınız düşüyor, fakat kabulleniyorsunuz çok ilginç bir şekilde. Burada bir çok insan aynı koşullarda yaşamayı düşünmez bile.

O New York günlerinden sonra, Bush’un ikinci kez seçimleri kazanmasından sonra, aslında Amerika’nın en karanlık en bunalımlı dönemlerinden biriydi, bir çok Amerikalı o dönemde Kanada’ya göç etti, artık dayanamıyorlardı, biz burada yaşayamayız diyorlardı… ben de artık herhalde belli bir şeyleri bitirmiştim, yeter diye düşündüm, Türkiye’ye dönme kararı aldım.

Döndükten sonra da Cumhuriyet’te yazmaya devam ettim. Cumhuriyet’te “Dünyalı Yazılar” adı altında bir köşem vardı hafta sonu ekinde. Orada daha çok Amerika odaklı dış politika yazıları yazıyordum, çünkü aslında benim yüksek lisansım siyaset bilimi, mülkiyede siyaset bilimi konusunda ‘master’ yapmıştım. O nedenle zaten o konulara bir ilgim var, oraya yoğunlaştım ama aynı zamanda müziği yine bırakmadım, kültür sayfasında da müzik yazıları yazmayı sürdürdüm. Sonra, iki yıl önce Cumhuriyet macerası da sona erdi. Onların aldığı kararla, bir çok kişiye yönelik olarak aldıkları kararla…

veganizm-kapakŞu anda herhangi bir gazetede yazıyor musunuz?

Şu anda herhangi bir gazeteye yazmıyorum, gene bazı dergilere telifle yazılar yazmayı sürdürüyorum. Müzik yazılarımı daha çok blogumda yazıyorum, uzun süredir zaten ‘blogger’ olarak da faaliyet içindeyim, orada topluyorum yazılarımı.

Sosyal medyayı mecburen iletişim aracı olarak kullanıyorum, benim Facebook hesabım bile yok aslında, uzun süre girmemek için direndim. Twitter’a da haberleri almak için iyi oluyor düşüncesiyle girdim, sonra da kaldım işte orada.

Bir yandan da radyo programcılığım devam ediyor, Dinamo FM’de radyo programları yapıyorum.

Sosyal medyada müzik paylaşımlarınız kadar “veganizm” üzerine de dikkat çekici paylaşımlar yapıyorsunuz. Bu konuda Can Başkent ile birlikte bir de kitap hazırladınız, kitabın içeriğini biraz anlatır mısınız?

Can Başkent, Propaganda Yayınları’nın kurucusu, e-kitap yayınlayan bir yayınevi, ondan geldi bana teklif.

Biz New York günlerinden tanışıyoruz kendisiyle. O İstanbul’da yaşamıyor, kitabı yazdığımız sırada o Paris’te yaşıyordu, öğretim görevlisi çünkü üniversitede. Ondan geldi teklif, böyle bir düşüncem var, ilgilenir misin diye. Ben de açıkçası ilgilendim.

Şunun için ilgilendim:

Veganizm üzerine dünyada yazılmış kitaplar var fakat Türkçe’de yok ve Türkiye için yeni bir konu bu. Vejetaryenliğin daha bilinir bir durumu var ama veganlık konusu çok yeni, son birkaç yılda belki biraz daha bilinir hale geldi, medyadaki yazılarla veya gençler arasındaki birtakım oluşumlarla.

Can’ın önerisi üzerine biz bu kitabı yazmaya giriştik. O, söyleşi havasında yapalım dedi, hem zaten aynı yerde yaşamıyoruz, hem de okunurluğu kolaylaştırır, sürükleyici olur dedik. Çünkü bizim amacımız, böyle bir didaktik, hani şöyle olacak böyle olacak şeklinde akademik bir çalışma yapmak değildi. Öylesi de yapılabilir tabi, yanlış anlaşılmasın, bizim amacımız daha çok insanların veganizm denince aklına gelen sorulara ve aynı zamanda vegan olmayı aklından geçiren ama aklında belli sorular kalanların da merak ettikleri sorulara yönelik olmasıydı.

Herkese yönelik bir kitap olmasını istedik. O nedenle, ne varsa sorulan, önce onları belirledik, hangi konular üzerinde durabiliriz, neler daha çok belirsizlik içinde, onların üzerinden başladı. Zamanla farklı şeyler de geldi aklımıza yazma sürecinde, şunu da koyalım bunu da koyalım derken… konuya farklı yaklaşımlarımız da oldu bazı yerlerde, onun daha farklı düşündüğü, benim daha farklı yaklaştığım meseleler de oldu, onlar üzerine böyle bir fikir teatisi şeklinde gelişti kitap.

Çok da olumlu eleştiriler aldık, insanlar çok rahat okuduklarını ve faydalandıklarını söylediler. Bizim de amacımız oydu zaten. Sanıyorum amacına ulaştı.

Zaten bu bir ilkti, bundan sonrasında da umarım daha iyileri daha gelişmişleri yazılabilir….

DEVAMI DİPNOT TABLET’TE…

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play