#kitapmüzik’te bu hafta: Amerika’dan bir mini albüm

Çarşamba, 5 Kasım 2014 13:50

Sırma Munyar 5 yıldır Amerika’da yaşıyor. Berklee mezunu müzisyen, ilk ‘single’ı ‘Intuition’ ile dikkatleri üzerine çekmeyi başardı. Ancak bu öyle tesadüfi bir başarı değildi, onun müzik kariyeri çok önceleri başlamıştı. Kendisiyle İstanbul’dan New York’a uzanan müzik yolculuğunu konuştuk…

SIRMA MUNYAR ile İstanbul’da bir araya geldik. güzel bir söyleşi yaptık. Ne acı ki bu kayıt Apple’ın bir önceki jenerasyon cihazlarına güvendiğimiz için elimizden uçup gitti. O günden beri artık çift cihazla kayıt almaya başladım. Çok şükür ki müzisyenimiz henüz New York’a dönmeyecekti ve söyleşimizi tekrarlayabilecektik. Tabii ki bazı şeyler uçtu, bazı yeni şeyler geldi. Aklımızda kaldığı kadarıyla söyleşiyi tekrarladık. Bu bizim hatamız oldu ama söyleşinin bu ikinci kaydı bence daha güzel oldu. Kendisini de bu vesileyle iyice tanıma fırsatı bulmuş oldum.

Ne istediğini bilen, şu ana kadar kariyerinin en zorlu basamaklarını aşmayı başarmış, artık açık denizlere yelken açma zamanı gelen bir müzisyen var karşımızda. Kariyerine New York’ta başlamak gibi zor bir yolu seçen bir müzisyen. Gelin sizi kendisiyle tanıştırayım…

Hazırlayan: Mahmut Güleç 

Öncelikle sizi kısaca tanıyalım mı, kimdir Sırma Munyar?

19 yaşıma kadar İstanbul’da yaşadım, İstanbul doğumluyum. Liseyi Robert Kolej’de okudum. İlkokul yıllarımda klasik piyano ve solfej eğitimiyle müziğe başladım. Konservatuar sınavlarına girmeden hemen önce lise giriş sınavlarına girip Robert’i kazanınca oraya gittim.

Robert Kolej’e gidince oradaki okul orkestrasında vokalistlik yapmaya başladım. O dönemlerde biraz caza yoğunlaştım. O dönemdeki müzik hocam ve orkestra şefimiz Deniz Baysal da beni Aydın Esen’in eşi Randy Esen’den ders almaya yönlendirdi. Kendisiyle vokal tekniği ve caz repertuarı çalıştık.

Ardından o dönemlerdeki erkek arkadaşım beni Berklee’deki Arif Mardin bursundan haberdar etti. O bursa başvurdum ve kazandım. Berklee’nin üç haftalık yaz programına katıldım. Bu herhalde 2007 senesine denk geliyor, 17 yaşındaydım oraya gittiğimde. Berklee’nin havasını tecrübe ettikten sonra tekrar müzik okumaya karar verdim.

Sonraki sene Nardis’in caz vokalist yarışmasına girdim. Üçüncü oldum ve Polonya’ya gönderildim. Kendimi biraz daha eğitmek için bir yandan bazı ‘workshop’lara katıldım, ama aklımda Berklee vardı, o yüzden Berklee’ye başvurdum.

Berklee’ye % 30 civarında burs alarak girdim. Aranjörlük ve prodüksiyon üzerine eğitim aldım. Yeni mezun oldum, 2013 Mayıs ayında.

Hemen ardından New York’a taşındım. O aralarda başka bir sürü şey yaptım. Okumaya devam ederken, ‘Helicopria’ isimli ‘progressive rock’ grubunun vokalistliğini yaptım, onlarla bir sürü konserler verdim, hem Amerika’da hem İstanbul’da…

2010 senesinde Dünya Kupası şarkısında Türkiye’yi temsil ettim, şarkının ismi “Oh Africa”ydı. Pepsi beni davet etmişti, Nardis’teki başarımı duyduktan sonra… Böyle böyle derken şimdi de solo projeme yoğunlaşıyorum.

Haziran ayında New York’ta The Deli Magazine tarafından ayın New York sanatçısı olarak seçildiniz. Bir anda dikkatleri üstünüze çektiniz. Bunun önemi nedir anlatır mısınız?

Benim için en önemli olan tarafı o ankete seçilmiş olmaktı, insanların desteği çok önemli, halka açık bir anketti. Ekibimle ‘Intuition’ adlı ilk ‘single’ımı onlara göndermiştik, hakkında biraz yorum yapmaları için, paylaşmaları için. Hem o ‘single’ı paylaştılar, üstüne, o ‘single’ı paylaştıktan sonra da ankete seçtiler.

Benim için en önemli şey o, yani değer verdiklerini, beni kâle aldıklarını gösteriyor aslında. Tabii insanların desteği de çok mutlu etti beni, halka açık bir anketti çünkü.

sirma_albumAynı zamanda önemli bir de ödülü varmış, neydi o ödül?

Daha önce Madonna’nın, Beyonce’nin “mastering engineering”ini yapmış bir şirket tarafından, Türkçe olarak ses mühendisliği diyebiliriz sanırım, ücretsiz bir şarkılık ‘mastering’ yaptırma olanağı tanındı bana. Bu şekilde bir ödülü de var. Bu yıl içerisinde kullanmayı umuyorum, yeni bir ‘single’ çıkardığımda…

New York’ta, Amerika’da bir Türk müzisyen olarak neler yapıyorsunuz? Biraz New York hikâyenizi anlatır mısınız?

New York hikâyem aslında şimdilik kısa, çünkü yaklaşık bir yıl oldu, bir yılı yeni geçti diyebilirim. Mezuniyetten sonra bir yıllık çalışma iznim vardı, bir yandan da kendimi kanıtlamam gerekiyordu bir müzisyen olarak, çünkü öğrenci vizesiyle kalmaya devam ediyordum.  O yılın sonunda ya Türkiye’ye dönecektim ya da orada hayatıma devam etmek adına sanatçı vizesine başvurmam gerekecekti.

Sanatçı vizesine başvurmak için de çok kapsamlı geniş bir portfolyo hazırlamak gerekiyor. Bütün müzik hayatımı anlattığım bir portfolyo hazırlamak durumunda kaldım.

Bir yandan o portfolyoyu hazırlarken bir yandan bu “Instincts EP”yi kaydettim, onun üzerinde çalıştım. Kendi evimde bir stüdyo kurdum, profesyonel kayıtları orada almaya başladım. Orası benim ofisim haline geldi bir anlamda. Bir yandan ufak tefek bazı ‘jingle’lara Türkiye’de vokal kaydı yaptım, bir yandan da Time Square’de bir kayıt stüdyosunda staj yaptım, ses mühendisliği asistanı olarak. Ve bu şekilde, benim New York maceram bir yıl böyle geçti.

Yoğundu, ama biraz karışık bir yıldı, çünkü devamını göremiyordum açıkçası. Ama şimdi vizeyi aldım, şimdi tekrar dönüyorum New York’a.

Bu yıl ne yapacaksın diye soracak olursanız, yeni projeler üzerinde çalışma yapmaya ve bu solo projemin üzerine yoğunlaşmaya devam edeceğim. En büyük hedefim bu aslında. Bir yandan yine reklam müziği projeleri olabilir, konserler olabilir Amerika’da, ama asıl yeni parçalar yapmak istiyorum.

New York’ta bir Türk müzisyen olmak kolay mı zor mu?

Bir ayrımcılıkla karşılaşmadım ben şahsen. Bu biraz da şundan kaynaklanıyor, New York yabancılara çok açık bir şehir, zaten çoğu yabancıdan oluşan bir şehir aslında. Doğru düzgün kimse New Yorklu değil zaten, New York City’de yaşayanlar… dolayısıyla her milletten insan var ve müzik dünyasında aslında onlarca etnik yapıya biraz açıklar. Özellikle de canlı müzik dünyasında. Ama nasıl müzik yaptığınıza da bağlı bu tabii.

Şimdi bir Türk olarak, kendinizi ait hissetmediğiniz bir müziği icra etmeye çalışıyorsanız, sizden çok daha iyi o müziği icra eden bir sürü insan olabilir New York’ta. Öyle bir durumda yarış çok daha kızışmış olabiliyor.

Ben nasıl içimden geliyorsa öyle müzik yapıyorum. Müziğimde Türk enstrümanlarını da kullanıyorum, fakat batı müziği eğitimim de çok var… bir şeye zorlamayınca kendini pek bir zorluğu yok aslında.

Müzisyenler her zaman zorlanıyor New York’ta, çünkü çok fazla sayıda müzisyen var. Zorluğu o. Türk müzisyen olmak zorunda değilsiniz o zorluğu yaşamak için. Herkes için zor bir market.

Müzik çalışmalarınızı sürdürürken “büyük elma”da kimlerin desteğini alıyorsunuz, orada müzik sektörüne adım atmak zaten kolay değil?

Ailemin desteği her şeyden önce geliyor. Ben onlara mezuniyetten sonra bir şey sordum, dedim ki, isterseniz gelip Türkiye’de hem reklam müziği dünyasına komple girebilirim, eğitimciliğe yoğunlaşabilirim, hatta gelip Türkiye’de albüm çıkarabilirim… isterseniz gelip orada para kazanmaya hemen başlayabilirim, ama benim hedeflerim farklı, ben biraz daha bakacağım, uluslararası düzeyde bir şeyler yapabiliyor muyum… bunun için de belli bir yatırım yapmak gerekiyor. Onlar da “biz sana çıkabildiğimiz kadar arka çıkarız” sözünü verdikten sonra ben kendi projeme yoğunlaşmaya başladım New York’ta.

Aslında her şey düşük bütçeyle gerçekleşiyor, bunu da mümkün kılabilmenin yolu oradaki çevremin geniş olmasından kaynaklanıyor. Çünkü biz Berklee’den mezun olduktan sonra arkadaşlarımla beraber hep birlikte New York’a taşındık. Dolayısıyla herkes birbirine yardımcı oluyor ve düşük bütçeli bir şekilde hazırlanan ama kulağa hiç de düşük bütçeli gelmeyen projeler çıkabiliyor ortaya. Durum bu…

“Instincts EP”yi konuşalım, albümde 4 parça var, söz, müzik ve düzenlemeler size ait, aralarda ustaca yerleştirilmiş Türk müziği enstrümanları da var, albüm hakkında neler söylemek istersiniz?

Benim için Türk enstrümanlarını kullanmak, aslında kulağım ona ihtiyaç duyduğu için. Türk müziğiyle batı müziğini sentezlemeye kalkışan müzisyenlerdeki hata, bence kulağa zorlama olarak gelmesi, çünkü zorluyorlar gerçekten.

Benim için öyle değil, ben her iki kültürle de yetişmiş biriyim. Gençken Amerika’a gittim, 5 yıldır orada yaşıyorum. Öncesinde Türkiye’de yetişmiş bir insanım, dolayısıyla, Türk müziği eğitimi almamış olsam bile, kulak dolgunluğum var. Bir şarkı yazdığımda, oturup mesela “Aaa, şu enstrüman olsa ne güzel olurdu” dediğim zaman, o enstrümanın partisyonlarını yazıyorum, düzenlemeyi de şarkıyı yazarken yapıyorum çünkü… açıyorum bilgisayarı, partisyonu yazıyorum, o enstrümanı çalan meslektaşımı arıyorum. Çok şükür Amerika’da zaten bir sürü Türk müzisyen var, hele ki New York’ta… geliyorlar, kayıt alıyorum ve kullanıyorum. Kayıtlarımı da kendim aldığım için kolay oluyor açıkçası.

Mesela yaylı tamburu ağırlıklı kullanmam bu sebepten dolayıdır. Düşündüm, bir yaylı enstrüman duymak istiyorum, ama böyle bildiğimiz keman, çello falan değil, daha böyle çiğ gelen bir şey duymak istiyorum ve yaylı tambur duymak istediğimi o şekilde düşündüm ve buldum. Daha sonra yaylı tambur grubu gibi gelsin diye üst üste bir sürü kayıtlar aldım ve o şekilde kullandım parçada. Bu bir örnek tabii sadece.

Bütün prodüksiyonu siz mi üstleniyorsunuz peki?

Prodüksiyonu tamamen ben üstlendiğimi söyleyemem. Düzenlemeyi ben üstlendim, kayıtları almayı da ben üstlendim. Başka bir prodüktörle çalışıyorum. Kayıtlarımı aldıktan ve her şeyin ‘edit’lerini kendim yaptıktan sonra dosyayı aynen prodüktör arkadaşıma gönderiyorum, sonra onun üzerine konuşuyoruz…

Albümdeki parçaların hikâyeleri hakkında neler söylemek istersiniz?

Parçalar hakkında genel olarak şunu söyleyebilirim; kafamın çok karışık olduğu bir dönemde ortaya çıktı bu EP. O yüzden içinde çok fazla duygu barındırıyor. Bir yandan çok fazla türü barındırmasının sebeplerinden biri de bu olabilir.

Kolektif bir şekilde benim müzikal geçmişimi anlatan, aynı zamanda hayattaki tecrübelerimden gelen bir kafa karışıklığını dile getiren bir mini albüm oldu aslında.

Dolayısıyla her parçanın birbiriyle bir ilişkisi var. ‘Intuition’ tamamen o kafa karışıklığını dile getiren bir parça, ilk onu yazmaya başlamıştım zaten. O şarkı mesela mezuniyetten hemen sonra yazılmıştı.

O zaman gelecek kaygısı çok hakimdi, Gezi Parkı’nda bir sürü olaylar oluyordu, arkadaşlarım oradaydı, ben o sırada Amerika’daydım ve dönemiyordum açıkçası, çünkü çalışma iznimi kaybetmek istemiyordum. Bu parça, o kafa karışıklığı sırasında ve içgüdülerime güvenmeme iteleyen bir parça olarak ortaya çıktı. Ben hakikaten, hayatım boyunca içgüdülerini takip eden bir insan oldum.

Yabancı basında hem biraz elektronik dans müziği olduğu konuşuldu hem de “electronic dark pop” olarak lanse edildi. Bence bunların hepsi doğru. Biraz ‘folk’ öğeleri de var tabii ki Türk enstrümanlarından gelen. Bir yandan benim hem klasik müzik eğitimim var hem de caz müzik eğitimim var, zaman zaman armonilerde onu da duymak mümkün. Bayağı ortaya karışık aslında o anlamda.

‘Trigger’ biraz böyle doğayı ve dünyayı dinlediğim, gözlemlemeye çalıştığım bir dönemde, kendimi dünyada ufacık hissettiğim ve kendimi dinlemeye verdiğim bir dönemde ortaya çıktı.

‘Cliff’ çocukluğumdan beri gördüğüm, tekrar eden tek rüyayı anlatan bir parça. Birçok insanın başına gelmiştir, birçok insan aynı rüyayı görmüştür mutlaka… bir dağda uçurumdan aşağı düşerken uyanma rüyası. Bu rüyayı çocukluğumdan beri ilk defa görmüştüm geçtiğimiz sene içerisinde ve o rüyayı gördükten sonra bu şarkıyı yazdım.

‘Clinched’ de, biraz böyle romantik duyguları paylaştığım bir arkadaşımla çekişmelerimizi anlatan, daha önce yaşadığımız kalp ağrılarını ve yorgunluklarını anlatan bir parça olarak ortaya çıktı…

sirma05Albümle ilgili aldığınız tepkiler nasıl? Hem müzikseverlerin hem de profesyonel çevrenin tepkilerini merak ediyorum.

Karışık tepkiler aldım aslında, hiç duyulmayan bir tarz olduğu için… İnsanlar hem “aaa böyle bir şey duymamıştım daha önce” diye tepki verdiler, hem de “duymamıştım daha önce ama oturup dinler miyim bilmiyorum” diye tepki verenler de oldu.

Açıkçası ben ikisini de bekliyordum zaten, çünkü hiç piyasa kaygısıyla yapmadım bu projeyi, tamamen dürüst olsun istedim, olduğu gibi olsun istedim. İyi tepkiler beni çok gülümsetti açıkçası.

Yabancı basında hiç beklemediğim tepkiler verildi, güzel bir şekilde. Beklemediğim büyüklükteki yayın organları, işte “Entertainment Weekly” gibi ya da MTV’nin yeni sanatçıları ortaya çıkaran, öne çıkaran “MTV Iggy” sitesi gibi… bu tür güzel analizler de yapıldı, onlar beni gülümsetti tabii.

Eğer daha popüler kültüre yakın bir tarzı olsaydı çok daha fazla sayıda insan dinlerdi ama o tarzlardan da uzak değilim, zamanı gelince belki o tarzlara da yoğunlaşabilirim. Bu albüme aldığım yorumlar genelde karışıktı, onu söyleyebilirim.

Peki Türkiye’de tepkiler nasıldı, burada bir konseriniz de oldu?

Hem Amerika’da hem Türkiye’de, şarkıları dinleyip seven bir daha peşini bırakmıyor, en güzel tarafı o aslında.

Konserde sözleri ezbere bilenler de vardı, ama böyle biri gelmiş, bir dinleyeyim diye gelen insanlar da vardı. Ama benim beklemediğim sayıda beğenen insan da çıktı, ben hiçbir beklenti olmadan gittiğim için her yere, haliyle birileri beğenince çok seviniyorum.

Artık dijital müzik dünyası ön plana çıktı, bir şey çıktığında her yerde çıkıyor, iTunes da Türkiye’ye geldikten sonra… Soundcloud, Youtube, iTunes, Spotify, bu dördü zaten müzik dinlemek için insanların en çok ziyaret ettiği alanlar, dolayısıyla insanlar çok çabuk duyuyorlar.

Fiziksel albüm satışı diye bir şey doğru düzgün kalmadı. Genelde insanlar çok fazla para da yatırmıyorlar müzik dinlemeye.

Onun bir etkisi var, para yatırsanız bile gidip dijital olarak alıyorsunuz artık, insanlar fiziksel olarak almayı tercih etmiyorlar.

Çok fazla sınır kalmadı artık ülkeler arasında….

Bundan sonra hangi projeler-hedefler var önünüzde? Yakın zamanda konser planları var mı? Müzikseverler ile yeni buluşmalarınız olacak mı?

Bu aralar birkaç tane ortak proje yapmak istiyorum, onların üzerine çalışacağım herhalde.

Bol bol şarkı yazmak istiyorum ve biraz sakinleştim, açıkçası İstanbul’a geldikten sonra ve vizemi aldıktan sonra bir takım kafa karışıklıklarından kurtuldum. O yüzden böyle daha tatlı, şeker şarkılar çıkmaya başladı.

Bir sonraki proje biraz daha “electro pop”a kayan, “indie pop”a kayan, bu arada yine Türk enstrümanları barındırabilir tabii ki, ama yine kendi tarzımda, daha sakin şarkılar çıkacak gibi görünüyor. Bu tüyoyu verebilirim.

Bu yaratım sürecinde konserlere ara vereceğim bir süre. Ama herhalde, bahar yaz dönemlerinde tekrar yavaş yavaş piyasaya çıkmaya başlarım diye tahmin ediyorum. Mutlaka bir İstanbul ziyareti de yaparım bu arada, zaten ailem burada.

Bir de sosyal medyadan beni takip etmelerini tavsiye ederim. En güzel tarafı o, insanlara sürekli ne yaptığımı oradan bildiriyorum.

Son olarak Dipnot Tablet #kitapmüzik okurlarına ve müzikseverlere ne söylemek istersiniz?

Daha fazla müzik dinlesinler. Müzik dinlemeden bu hayatın tadı yok bence. Müzisyenleri araştırsınlar, benimle alakalı olan bir durum değil.

Ülkenin durumuna kendilerini kaptırıp da kendilerini müzikten, sanattan mahrum etmesinler.

Ülkemizde de güzel eğitim olanakları var fakat olabildiğince gözlerini yükseklere dikmekten çekinmesinler derim ben.

Müzisyenlik, biraz da dünyayı görmekten de gelen bir durum, ne kadar ufkunuz genişlerse o kadar bilerek, bilinçli şekilde, ilham alarak müzik yapıyorsunuz sonuçta.

Sınırları zorlasınlar, en önemli şey o. Avrupa olur, Amerika olur, başka bir ülkenin başka bir yeri olur, eğitimi illa ki şurada şu okulda almak lazım diye bir şey yok.

Bence dünya terbiyesi almak çok daha önemli bir şey, yani gezip görmek ve insanın kendisini yetiştirmesi.

Türkiye bazen böyle kısılıp kalacağınız bir yer haline gelebiliyor, bunu kötü anlamda söylemiyorum, her ülke için böyle olabilir aslında. İnsanlar ailelerine bağlı olmaktan ya da başka sebeplerden dolayı genç yaşlarda biraz kapana kısılabiliyorlar, bunu aşıp henüz gençken bir şeyleri keşfetmeye aç olmak lazım, her ne meslek olursa olsun. Bunun tavsiyesini verebilirim ancak.

Yazının tamamı için:

TÜRKİYE’NİN EN ÇOK OKUNAN TABLET DERGİSİNİ ÜCRETSİZ OLARAK

iPAD’İNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN

 available-on-the-app-store

ANDROİD TABANLI TABLETİNİZE İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN
Get-it-on-Google-Play